Bağlanmak İstiyor Ama Bağlanamıyor Musunuz?

Sinemaya olan tutkumun bu denli kuvvetli olmasının nedeni olan filmlerden biridir Leon. Mathilda karakerinin üzerimde bıraktığı etkiden olsa gerek Natalie Portman’ın yeri her zaman ayrıdır bende. O hangi filmde oynasa izlerim ve severim de karakterlerini.

Romantik-komedi türü tekdüzelikten çıkan örneklerle karşımıza çıkmıyor pek. Günümüz aşklarını düşününce de biraz daha sığ senaryolara sahip oluyorlar. Başrol oyuncularıyla bizi şaşırtıp da “sığ” olmaktan son anda sıyrılan filmleri sık görmeye başladık sanki son dönemde? Mesela aykırı karakterlerle görmeye alıştığımız Natalie Portman gibi bir oyuncuyu “Bağlanmak Yok” gibi bir romantik-komedide görmek oldukça şaşırttı beni.

Natalie Portman’a yakışıklı oyuncu Ashton Kutcher eşlik ediyor. Juno ile bağımsız sinema severlerin kalbine taht kuran ve Aklı Havada filmiyle başarılarını devam ettiren Jason Reitman’ın babası Ivan Reitman’ı görüyoruz yönetmen koltuğunda. Filmin ilgimi çekme sebebi ise yönetmenin film hakkındaki şu sözleri: Günümüzde gençlerin duygusal bir ilişki kurması, sekse dayalı bir ilişki kurmasından daha zor. 20 yıldan daha uzun bir zaman önce “When Harry Met Sally” şu soruyu sormuştu: Bir kadın ve bir erkeğin işin içine seksi karıştırmadan sadece arkadaş olmaları mümkün müdür? Açıkçası bu soru günümüzde ‘bir kadın ve bir erkeğin işin içine duyguları katmadan sadece cinsellik yaşamaları mümkün mü?’ şeklinde değişti.” 

Emma, yoğun çalışma saatleri nedeniyle aşka fırsat bulamayan ve ilişkileri de gereksiz bulan bir kadın. Adam ise babasının şöhretinin gölgesinde kalmış, eski sevgilisi babasıyla beraber olduğu için zor dönemler geçiren bir erkek. 14 yaşındalarken bir kampta tanışan ve dönem dönem yolları kesişen bu iki insan beraber oldukları bir gecenin ardından “seks arkadaşı” olmaya karar veriyorlar. Ancak Adam’ın duygularını bastırmakta zorlanması nedeniyle “arkadaşlıkları” tehlikeye giriyor.

Konudan da anlaşılabileceği gibi klişe karakterler var filmde. İlerleyiş de beklenildiği gibi oluyor zaten. Peki filmi keyifli kılan ne? Tüm huysuzluklarına rağmen bana kendini sevdiren Emma karakteri (Portman’ın payı büyük) ve ilişkilerin hissedebildiğin sürece güzel olduğunu klasik romantik komedilerin tersine bir bakış açısıyla ele almış olması. Emma’nın neden ilişkilerden kaçtığı bir karakter analizi edasıyla değil de küçük dokunuşlarla bizlere aktarılıyor. Bu da filmin “iyi” olmasının önündeki en büyük engel. Benim gibi, keyif almak için filmin iyi olmasından çok filme yakın hissedebilmek, filme dahil olabilmek önemli diyorsanız ve Emma’yla kendinizi özdeşleştirebiliyorsanız keyifli vakitler sizi bekliyor. Aksi halde başrol oyuncularının uyumu ve ilişkilere günümüz penceresinde bakması dışında pek bir özelliği olmayan, sıradan bir tür örneği.

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s