Kıyamet İçimizde!

 

Mayaların takviminin sonu: 21 Aralık 2012. Fırsatçıların etinden sütünden yararlandığı bu tarih bir sürü geyik muhabbetine de sebep oldu. Kimimiz güldük, kimimiz ciddiye aldık. Beklenen tarih geldi çattı, yarın 21 Aralık. Sizi bilmem ama ben kendi kıyametimle uğraşıyorum genelde. Bencilim ya hani, bu konuda da “ben”cil oluyorum işte.
Eğer sizde benim gibi kendisiyle savaşı olanlardansanız kendi kıyametinizin kopmasına engel olmaya çalışıyorsunuzdur. Bekleyen hayalleriniz, sevdiklerinize hasretiniz, zorladığınız sabrınız dururken Mayalar ne demiş, 21 Aralık 2012’de ne olacakmış umurunuzda değildir. Ama ne kadar umurunuzda olmasa da etrafınızda konuşulanlardan mıdır, gerçekten bir enerji değişimi olduğundan mıdır bilinmez gergin günler yaşıyor olabilirsiniz.
Rezzan Kiraz’a bağlamadan sadede geleyim en iyisi. Benim önem verdiğim, iyi geçmesi için uğraş verdiğim, uğraş verilmesini istediğim tek bir tarih var: Doğum günüm. Ailemin tek çocuğu olmamdan mıdır, her sene bir şekilde, beni kırmamak için belki de, önemli hissettiren bir çevrem olduğundan mıdır bilinmez doğum günümde her şey iyi geçsin, sevdiklerim arasın sorsun isterim. Sanki ben çok hayırlı biriymişim gibi. Şımarıklık işte.
24 yaşımı doldurduğum 25’ime “merhaba” dediğim gün anladım ki, insanların tarihlere bu derece odaklı olması iyi bir şey değilmiş. Alt tarafı bir gün sonuçta. Her günümüze aynı önemi versek ya. Her gün iyi hissetmek için bir kamyon neden arasak? İlla önemli bir gün olması, ya da kıyametten önceki gün olması, gerekmez değil mi? Gerekmez tabi. Ama insanoğlu alışmış şikayet etmeye, memnun olmak zor gelir olmuş herkese. Oysa ki memnun olmak hem daha kolay hem de daha keyiflidir.
Geçmişimizden bazı acılar, üzüntüler şarkılarla hatırlatır ya kendisini hani… Yaralarınız artık acıtmıyor olsa da acıttığı günler aklınıza düşer bir anda. Sonra bugüne dönersiniz. Bugün en çok ne canımı acıtıyor diye sorarsınız kendinize. Yakınlarda canınızı sıkan bir olayı tekrar süzgeçten geçirirsiniz mesela. Fark edersiniz ki aslında geçmişte yaşadıklarınızın yanında o kadar küçüktür ki canınızı sıkmış olan yakın zamanlar… Ama insanoğlu işte, abartmaya bayılır. O an üzülüp geçemez. Bazı şeyleri kapatamaz bir türlü. Ama geçenleri kapatmamak mantıksızdır. Zaman geçiyorken biz niye bir yerlerinde takılma derdindeyiz ki?
Ben kendi kıyametimle uğraşırken, İstanbul’a kar geldi. İstanbul’un kıyameti de bu olsa gerek. Bu soğukta dışarıda kalanlara şans dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Kar kıyamet de olsa İstanbul’a, bana iyi geldi. Özlem getirdi, memleketime dair tebessüm ettiren anılar getirdi, tokat gibi çarpan soğuğuyla beni kendimi getirdi. Ama tokat biraz şiddetli olmuş olacak ki parmaklarımdan satırlara bir sürü saçmalık da getirdi işte…
Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s