Hayal ile Gerçek Arası Bir Paris Yolculuğu: Midnight in Paris

Cannes Film Festivali başta olmak üzere katıldığı festivallerden övgüyle dönen, Altın Küre ödüllerinden “En İyi Senaryo” ödülüne layık görülen, aralarında “En İyi Film” kategorisinin de bulunduğu dört dalda Akademi tarafından ödüle aday gösterilen bir film: Midnight in Paris. Yarattığı karakterlerle, çektiği filmlerle, ilişkilere getirdiği bakış açısıyla hayranı olduğum isim Woody Allen son filmi “You Will Meet a Tall Dark Stranger” ile beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Avrupa’nın ona yaradığını düşünen hayranlarındandım ben. Ve Midnight in Paris ile Avrupa’ya geri döndü Woody.
Aşıkların şehri Paris. Film çekmek için seçildiğinde beraberinde buram buram romantizm beklenen şehir. Woody seçimini romantizmden yana yapmamış. Yine aşk var ama bir kadına ya da bir erkeğe duyulandan farklı bir aşk. Sanata ve edebiyata duyulan bir aşk.
Filmin başkarakteri Gil, bir süredir kitap yazmakla meşguldür. Evlilik öncesi, nişanlısıyla Paris’e gelir. Kendisini geçmişe ait hisseden Gil, 1920’lerin Paris’inde olmak için neler vermezdir ki… Mucizevi şekilde bu hayali gerçek olur. Luis Bunuel, Salvador Dali, Pablo Picasso, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway gibi hayranı olduğu ressamlar, yazarlar ve yönetmenlerle zaman geçirdiği bir zaman yolculuğuna çıkar Paris gecelerinde.
Gil karakteri, mimikleriyle, davranışlarıyla yıllardır Woody Allen tarafından kendi filmlerinde yaratılan ve oynanan karakterlerin bir kopyası. Onun nevrotik erkek tipini ondan başkası canlandıramaz diyordum fakat daha çok komedi filmleriyle ismini duyduğumuz Owen Wilson, Gil karakteriyle beni şaşırttı. Bir Diane Keaton olamasa da Gil’in nişanlısı Inez rolünde izlediğimiz Rachel McAdams da büyüleyiciydi. Adriana rolünde izlediğimiz Marion Cotillard filmin büyüleyici diğer kadın oyuncusu. Ama hiçbiri beni, filmin en sevdiğim ayrıntısı diyebileceğim Adrien Broody kadar büyülemedi. Piyanist ile dikkatleri çeken başarılı oyuncu, en az Woody Allen kadar hayranı olduğum sürrealist ressam Salvador Dali olarak karşımıza çıkıyor.
Yıllardır kadın-erkek ilişkilerini ve hayatı sorgulayan bir Woody Allen izliyoruz. Bu filmde de var bunlar. Geçmişe duyulan özlem, geçmişte daha mutlu olacağımız düşüncesi, dönemimize ait hissetmeme hepimizde az çok olan duygular. Bu duygulardan hareketle Paris’te büyüleyici bir zaman yolculuğuna davet ediyor bizi Woody. Edebiyatı, sanatı veya Paris’i sevmeniz bu filmden keyif almanız için yeterli. Tabi filmde birer karakter olarak izlediğimiz isimlere ve Woody Allen sinemasına da aşina olmak önemli. Eğer bahsettiğim şartları sağlıyorsanız, sizi büyüleyici bir film bekliyor. Aldığı adaylıkları da göz önünde bulundurursak izlenmeden geçilmemesi gereken filmlerden. İyi seyirler.

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s