Sultan Ahmet’ten Süleymaniye’ye..

İstanbul’a geldiğimden bu yana kaçıncı gidişimdir bilmiyorum. Her seferinde yazmak istemişimdir, kısmet bugüneymiş..
Meşhur Sultan Ahmet Meydanı. Neler yok ki bu meydan ve çevresinde. Sultan Ahmet Camii, Ayasofya, Aya İrini, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı,.. Meydana gelmeden önce Gülhane, Sarayburnu.. Meydanı geçtikten sonra Çemberlitaş, Çorlulu Ali Paşa Medresesi.. Hazır buralara kadar geldik diyenler için biraz daha yürürlerse Kapalı Çarşı, İstanbul Üniversitesi’nin o muhteşem girişi, sabredip devam edenlere Süleymaniye Camii, Ağakapısı..
Bütün bunlar bir güne sığar mı derseniz sığmaz tabii.. Ama sırayla hepsini gezmek, görmek lazım o ayrı. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı‘na gitmiş bunları sizlere anlatmıştım. Üçünü bir güne sığdırmak zor değil, hatta günün bitiminde Sarayburnu’nda bir yorgunluk kahvesi bile içebilirsiniz. Eğer bir günü daha böyle tarih dolu geçirmek istiyorum derseniz, işte size tavsiye..
Sabah erkenden kalkın. Güzelce bir kahvaltı edip yola çıkın. Sultan Ahmet Meydanı’na Bağcılar-Kabataş tramvayıyla ulaştıktan sonra meydanda bir gezin. Bizans döneminde Hipodrom olarak bilinen meydan, Osmanlı döneminde de At Meydanı olarak bilinirmiş. Örme Dikilitaş, Mısır’dan getirilen Obelisk ve Delfi’deki Apollon tapınağından getirtilen Yılanlı Sütun bu meydandadır. Tarihleriyle ilgili bir bilgi vermiyorum, gezerken öğrenebilirsiniz çünkü. 
Sultan Ahmet Camii’ne A Kapısı’ndan girerseniz, Yeşilçam’da görüp de merak ettiğiniz oturma yerleri var ya hani, onlarda oturup Sultan Ahmet Camii manzarasıyla bir fotoğraf çekilebilirsiniz. Adettendir.. “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak da adlandırılan Sultan Ahmet Camii, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişah olarak kabul edilen I. Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Türkiye’nin altı minareli ilk camiidir.
Sultan Ahmet Meydanı’ndan tramvay yolunu izlerseniz Çemberlitaş Sütunu’na gelirsiniz. Bizans imparatoru Kostantin Roma’daki Apollon tapınağından söktürterek uzunluğu 57m olan bu sütunu getirterek eskiden Forum Kostantin adı verilen bir meydan olan günümüzdeki yerine diktirmiş. İlk yapıldığında sütunun üzerinde doğan güneşi selamlayan bir Apollon heykeli varken 330 yılında İstanbul’a dikildiğinde İmparator Konstantin bunun yerine kendi heykelini sütunun üstüne koydurtmuş. Sütun, 1081 yılında yıldırım isabet etmesi nedeniyle yanmış ve hasarlanmış ve üzerindeki heykel devrilmiş. I. Aleksios Komnenos sütunu onartmış ve üzerine kaidesi olan bir başlık ile büyük bir haç koydurtmuş. İstanbul’un fethinden sonra üzerindeki haç indirilmiş ve ilk kez 1470’li yıllardan sonra Yavuz Sultan Selim döneminde yenilenmiş. Daha sonra Osmanlı döneminde Apollon sütunu büyük bir yangın geçirmiş, sütunun mermerleri zedelendiğinden Sultan II. Mustafa sütunun altına duvarla takviye ettirmiş, demir çemberlerle sardırarak sağlamlaştırmış. Bu nedenle o günden sonra adı çemberlitaş olarak anılmış. Kesinliği ispat edilmemekle birlikte, sütun’un alt kısmında İsa peygamber’in Kudüs’te olduğu varsayılan mezarından alınarak buraya getirtilip gömülen bazı eşyaların olduğu söylenmekte. (Kaynak: Vikipedi)
Çemberlitaş’ı geçtikten sonra, sağda Çorlulu Ali Paşa Medresesi’ne denk geleceksiniz. Medrese artık nargile ve çay içilebilen bir mekan. Elmalı çayı, közde kahvesi ve nargilesi. Hepsi denendi, tarafımdan tavsiye edilir. Hem tarihi yarımada turunda bir durup soluklanmak fena olmaz, benden söylemesi..
Medreseyi geçtikten sonra, yine tramvay yolunu takip edip Beyazıt’a ulaşacaksınız. Sağda, kapalı çarşı var. Orasını gezmek ayrı bir marifet, şahsen bu güne sığdırmayın hatta ona ayrı bir gün ayırın derim. Ve sizi İstanbul Üniversitesi’nin o meşhur kapısına davet ederim.
Bu meydan nelere şahit olmuştur kim bilir. Biz ancak büyüklerimizden ya da dönem dizilerinden öğreniyoruz, biraz meraklıysak okuyoruz bu meydanda yaşananları. Keşke meydanın dili olsa da kendi anlatsa..
Kapının solunda, Süleymaniye’ye giden bir yol var. O yolu dümdüz takip ederseniz 15 dakika sonra Süleymaniye Camii’ne varacaksınız. Kuru fasülyecileriyle meşhur Süleymaniye. Camiiye girmeden, solda dizilmişlerdir sırayla. Belki camiiyi gezdikten sonra acıkırsanız, aklınızda bulunsun yani..
Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen camii, Kanuni Sultan Süleyman adına yedi yılda inşa edilmiş. Her ne kadar İstanbul’un simgelerinden de olsa, ne Sultan Ahmet Camii ne de burası benim için Selimiye Camii’nin yerini tutamaz. Selimiye’nin havası bir başkadır bende. Ne de olsa Mimar Sinan’ın “en iyi eserim” dediği camiidir Selimiye, olsun o kadar..
Süleymaniye Camii ile fasulyecilerin bulunduğu aradan geçince, tam karşınızda tarihi bir mekan olacak. Sade bir girişi olan Lalezar Cafe, birçok yeşilçam filmine ve Hatırla Sevgili gibi birçok diziye ev sahipliği de yapmıştır. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin uğrak yeri, ben de onlar sayesinde gitmiştim.Burası bana göre değil derseniz sağınızda uzanan yolu takip edin derim. Yolun bitti yerde ise sağa kıvrılıp tekrar yokuş gibi bir yerden aşağı inmeye devam edin. Soldan ilerleyince market ve mekanların olduğu bir sokak var. Sokağa girdikten sonra ilerde “Ağa Kapısı” tabelasını göreceksiniz. Dış görünüşüne aldanmayın, içerideki manzarayı görene kadar sabredin. En üst kata çıkın, binbir çeşit çaylarından birini söyleyin ve boğazı seyredalın. Hem bu koca günün yorgunluğu başka türlü nasıl çıkar ki? Evet evet, bugünlük bu kadar İstanbul yeter. Yoksa yetmez mi?

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s