The Breakfast Club : BÜYÜYÜNCE KALBİMİZ ÖLÜR MÜ?

Illinois’te gözetim altında geçirilen disiplin cezasına “The Breakfast Club” denir. Filmimiz de okuldan aldıkları disiplin cezası nedeniyle cumartesi günlerini okulun kütüphanesinde geçirmek zorunda kalan birbirinden farklı 5 genci ve birbirlerini tanıma süreçlerini konu alıyor. Son yıllarda senarist olarak adı alınan ancak 80’lerdeki bağımsız filmleriyle ün yapmış olan John Hughes’in 1985 yapımı “The Breakfast Club” filmi gençlerin sorunlarına ve kuşak çatışmasına getirdiği bakış açısıyla günümüzde bir külte dönüşmüştür.

 “Batı Yakasının Hikâyesi”,”Easy Rider” gibi birçok gençlik filmi çekilmişti Hughes’un filmine kadar. Lise filmleri deyince klişeleri başarılı bir şekilde uygulayan müzikal-komedi filmi “Grease” ve Brian De Palma filmi korku filmi “Carrie” de günümüzde bir kült haline gelen filmlerdir. Fakat Hughes’un farkı da bu noktada çıkıyor “var olan lise filmi klişelerini” kullanmıyor. Gençlerin dünyasını pek ciddiye almayan bu filmlerde ebeveynleri evde olmayınca parti veren gençleri, kazara göğüsleri görünen sarısın kızları, kızları soyunma odasında gözetleyen erkekleri görmek mümkünken Hughes’un filminde bunlardan hiçbirine rastlamıyorsunuz.

Hughes’in gençlerinden Andrew (Emilio Estevez) okul takımında başarılı bir güreşçi, Brian (Anthony Michael Hall) çalışkan bir öğrenci, John (Judd Nelson) disiplin cezalarına alışık bir serseri, Claire (Molly Ringwald) güzelliğine düşkün bir zengin kızı ve Allison (Ally Sheedy) garip ve içine kapanık bir kızdır. Bu beş farklı genç gün boyunca ortak yönlerini keşfederken hayatın sadece kendileri için değil tüm yaşıtları için zor olduğunu fark ederler.

Aslında film gençlerin sorunlarını gözler önüne seriyor fakat onlara bir çözüm yaratmak amacında değil sorunların kaçınılmaz olduğunu söylüyor sadece. Bunu en çarpıcı şekilde gözler önüne seren sahne ise John’un dolabından alınan esrarın çekilmesinden sonra bir grup terapisine dönüşen sahne. Ebeveynleriyle olan sorunlarını itiraf eden ve şikâyetlerini dile getiren gençler “Acaba büyüyünce biz de onlar gibi mi olacağız?” sorusunu “Büyüyünce kalbin ölür.” diyerek cevaplayan gençler ebeveynler ve çocukları arasındaki sorunların bir kısır döngü olduğunu vurguluyor.

Güldürdüğü kadar düşündüren de bir gençlik filmi “The Breakfast Club” . Birbirlerini tanımaya başlayan bu gençler Brian ‘ın “Pazartesi ne olacak?” sorusu karşısında bizleri de düşünmeye sevk ediyor ve içimizde bir yerlere dokunup Brian gibi gözlerimizin yaşarmasına neden oluyor. Birbirlerinden çok farklı birer sosyal çevreleri olan ve bu çevrenin yaptırımlarına boyun eğen gençlerin aslında birbirlerini de pek anlamadığını fark ediyoruz böylece.

Gücünü senaryosundan alan bu filmi yazdığı sırada 32, çektiği sırada 35 yaşında olan Hughes, geride bıraktığı gençlik yıllarıyla ilgili duyarlılığı nedeniyle takdirlerimizi kazanıyor. Filminde gençlik günleri geride kalınca herkes gençleri anlamakta güçlük çeken birer yetişkine dönüşür dese de kendisinin kalbi ölmemiş olmalı ki bu kadar samimi bir senaryoya ve filme imza atabiliyor.

80’lerin tek iyi gençlik filmi Hughes’un “The Breakfast Club”ı değil tabi ki. Yine Hughes’un yazıp yönettiği “Sixteen Candles” ve “Ferris Bueller’s Day Off”,Hughes’un yazdığı ve “The Breakfast Club”ın Claire’i Molly Ringwald’ın oynadığı “Pretty In Pink”,Rob Reiner’ın “Stand By Me” ve “The Sure Thing” i,Joel Schumacher’in “St. Elmo’s Fire” ve “The Lost Boys” u o yılların çarpıcı gençlik filmlerinden bazıları.

Bir gençlik filminden beklediğiniz bol kahkaha ve belden aşağı espriler değilse ve gençlerin sorunlarını ciddiye alan bir film izlemekten sıkılmam diyorsanız “The Breakfast Club” tam size göre. Gençlik yıllarınızın hangi döneme geldiğinin hiç önemi yok çünkü bu film “kısır bir döngü” olan ebeveynler ve çocukları arasında sorunları ele alış biçimiyle her kuşağa hitap ediyor, bir filmi kült yapan nedenlerden biri de bu değil mi zaten “gücünü her zaman koruması”. Kalbi henüz ölmemiş yetişkinler ve klişelerden sıkılmış gençlere iyi seyirler…

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s