Ben Efsaneyim: KARANLIĞI AYDINLAT

Bilimkurgunun usta kalemi Richard Matheson’ın eseri “Ben Efsaneyim” ilk olarak 1964 yılında sinemaya uyarlandı. 30 yaşlarındaki Robert Neville karakterini 53 yaşındaki Vincent Price’in canlandırması nedeniyle yadırganan “The Last Man on Earth” isimli ilk uyarlama yazarını da sinemaseverleri de memnun edememişti. İkinci uyarlama 1971 yılında “The Omega Man” ismiyle salonlarda yerini aldı. Bu filmle de romanın ve yazarın hayal kırıklığı devam etti ta ki 2008 yılındaki “Ben Efsaneyim” çekilene kadar.

70’li yılların başından beri bu kültleşmiş romanın film haklarını elinde tutan Warner Bros, 90’ların başında Ridley Scott’un yöneteceği, Arnold Swarzeneger’in Robert Neville’i canlandıracağı bir projeden bahsetti. “The Omega Man”in yeniden uyarlaması olacak proje bütçenin şişkinliği nedeniyle rafa kaldırıldı. Aynı proje Michael Bay’ın yönetiminden yine Swarzeneger’le çekilmek üzere tekrar gündeme geldiğindeyse yapımcılar senaryoyu beğenmedi. Swarzeneger’in politikaya atılmasından sonra 2005 yılına kadar adı geçmeyen proje, Akıl Oyunları, Cindrella Man gibi başarılı senaryoların yazarı Akiva Goldsman’ın ve ilk uzun metrajı “Constantine” ile kendini kanıtlayan yönetmen Francis Lawrence’in ellerine teslim edildi.
“Ben Efsaneyim”in sinema filminde romandan farklı olarak Robert Neville bir bilim adamı. Filmde, kanserle savaşan bir virüs geliştirdiklerine sevinemeden bu virüsün insanları açlıktan gözü dönmüş yaratıklara dönüştürdüğü fark ediliyor. Kitapta vampire dönüştürüldüğü anlatılsa da filmde enfekte olan insanlar, vampirle zombi arası yaratıklar olarak tasvir edilmiş.  Virüsün kontrol dışı kalması sonucu New York(kitapta Los Angeles’tı) tahliye ediliyor ve tedaviyi bulana kadar eşini ve çocuğunu şehirden gönderen Neville bir süre sonra kanının bağışıklık kazanmasıyla New York’ta hayatta kalan tek insan oluyor. Neville salgından sonraki üç yıl boyunca hem hayatta kalmaya hem de virüsün tedavisini bulmaya çalışıyor.
Filmin ilk dakikalardan itibaren sizi etkisi altına alacak bir görselliği var. Kitapta virüsün yayılmaya başladığı yer olan Los Angeles’ın, öğleden sonra 3 itibariyle zaten sokaklarının boşalması nedeniyle boş görünmesinin pek etkili olmayacağına karar veren senaristler filmde New York’u başlangıç noktası yapmışlar. Günün her saati capcanlı olan bir şehrin ıssız ve insansız görüntüleri daha çarpıcı olmuş gerçekten de. İnsansız bir doğanın demir binalarla dolu bir şehir merkezinde bile kendi formuna dönüşmüş halini görmek filmden aldığınız en büyük keyiflerden. Bir diğer keyif ise “karanlığı aydınlatmak” için mücadelesini kaybetmeyen Neville ve onun Bob Marley atıfları.
Robert Neville rolünde karşımıza çıkan Will Smith bu roldeki performansıyla sadece bir “aksiyon yıldızı” olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Sam isimli köpeği dışında konuşabileceği bir canlı olmayan Neville’in aldığı filmleri dükkana teslim etmesi, insanlığını unutmamak için o dükkana yerleştirdiği mankenlerle konuşması, yıllar sonra yaşayan başka insanlara da,Anna ve Ethan, rast geldiğinde yaşadığı şok ekrana en doğal haliyle yansıyor Smith sayesinde. Ben Efsaneyim, hem bilimkurgu türünün hakkını veriyor hem de karanlık bir atmosfer yaratmadan sizi germeyi başarıyor bu nedenle özellikle türün takipçilerinin görmesi gereken bir yapım, iyi seyirler…

 

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s