Duygusal Bir Katliam: Carnage (2011)

Rosemary’nin Bebeği filminden bu yana kendisini “olaylı” bir isim olarak görmüşümdür. Piyanist ile popüler sinema takipçilerinin de dikkatini çeken bir isimdir, malum o film sayesinde adından sıkça söz ettirmiştir. Son yıllarda da adı bazı tatsız davalarda geçmiştir. Yaşadıklarını düşününce, son filminin “şiddet”ten beslenmesi ve bunu büyük bir soğukkanlılıkla, tek mekan ve dört karakterle dile getirmesi beklenmedik bir olay değil. Burada Roman Polanski’den bahsediyoruz…


Çocuklarının kavgası sonrasında “medeni bir çerçevede” olayı tatlıya bağlamaya çalışan dört ebeveyn var karşımızda. Çocuğu mağdur olan ailenin evindeyiz. Gayet uzlaşmacı ve çocuklarıyla ilgili bir anne-baba profili çiziyorlar. Misafir olan aile ise işleri odaklı yaşayan, çocuklarının davranışını umursamaktan uzak ama uzlaşmacı olmaya çalışan bir anne-babadan oluşuyor. Tabi bu durum başlarda böyle. Konu konuyu açıp misafirlik bir türlü bitmeyince, alınan alkolün de yardımıyla herkes bastırdıkları gerçekliklerini yaşamaya başlıyor. Çocukların kavgasından ebeveyn olmaya, kadın-erkek ilişkilerine, ilişki sorunlarına kadar uzanan bir tartışmalar zincirine şahitlik ediyoruz.

Film, bir tiyatro oyunu uyarlaması. Senaryoya sadık kalınmış ve filmin jeneriğinde kullanılan çocuk parkını saymazsak tek bir mekan kullanılmış. Dört ana karakteri, birbirinden başarılı isimler canlandırıyor: Judie Foster, Kate Winslet, Christoph Waltz ve John C. Reilly. Filmin kadın oyuncuları bu filmle Golden Globe’a aday gösterildiler. Diyaloglarla yürüyen bir film için tüm oyuncular üzerlerine düşen görevi yapmışlar. Karakterleri film ilerledikçe ortaya çıkarıyorlar. 


Filmin şiddetten beslendiğinden bahsetmiştim başlarda. Filmi izleyen birçok insan bunu göz ardı edecektir muhtemelen. Tartışmalar ilişkiler odağına gelince ve çocukların kavgasından uzaklaşınca şiddetten uzaklaşıldığını sanmanız olası bir durum. Ama özellikle Jodie Foster’ın canlandırdığı Penelope karakterinin sözlerinde, onun Alan ile olan tartışmalarında temelde sorunlarının fiziksel ya da duygusal şiddeti, öteleştirmekten kaynaklı olduğunu hissediyoruz. Modern toplumun en büyük sorununun “bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” misali kendine yakın olmayan şiddeti görmezden gelmek olduğunu ve tüm olanların bencil varlıklar olmamızın beklenen bir sonucu olduğunu sessiz sedasız bir şekilde seyirciye veriyor Polanski. Bu mesajı onun vermekte olması ayrı bir manidarlık taşımıyor mu sizce de?

Tek mekan filmlerden hoşlanmayanları biraz sıkabilir Carnage. En nihayetinde konuşma odaklı, mesajı size direk vermeyen, sizin kendi mesajınızı bulmanızı bekleyen bir film. Ama süresi ideal bir süre, konuşulanlar dinlenip düşünülmeye değer mevzular. Bu nedenle şans tanıyın derim. Puanım 7/10. İyi seyirler…

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s