Yalnızlık İstanbul ile Paylaşılır..

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.
Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Demiş Özdemir Asaf. Eğer yalnızlığını senin kadar kalabalık ama bir o kadar da yalnız bir şehirle paylaşıyorsan yalnızlık paylaşılır üstadım. Ben bu Cumartesi yalnızlığımı İstanbul ile paylaştım mesela.
Aşkı özlediğim ama bir o kadar da sorguladığım zamanlardan geçiyorum sanırım. Bir şeyler için uğraş verdim, veriyordum ama yorgun ruhum daha fazlasını kaldıramadı. Yine en kadim dostuma, yalnızlığıma düşkün oldum. 
Hafta sonunu kendimle baş başa geçireceğim anlaşılınca, ilk aşkım İstanbulumla da yapılacaklar listem kabarınca girdim İstanbul’un koynuna, bıraktım kendimi kalabalığına.
İstanbul Modern’deki Yüzyıllık Aşk sergisi ilk durağım oldu. Türk sinemasının 100. yılı kutlanıyor, siz de eksik kalmayın bu şölenden. Yeşilçam tutkusu başka bir şeydir. Yeşilçam aşktır, Yeşilçam çabadır, Yeşilçam emektir. Ve sergide de denildiği gibi sinema bir mikroptur, bir kere bulaşınca kurtulamazsınız. Kurtulmak da istemezsiniz zaten. 
İstanbul Modern’e girmişken diğer sergileri de görmeden duramadım. Özellikle 9 Kasım’a kadar sergilenecek olan Yolda fotoğraf sergisi görülmeye değer. Müzenin girişindeki Geçmiş ve Gelecek koleksiyon sergisindeki bazı çalışmalara hayran kaldığımı belirtmeden geçmeyeyim…
İstanbul Modern’dan sonraki durağım Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi idi. Cibali Karakolu’na bilet bulamayınca alternatifim olan Kabare’ye gittim. Müzikallere ayrı bir ilgim vardır zaten. Kabare de “siz eğlene durun, dünyanın hali hal değil” mesajı veren, günümüzde yaşananlarla kıyas yaparak kafa patlatabileceğiniz, bir yandan da kulaklarınızın basını sileceğiniz bir yapım olmuş. Tiyatroya daha çok destek vermeli, daha sık gitmeli. Bunu her tiyatroya gidişimde kendime söylesem de sık gitmiyorum. Bu kez kendime hedef koydum, bakalım..
Oyuna yetişme telaşı içinde olduğum için keyfini süremediğim boğaz manzarasının tadını çıkardım oyun çıkışında. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önündeki açık alanda ne de güzel gün batımı izlenir. Çamlıca, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı.. O kadar net izlebiliyor ki. Aklınızda bulunsun derim.
Manzaranın tadını çıkardıktan sonra yürüyerek Beşiktaş’a indim. Maçka, İstanbul’a yeşil yakışıyor diye bağırıyordu adeta. Dolmabahçe’den Beşiktaş’a giden o ağaçlı yol İstanbul’da yürümeyi en çok sevdiğim yerlerden. Üzerine bir de vapur sefası yapınca, keyfime diyecek olmuyor. 
Güneşin bulutların arkasında kalmasından olsa gerek deniz pembeye döndü dönüş yolunda. Vapur ilerledikçe pembe denizi yarıp maviye bürüdü. Pembe bulutların gölgesinde Galata ve tarihi yarımada başka bir güzel göründü gözüme. Tekrar aşık oldum bu şehre. Bana yaşattığı keyifli Cumartesi için teşekkür ettim. Onunla geçirmek istediğim zamanlarda bana yapacak bir şeyler sunduğu için minnet duydum. Ve yuvama döndüm.
Sonra açtım böğürtlen şarabımı. Yaşadığım günü geçirdim aklımdan. Ve bu satırları yazdım…
Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s