Bunları da İzledim Aslında…

 Buaralar bloga uzun uzadıya yazasım gelmiyor. Yine de iki kelam etmek lazım dediğim filmler var. Bu nedenle kısa kısa ne izledim, hakkında ne düşündüm paylaşıyorum sizlerde.
A Separation – Bir Ayrılık (2011)
2011’in en çok ses getiren yabancı filmi. Oscar’da Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü alacağından herkes emindi desem yalan olmaz. İran’daki toplumsal yaşamı, bir ayrılık hikayesi aracılığıyla yalın bir dille anlatan filmin aile içi iletişim, boşanma, dürüstlük kavramı ve kadının İran toplumundaki yeri üzerine söyleyecekleri var. Senaryo muazzam. Yönetmen Asghar Farhadi’nin ismini bir kenara yazmalı. Puanım 9/10.

Water for Elephants – Aşkın Büyüsü (2011)
Reese Witherspoon, Robert Pattinson ve Christoph Waltz’ın başrollerini paylaştığı Water For Elephants aynı isimli bestseller romandan uyarlandı. Ailesinin ani ölümü nedeniyle veterinerlik fakültesini bırakan Jacob’un yolu dönemin gösterişli dünyasına, bir sirke düşüyor. Burada acımasız patronu August’un karısı Marlene’e aşık oluyor. İmkansız aşkları genç aşıkların başına iş açıyor tabi. 
Konusu sıradan dursa da aşkın geçtiği mekanın sirk, aşkın kahramanlarının sirk çalışanları olması olaya fantastik bir dokunuş sağlıyor. Filmi izlemeden önce de izledikten sonra da başrol için seçilen isimleri doğru bulmasam da filmden keyif aldım.Christoph Waltz yine göz dolduruyordu. Bu adamın bu kadar geç keşfedildiğine inanamıyorum! Romantik bir film olsun ama çok da baymasın, farklı bir teması olsun diyenlere Water for Elephants tavsiyemdir. Puanım 7/10.
The Illusionist (2010)
Filmekimi’nde gösterildiğinde izleme şansı bulamamış ve epey üzülmüştüm. Gösterildiği yılın En İyi Animasyon Filmi Oscar adaylarından olsa da ödülü gişe canavarı Toy Story 3’e kaptırmıştı. Fransız animatör ve yönetmen Sylvain Chomet’in üçüncü filmi. Geçimini sağlamak için eskisi kadar ilgi görmeyen sihirbazlık gösterilerine devam eden Tatischeff ve bir gösterisi için gittiği kasabadan sonra peşine takılan küçük kızın hikayesini anlatıyor film. Bu filmde sözcüklerin yerini müzikler, bir suluboya tablosunu anımsatan sahneler ve dinginleştirici müzikler alıyor. The Illusionist, animasyon filmleri sevenleri mutlu edecektir. Puanım 7/10.
C-Blok (1994)
Vizyondaki filmleri, kim ne çekmiş nerede ne ödül almış takip etmeye başlayalı uzun yıllar oldu. Türk sinemasında da belli isimler hep takibinde olduğum ama filmlerini hiç izlemediğim isimler olarak kaldı. O isimlerin “izlenmemişliğini” yavaş yavaş aşmaya çalışıyorum bir süredir. Zeki Demirkubuz da bu isimlerdendi ve sonunda filmografisine başladım. İlk film ise 1994 yapımı C-Blok’tu.
Evliliği bitmek üzere olan Tülay, bir gün kapıcısının oğlu Halit ile hizmetçisinin, kocası ile kendisinin yatağında seviştiğine şahit olur. Tutkudan uzak hayatını sorgulama dönemine giren Tülay, bilinçsiz bir arayışa girer. Fikret Kuşkan, Güler Ökten, Selçuk Yöntem gibi değerli oyuncuları izleme şansı bulduğumuz filmde Olgun Şimşek’in yeni yetme hallerini görmek ayrı bir keyif verdi bana. Filmde oyuncular kadar önemli unsur da C Blok’un içinde bulunduğu, birbirinden habersiz hayatların hüküm sürdüğü, soğuk beton duvarlarla çevrili site. Demirkubuz çekimleriyle siteye de bir rol biçtiğini göstermiş zaten.
”Hayatın içinde sıkışıp kalmış, kayıp insanlar” olgusunu başarılı bir şekilde anlatan C Blok, Zeki Demirkubuz sinemasına dair birçok öğeyi de barındırıyor hissi verdi bana. Puanım 7/10.

Şahane Misafir – Magnifica Presenza (2012)
Kendisini takip etsem de filmlerini izlemediğim bir diğer isim de Ferzan Özpetek’ti. Biraz Cem Yılmaz faktöründen kaynaklı olarak onun sinemasına da resmi anlamda merhaba dedim bu akşam. Son filmi Şahane Misafir’i uzun yapmadığım bir şeyi yapıp sinemada izledim.
Pietro, oyunculuk hayaliyle Roma’ya gelir. Yalnız yaşamaya alışık olmayan genç adam, kendine küçük ve şirin bir ev bulur. Tamirlerini bile keyifle yaptığı evinde yalnız olmadığını fark etmesi uzun sürmez. Onunla beraber bir aile de bu dairededir ve Pietro’dan yardım istemektedir.
Alışık olmadığımız bir perili ev hikayesiyle karşımıza çıkıyor Ferzan Özpetek. Mekan olmaktan öte beslenmiyor da bu hikayeden. Hayaletler, filmin birer karakteri. İkinci Dünya Savaşı sırasında başlarına bir olay gelmiş. Film boyunca Pietro ile beraber hikayenin çözümüne şahitlik ediyoruz. Bir yandan da Pietro üzerinden yalnızlık hissine dokunuyoruz.
Filmde Ferzan Özpetek sinemasının olmazsa olmazlarının birçoğu mevcut. Arada Sezen Aksu’nun sesini duymak ayrı bir keyif veriyor. Cem Yılmaz öne çıkmayan bir rolde, üzerine düşeni yapmış bir oyuncu olarak karşımızda. İtalyancasına da bayıldığımı belirtmeliyim. Senaryoda gereksiz ayrıntılar var gibi gelse de (Pietro’nun hastaneye düşmesi gibi) genel hatlarıyla keyifli bir film ortaya çıkmış. Vizyondayken izlemenizi tavsiye ederim. Puanım 7/10.

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s