Filmekimi bahanesiyle…

İstanbullu sinemaseverler için Ekim, yeri başka olan aylardandır. Çünkü Filmekimi zamanıdır.
Biletler dün satışa çıktı, istedim ki öncesinde yazayım bir yazı. Ancak film seçmeye bile zar zor zaman bulabildim.
Film seçtik de bilet bulabildik mi? Hayır! Lalekartlılar sömürmüşler mi desem, öğrencilik bitince hafta sonu ve 21.30 seanslarına mecbur kalıştan mı bilemem ama ancak 3 filme bilet alabildim bu sene. Yani Filmekimi benim bir 1 hafta değil 1 hafta sonu olacak.
Oysa epey filme tik atmıştım. Hala bilet bulurum umudu taşıyorsanız veya son dakikada satılan biletleri bekleyecek sabrım ve zamanın var diyorsanız, bu filmler aklınızda bulunsun diye seçtiklerimi paylaşıyorum. Şimdiden herkese iyi Ekim’ler…
NOT: Filmlerin detaylarına filmekimi.iksv.org adresinden ulaşabilirsiniz.
Seni Seviyorum Rio
Rio’da aşık olmanın ve Rio’ya aşık olmanın hikayelerini anlatan kısa filmlerden oluşan Seni Seviyorum Rio, Aşk Şehirleri dizisinin üçüncü filmi. İlk iki filmde New York ve Paris konu edilmişti.
Saraybosna’nın Köprüleri
1. Dünya Savaşı’nın 100. yılı vesilesiyle hazırlanan 13 kısa filmden oluşan Saraybosna’nın Köprüleri’nde Avrupalı yönetmenler Saraybosna’nın geçmişini ve bugününü ele alıyorlar.
Aşkın Halleri
Ned Benson, 2013 tarihli filmleri Him ve Her’ün devam filmi diyebileceğimiz Aşkın Halleri bu kez kadını ve erkeği ayrı ayrı değil birlikte ele alıyor ilişki çemberinde. İlk iki filmi izleyip beğenenlere…
Kök
2014 Sundance’ta En İyi Bilim Filmi ödülünü kazanan Kök, yılın en merakla beklenen bilim kurgu filmlerinden. Filmin yönetmeni Mike Cahill’i ilk filmi Another Earth‘ten hatırlayanlar bu filmi de merak edeceklerdir. Yönetmenin keşfedilmesi gereken bir bakış açısı var.
İlk Güreşte Aşk
Hem bir aşk öyküsü hem de bir hayatta kalma mücadelesi. Sevişmek ve savaşmak aynı anda mümkün olur mu merak edenlere…
Yıldız Haritası
David Cronenberg sevenler görelim?  Başrol oyuncularından John Cusack filmi “fazla renkli, yüksek ateşli bir Hollywood rüyası” şeklinde tarif etmiş. Oyuncu kadrosu zengin. Cronenberg ismi kafi aslında, değil mi? Julianne Moore’un filmdeki performansı ile Cannes’dan ödülle döndüğünü de unutmamak gerek.
İki Gün, Bir Gece
Altın Palmiye için yarışan filmlerden biri. Başrolde Marion Cotillard. İşçi sınıfına dair bir başyapıt olarak nitelendiriliyor. Performans görüşmeleri ve iş yeri rekabetinden sıkılanlara…
Mommy
Festivallerle sevdik biz Xavier Dolan’ı. Son filmi Mommy yine baştan aşağı bir Dolan filmi. Kendi senaryosunu yönettiği ve kurguladığı yetmiyor, kostümlerini de tasarlıyor Dolan. Birçok eleştirmen Mommy’i Dolan’ın en iyi ve en olgun filmi olarak nitelendiriyor.
Jersey Boys
J.Edgar‘dan sonra Clint Eastwood ne zaman filme çekecek diyenlere çok okkalı bir cevap olacak Jersey Boys. En azından ben öyle hissediyorum. Efsane rock’n roll grubu Frankie Valli and the Four Seasons’ın öyküsünü anlatıyor film. Aynı isimli müzikalden sinemaya uyarlanan Jersey Boys hem rock’n roll severleri hem de sinemaseverleri memnun edecek gibi gözüküyor.
Arayış
Bol Oscarlı The Artist‘in yönetmeni Michel Hazanavicius bu kez bir savaş filmiyle karşımızda. Filmde eşi Berenice Bejo da yer alıyor, yine. Altın Palmiye adayı Arayış, Çeçen Savaşı sırasında 1999 yılında geçiyor.Yönetmen senaryoyu yazarken İkinci Dünya Savaşı sırasında mülteci olan anne babasının yaşadıklarından esinlenmiş.
Bire Bir
Güney Koreli yönetmen Kim Ki Duk‘un yeni filmi de Filmekimi programında yerini almış. Son yıllarda eski filmlerini aratsa da Kim Ki Duk candır diyenler, yönetmenin ülkesi hakkındaki bu filmi kaçırmayacaktır.
Bay Turner
Mike Leigh’in son filmi Bay Turner, empresyonizm* akımının öncülerinden J.M.W. Turner’ın hayatını ele alıyor. Resim sanatını, biyografileri ve dönem filmlerini sevenlere duyurulur. Timothy Spall, J.M.W. Turner olarak Cannes’da ödül kazandı yani görülmeye değer bir oyunculuk var ortada, ne dersiniz?
*İzlenimcilik veya empresyonizm, 19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan ve bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkileyen akım. Akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro’dur.
Özgürlük Dansı
Filmekimi olur da Ken Loach filmi olmaz mı? Yine adalet/adaletsizlik üzerine bir başyapıt çıkarmış Loach. 1912 yılında, iç savaşının eşiğinde bir ülkede hayata tutunmaya çalışan insanlar var kamerasında. 
Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s