Bağımsızlara…

ifistanbul

Şubat.. Kısadır, kararsızdır, sanki arada kalmıştır. Ama İstanbul’da bağımsızdır!

Bağımsız ruhların neler yarattığını sinemada izlemekten hoşlananların festivalidir !f.

Her sene tanıtım filmini bile büyük heyecanla bekleriz. O 2-3 dakikalık video üzerine bile saatlerce konuşabiliriz.

Biletix’ten kaynaklı bilet alırken sorun yaşasak da yılmayız, özenle seçtiğimiz filmlere yer kapmaya çalışırız. Olmadı mı? Son dakikada gider gireriz ama izleriz o filmleri.

Geçen sene Biletix’e kızıp festivali es geçenlerdendim. İstanbul’da olduğum her yıl en azından 2-3 filme gidip boş geçmediğim festivalin hasretine daha fazla dayanamadım. İnadımı uzatmadım ve işten kalan zamanda, CKM istikametinde olan 9 film seçtim.

Festivalde izleme şansı bulamamış ya da İzmir/Ankara’da festivali takip edecek birileri olabilir oralarda diye, ne izledim kısaca üzerinden geçeyim istedim. Müsadenizle…

Der Bunker – Sığınak

Sığınakta yaşayan bir aile. Çocuklarının Amerikan Başkanı olacağına inanıyor, ona evde eğitim veriyorlar. Anne sürekli bir ‘büyük güç’ ile konuşuyor, baba ise çocuğun eğitimden sorumlu ancak pek ilerleme kaydedemiyor. Yanlarına aldıkları öğrenciden yardım istemeleriyle beraber hem bu garip aileyi hem de bu garip misafiri tanıma şansımız oluyor. Filmin absürt yönleriyle eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Tatlı tatlı sistem eleştirileri de var, dikkatli seyirciler için.

James White

Sex and the City’de Miranda olarak tanıyıp sevdiğim Cynthia Nixon, James White’da parlamış. Filme adını veren karakterimizin kanserle mücadele eden annesi rolünde karşımıza çıkıyor. Filmin diğer başrolü ise Girls dizisinden hatırlayacağınız Christopher Abbott . Hayatı annesinin rahatsızlığı nedeniyle altüst olmuş, yönünü bulamayan bir adam olarak karşımızda. James White, karakter analizinin ağırlıkta olduğu filmleri sevenler için güzel bir seçenek.

Queen of Earth – Yeryüzünün Kraliçesi

!f2016’da izlediğim en rahatsız edici ve depresif filmlerden biriydi.Mad Men serisinin Peggy Olson’ı olarak tanıdığımız Elisabeth Moss ilginç bir karakterle karşımızda. Yakın dost olduklarını sanan iki kadının aslında birbirlerini hiç tanımadıklarını fark ettikleri bir inziva tatilini anlatıyor film. Özellikle Catherine karakterini daha iyi tanıyıp anlayalım (!) diye bol bol flashback de var filmde. Denemeyi sevenlere…

Nasty Baby – Yaramaz Bebek

Kristen Wiig’i daha çok izleyeceğiz gibi duruyor, ne dersiniz? İki kadın ve bir adamın çocuk sahibi olmak için seçtiği, ülkemiz kültürüne çok yabancı bir süreç geçiyor filmde. Freddy, yakın arkadaşı Polly’nin bebek sahibi olmasına yardım ediyor. Ancak spermleri yetersiz kalınca sevgilisi Mo’dan yardım istiyorlar. Film, aile kavramı üzerine güzel anektotlar içeriyor. Ülkemize göre aykırı görülen konuları işlediği için özellikle izlenmeli bence. Freddy olarak izlediğimiz Sebastián Silva filmin yönetmeni ve senaristi de. Net, gerçekçi ve abartısız bir film izlemek isteyenlere…

Mon Roi

Mon Roi – Prensim

İçinize yumruk gibi oturan filmler olur ya.. Mon Roi benim için öyle bir filmdi.

Filmin yönetmeni ve senaryo ortağı Maïwenn’i 5. Element’in Diva’sı olarak hatırlarsınız desem? İlginç bir ayrıntı bence. Filmin başrolünde sevilen Fransız aktör Vincent Cassel’in olması en büyük avantajı gibi gözükse de değil. Filmin hem avantajı hem de en güçlü yanı senaryosu. Kadın-erkek ilişkilerine dair filtresiz bir film izlemek isteyenlere tavsiyemdir.

A Bigger Splash – Sen Benimsin

Tilda Swinton için izlenir yahu.. Yok yok Ralph Fiennes için. Neyse A Bigger Splash’te oyuncular ve manzara muazzamdı. Bağımsız ruhu buram buram hissedeceğiniz bir film. 6 Mayıs’ta da vizyona giriyormuş…

The Diary of a Teenage Girl – Bir Genç Kızın Gizli Defteri

Bel Powley. Bu ismi bir kenara yazmalı öncelikle.
Kristen Wiig, bu ismi de izlemekten keyif almamak mümkün mü?
Alexander Skarsgård, sadece yakışıklı olmadığını oyuncu olduğunu da kanıtlar mı ne dersiniz?
Ve kıssadan hisse…
Mutlu olmak için başkasının sizi sevmesi gerekmez. Kendinizi sevin yeter. Ve bunu hatırlatan bu film gibi filmleri izleyin.

Demolition – Yeniden Başla

C.R.A.Z.Y. ile sevip Dallas Buyers Club ve Wild ile yükselişine tanık olduğumuz Jean-Marc Vallée bu yılın en iyilerinden olmasını beklediğim Demolition gibi bir filmle karşımızda.
Davis Mitchell sayfalarca okunabilecek ve okudukça daha çok sevilecek bir roman karakteri gibi. Karısını kaybetmiş bir adam. İşini sevmiyor. Hayatını sevmiyor. Hatta galiba ölen karısını da sevmiyordu. Tek sevdiği parçalamak.
Buarada Jake Gyllenhaal tekrardan Oscar adaylığı almalı, ne dersiniz?

Demolition

The Wolfpack

The Wolfpack, filmden ziyade bir belgesel. Babası tarafından dış dünyadan soyutlanarak büyütülmüş ve tek dünyası filmler olmuş yedi kardeş var karşınızda. Aralarından birinin bir gün bu kapandan kaçmasıyla dış dünyaya açılışlarını izliyoruz onlarla yapılan röportajlar eşliğinde. Belgesel severleri memnun edebilir.

Reklamlar

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s