Tek kelime ile ‘naif’ olanlara..

Naif, manası da tınısı da güzel kelimelerden.

Okuduğum, izlediğim veya dinlediğim bir şeye naif diyebilmek beni mutlu ediyor.

Ferzan Özpetek’in 1997 İstanbul’unda geçen ilk filmi Hamam’ı izleyince aklıma ilk gelen kelime de naif oldu. Bir derdi var bu adamın, düşünüyor, üretiyor ve paylaşıyor. Anlamak isteyene derdini anlatmakta sıkıntısı da yok. Anlaşılmak için mi yapıyor bilemem ama göze sokan değil kulağa fısıldayan bir anlatıcı olduğunu düşünüyorum.

Aslında tüm hikayelerini bilmiyorum henüz. Ancak 20 yıl önce çektiği bir film ile 1-2 yıl önce yazdığı bir kitap arasında, karakterlerde, karakterlerin hayata karşı duruşunda belli bir tını seziliyorsa, bu adam naif bir anlatıcı denebilir bence.

Kendinizden yola çıkın. Evet, değişen insanlar, mekanlar, alışkanlıklar olabilir. Ancak herkesin bir tınısı vardır. Zaman zaman ritmi hızlanır, yavaşlar, çok sesli olur, solo olur. Ama tını hep aynıdır. En azından ben böyle düşünüyorum.

Filmdeki Francesco karakterinin İstanbul’da kalmak istemesi, benim gibilere yani İstanbul’a gelip de ondan ayrılamayanlara çok anlaşılır gelmiştir. İstanbul hepimizin kabuğunu kırdığı, ya da kırmak umuduyla geldiği şehir değil mi? Burada kendimizi keşfederiz, sınırlarımızı ancak İstanbul gibi bir şehirde zorlayabiliriz. Eğer kanınıza girmesine izin verirseniz de bağımlılık yapar, bir tür uyuşturucu gibidir İstanbul.

Naiften yola çıkıp İstanbul’a nasıl geldim ki yine?

Hep İstanbul’dayım belki de…

İlk aşk, unutulmuyor işte!

 

Reklamlar