Konseyin Ardından…

“sev kendini, bul kendini
aç gönlünü, yaz döngünü
birlik sen, bütünlük sen
toplum sen, oluşum sen
iyilik sen, kötülük sen
yaratırsan, yaratan sen”
Aslında söylenecek çok şey var. Ama aklımda kaldığı kadarıyla gün ve gün aktarmaya çalışayım. Hem tog nedir konsey nedir sorularına yanıt olsun hem de bu blogu takip eden toplum gönüllülerine bir aktarım…
17 Eylül saatler 08:00’i gösterdiğinde bindim Öz Bolu’ya ve düştüm Bolu yollarına… Normal şartlar altında dört saat dürmesi gereken yol her yerde duran Öz Bolu sayeside beş buçuk saate kadar uzadı ve öğlen yemeği saatinde Bolu’ya varmış oldum. 
Korktuğum başıma gelmedi yani çok fazla bir şey kaçırmadıüğmı fark ettim vardığımda. Konseye Azize‘nin yürüttüğü Ritm Atölyesi ile başlamak motive edici oldu. Azize, kendine özgü bir sanatçı ve üslubuyla, içtenliğiyle hepimizin gönlünde yer etti. Toplum Gönüllüleri için bestelediği şarkı da hem hoş bir jest hem de başta da söylediğim gibi motive ediciydi. Atölyeden aklımda kalanlar U’nun yaşamayı, O’nun hissetmeyi, E’nin konuşmayı temsil ettiğiydi ancak hala A’yı hatırlayamıyorum!
İlk gün Ritm Atölyesi dışında “Gençlik Kumpanyası” atölyesine katıldım. Gençlik Kumpanyası ne midir?
“Gençlik kumpanyası; türlü sanat dallarını kullanarak, gençler aracılığıyla gençlere haklarını anlatmak,hep birlikte neler yapabileceğimizi görmek amacıyla kurulmuş bir topluluktur. Projenin amacı, gençlerin sosyal hayata katılımının altını çizmek, gençler arasındaki iletişimi artırmak ve gençlik hakları konusunda bilinçlenmek/bilinçlendirmektir.Gençlik Kumpanyası sanatın, gençliğin, yollarda olmanın tadını içinde barındıran bir gençlik projesidir.”
Akşamına ise birçok örgütlenmeden arkadaşlarla birbirimizi tanıma vaktiydi. Dicle Atak gibi Bolu Konsey de harika arkadaşlıklara ortam hazırladı.
Konseyin 3. günü benim için biraz telaş demekti çünkü ders seçimim ve atölyem vardı. Usis gecesini Usis sabahına çevirme kararı alan canım okulum 45 dakikalık bir gerginlik yaşattı bana atölye öncesi ama Usis yine de insaflıydı çünkü atölyeye girmeden ders seçimimi bitirmiştim. Atölyemiz tahminimden daha olumlu tepkiler aldı ve gereken özeni gösterirsek yöntemimiz yeni gönüllü arkadaşlarımız için faydalı olacaktır.
Atölyeden sonra diğer stkların sunum ve atölyeleri vardı. Ben hem dans etmeyi sevdiğimden hem de projenin amaçları hoşuma gittiğinden Dance4Life‘a katıldım. Dance4Life üç kıtada, binlerce genç tarafından, gençleri HIV ve AIDS konusunda bilinçlendirmek ve eğitmek için yürütülen bir gençlik, dans ve HIV ve AIDS kampanyasıdır. Dance4Life ile
– Eğitimler ile gençler HIV ve AIDS konusunda bilgilenmekte, bilinçlenmekte
– Okul aktiviteleri ile gençler bilgilerini arkadaşları ile paylaşmakta
– Gençler sorumluluk alarak güçlendirilmekte
SEN DE KATIL, YAŞAM İÇİN SORUMLULUK AL…YAŞAM İÇİN DANS ET!
Dans ederek kaybettiğimiz enerjiyi geri kazanınca öğleden sonraki panelin yolunu tuttuk. Panelin en ilginç yanı Pekin’den Paris’e doğru yola çıkan Eğitime Destek Kampanyasının yolculuğunu öğrenmekti. “Gönüllerin Şampiyonu Anadol, Toplum Gönüllüsü gençlere burs desteği sağlamak için Pasifik’ten Atlantik’e yol alıyor” şeklinde özetleyebileceğimiz kampanya hakkında daha ayrıntılı bir yazı yazacağım. Şimdilik 4555’e BURS yazarak veya boş mesaj göndererek, 10 TL katkıda bulunabileceğinizi söylemek yeterli sanırım.
3. günün akşamı da gündüzü kadar yoğundu. Açık alanların olduğu akşamda ne yaptığımı söylemeden önce açık alan nedir sorusuna yanıt vereyim. 
“Açık alan, bir çeşit toplantı yapma tekniğidir. Basit fakat aynı zamanda da etkili bir tekniktir. Değişik sayıda kişiden (2-2000) meydana gelen grupların bir araya gelmesine ve kısa bir sürede çok karmaşık konular üzerinde çalışmalarına yardımcı olur. Kurum, topluluk ve toplumları oluşturan bireylerin kendilerine göre önemli olan konuları, problemleri, eksiklikleri gündeme getirme; duygu, heyecan ve kaygılarını ortaya koyma; birbirleriyle paylaşma, birbirlerinden öğrenme ve mümkünse birlikte sorumluluk alarak çözümler yaratmaları konusunda kullanılan, en etkili yöntemdir”.
4 prensibi şu şekildedir:
1.kim gelirse gelsin, o doğru kişidir.
2.ne zaman başlarsa başlasın, o doğru zamandır.
3.her ne olmuşsa, o olabilecek tek şeydir.
4.bittiği zaman bitmiştir.
Tek kanunu ise “iki ayak kuralı” olan teknolojidir. İki ayak kuralı ise;
“Eğer bulunduğunuz yerde söyleyecek bir şeyiniz kalmadıysa, sizin için bir öğrenme yaratmıyorsa ve artık orada verimli olmayacağını düşünüyorsanız tek yapmanız gereken “iki ayak kuralını” hatırlamak ve başka bir açık alana yürümektir. Böylece arı oluyorsunuz. Tam tersi durumda yani biraz da olsa bulunduğunuz yere faydanız olduğunu, bir şeyler öğrendiğinizi düşünüyorsanız olduğunuz yerde kalın. O zaman da kelebek olursunuz.”
Ben tahmin edileceği üzere kelebektim ama sanılan sebebten değil, isteyerek katıldığım ve faydalı olduğuna inandığım “Hayat Zor” oyunu nedeniyle. Hayar Zor haklarımız ile ilgili hem eğlendirici hem öğretici bir oyun. Oyun bittikten sonra bir üzerinden konuşacak çok şey oluyor.
Gelelim son güne. Uykuma yenik düştüğüm için Proje Fuarını kaçırsam da projelerin aktarımlarını mümkün mertebe almaya çalıştım. Proje sunumları bitip iş vedaya gelince de Tog için gelenekselleşen Tunak Tunak dansını yaptık ve herkes evlerine dönmek üzere vedalaştı. 
Tog için tek diyebileceğim hiyerarşiden, rekabetten uzak, insanların hoşgörü ve saygı çerçevesinde hem eğlenip hem de aklınıza gelebilecek her konuya kafa patlattığı bir vakıf olduğu ve dahil olmadığınız her dakikanın sizin için büyük bir kayıp olduğudur. Bahardaki konseye de katılabilmek umuduyla…
Reklamlar

One thought on “Konseyin Ardından…

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s