Huzur…

Evimin en sevdiğim köşesinde!

Kitabım, altı çizilecek satırlarım olması umuduyla yanımdan hiç ayırmadığım kalemim, çayım ya da kahvemle köşeme çekildiğimde tek aklıma gelen: Huzur.

Kısa bir süreliğine, etrafımdaki herkes evlenmeye başlayınca ‘ben neden evlenemiyorum’ isyanına başlar gibi oldum. Kabul ediyorum! Öyle ki ciddi ciddi yalnızlığımı sorgular oldum, sanki şikayetçiymişim gibi. Biraz yaz ayları olmasının da etkisi olmuş olabilir. En büyük aşkım, İstanbulum ile flört etme şansım düşük oluyor yılın sıcak zamanlarında.

Neyse ki İstanbulumun da çok hoşuna gidecek bir uğraş edindim de rahatladı kafam. Fotoğraf çekmek! Zaten Instagram hesabımın kalabalıklığından kitap, kahve ve tarihi yer ağırlıklı olmak üzere bir şeyleri fotoğraflamaya bayıldığım anlaşılır. Ama bu sefer işi ciddiye aldım, fotoğraf sanatını öğrenmek gibi büyük bir işe kalkıştım. Enstantane, diyafram, poz telafisi vs… Kasıyorum bakalım, hakkını verebilecek miyim zaman gösterecek. Uzun zamandır ertelediğim bir şeydi, ve bir yerlerden başladım. Bu nedenle keyfim yerinde, hevesim tavan.

Fotoğraf makinem yeni flörtüm olunca ‘ben neden evlenemiyorum’ gibi manasız ve dikte edilen düşünce bulutlarım da dağılmış oldu. Kurstaki bir hocamın tabiriyle ‘fotoğraf makinemle ten uyumunu yakalama’ derdindeyim şuan. Her boş vaktimi onunla değerlendiriyorum. İlişkiye vaktim yok yani… (Çok klişe oldum, kabul.)

Neyse Tuna çağırıyor beni, hadi görüşürüz yine.

30 bitmeden…

30 bitmeden kapakİlk kez ‘Ölmeden Önce’ listesi yaptığımda tarih 8 Mart 2012 imiş.
Üzerinden 4 yıldan fazla geçmiş. Listeyi yaptığımda sanırım Beyazperde.com’da çalışmaya başlamak üzereydim. Henüz aşık olmamıştım ama çok yakındım, tabi bilmiyordum. Yakın tarihlerde How I Met Your Mother’ın bir bölümünden esinlenip 3 yıl sonra kendimi nerede göreceğime dair de bir şeyler karalamışım.
Yakın zamanda, hayatımda ilk defa yalnız başıma, bir tatile çıktım. İnsanın ruhunu arındırabileceği ve kendini dinleyebileceği bir yere, Olimpos’a gittim. Sonrasında gerçekleşen yangın o yüzden her zamankinden çok canımı yaktı. Olimpos’a dair yazmaya elim gitmedi, gidemedi…
Hazır Olimpos ile bir tazeleme yaşamışken, 27 yaşımdayken ve 3 yıl sonra 30 yaşında olacakken ‘3 yıl sonra nasıl olmak istiyorum’ düşüncesi üzerinden güncel bir Ölmeden Önce listesi yapayım istedim. Bakalım 1 Ocak 2020 tarihinde bu sayfaya tekrar baktığımda (30’um bitmiş olacak o tarihte) ne kadarını gerçekleştirmiş olacağım?

Öncelikli olarak kişisel bir takım hedeflerim var…

  • Yüksek lisans tezimi yazmak
  • İspanyolca öğrenmek (evet hala bu hayale sahibim)
  • Farklı bir ülkede en az 6 ay yaşamak (bunun için bir proje kolladığıma göre buna da devam ediyor diyebiliriz)

Gezmeden olmaz, önce Avrupa!

  • Yunanistan’a gitmek (Atina’ya gidip Akropolis’i gezmek, Yunan adaları da olabilir)
  • İtalya’ya gitmek (Roma’da Colosseum Binası ve Pisa Kulesi önünde fotoğraf çektirmek, Aşıklar Çeşmesi’ne para atmak, Venedik’te gondol turu yapmak gibi şeyler)
  • Prag’a gitmek ve Kafka’nın evini gezmek tabi!
  • Eğer kriz çözülürse Moskova’da Kızıl Meydan’a ve St. Petersburg’a gitmek
  • Güney Fransa’ya gitmek (Evet, Paris değil hatta Louvre Müzesi de değil! Lyon, Nice falan..)
  • Endülüs Turu yapmak (Evet Barcelona ve Valencia’yı da çok merak ediyorum ama bir Endülüs kadar değil)
  • Amsterdam’a gitmek (sanırım ilk Avrupa şehri hedefim bu, evet evet bu! )
    Türkiye’yi de unutmadım tabi!
  • Borusan Contemporary Perili Köşk’e gitmek
  • Rahmi Koç Müzesi’ne gitmek
  • Türvak Sinema, Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı’nı gezmek
  • Ağva’da bir hafta sonu geçirmek
  • Assos’u ve Cunda Adası’nı içeren bir Kuzey Ege turu yapmak
  • Safranbolu Evleri’ne fotoğraf çekmeye gitmek (Fotoğraf makinesi almak da hedef olur mu sizce?)
  • Datça’da kısa bir tatil (Can baba hatırasına)
  • Kabak Koyu’nda kısa bir tatil
  • Likya Turu yapmak, belki de doğadayız ile bir Fethiye turu yapabilirim. Güzel olur!
  • Kapadokya, bir zahmet!
  • Sapanca’da bir hafta sonu da aklımda olsun. Dinlenmek gerekir arada.

Ve tabi kitaplar… Okunacak listesi bitmez, ama 30’uma gelmeden aşağıdakileri okusam harika olur! (Instagram hesabımdan #30olmadan ve #olmedenonce ile paylaşabilirim sanırım.)

  • Woody Allen – Tüysüz
  • Oğuz Atay – Tutunamayanlar
  • Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar
  • George Orwell – Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
  • Haruki Murakami – İmkânsızın Şarkısı
  • Ahmed Arif – Leylim Leylim
  • Orhan Veli – Yalnız Seni Arıyorum
  • Cemal Süreya – Sevda Sözleri
  • Erich Fromm – Sevme Sanatı
  • Nazım Hikmet Ran – Piraye’ye Mektuplar
  • Tolstoy – Anna Karenina
  • Jack London – Demir Ökçe
  • Zülfü Livaneli – Serenad
  • Murathan Mungan – Şairin Romanı ve Yüksek Topuklar
  • Milen Kundera – Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
  • Ayfer Tunç – Yeşil Peri Gecesi
  • Jose Saramago – Körlük
  • Ursula Le Guin – Yerdeniz Büyücüsü
  • Simone De Beauvoir – Kadın İkinci Cins
  • Charles Bukowski – Ekmek Arası

İlk tutkularımdan sinemayı unutabilir miyim? Vizyonu Sinemia sayesinde, festivalleri Lalekart ile takibe devam. Ama evde de boş durmamak gerek değil mi?

  • Ntv – Film kitabını okumak ve bahsettiği filmlerden izlemek (Eğer bu hedefi gerçekleştirebilirsem Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film kitabı 30’lu yaşlar hedefim olsun diyorum.)

Üç yılda hepsi yapılır mı? Mevzu hepsinin yapılması da değil aslında, hayat enerjisini ve yaşama tutkusunu korumak. Hayat enerjisi ve yaşama tutkusu yakın kavramlar gibi geliyor kulağa, ama değiller. Tabi bana göre!

Geçtiğimiz yıllar bana şunu öğretti: Sizin aşkla ilgili hedefiniz olması bir şeyi ifade etmiyor, aşkın sizinle ilgili hedefi olmalı. Umuyorum ki aşkın okları tekrar beni vurur. İşe gelince.. Çalışırken mutlu olmak önemli ve ben de bu konuda fena sayılmam. Yakın zamanda güzel bir değişiklik yaptım ve heyecanlıyım. Heyecan olduğu sürece yaşamak güzel, heyecanı korumak ise sanıldığı kadar zor değil. Biraz çaba, biraz cesaret. O kadar!

Dünya Tiyatro Günü Kutlu Olsun!

tiyatrogunu

İlk ne zaman tiyatroya gitmiştim diye düşündüm. 8-9 yaşlarındayım. Edirne Halk Eğitim Merkezi’ne Uygur tiyatrosu geldi. Oyunun adını dahi hatırlamıyorum şuan. Tek hatırladığım çok pahalı olduğu için annemin benle içeri giremediği, ama ben tiyatro izleyeyim diye beni içeri oturtup oyun boyunca beklediğidir. Bir de kapının önünde, oyundan önce arabasını yıkayan Uygur kardeşlerle muhabbet edişimizdir.

Sonra ne oldu? Edirne’ye zaten kırk yılda bir gelen oyunlar pahalı olduğundan takip dahi etmedim. Gidemeyeceğimi biliyorum ya, lüks ya… İstanbul’da yaşayacağım ben diye tutturmamın bir sebebi de budur işte. Edirne’nin yoksunluğu…

Üniversite başladı, Yıldız’da okuyorum. Okulun oyunlarına gidiyorum ara ara, şehir ya da devlet tiyatrosunda da birkaç oyun izledim. Ama tiyatro tutkusu olan şey bende 2-2,5 yıl önce ‘kendi paramı kazanıyorum’ hissiyatından sonra başladı. Çünkü nasıl işlemişse içime tiyatro pahalıdır imajı, söküp atmam için önce parama güvenmem gerekti. Ne garip!

Tabi şehir ve devlet tiyatroları uygun. Ancak özel tiyatroya gitmek istiyorsanız, biraz ekonomik durum etkili olabilir. Ama İstanbul gibi bir yerde DVD fiyatına sinemada film izlenebildiği düşünülürse tiyatroya parayı bahane edip gitmeyen sinema aşıklarına ‘siz kimi kandırıyorsunuz?’ denebilecek bir fiyattan bahsediyoruz. Eğer özel tiyatroların sıkı takipçisi olursanız indirimli oyunları kaçırmaz, 25-35 lira aralığında fiyatlarla harika oyunları çok güzel yerlerden izleyebilirsiniz.

Neyse, konuyu toparlayalım. Bugün 27 Mart. Dünya Tiyatro Günü. İçinde bulunduğumuz sezon için dün 30. kez tiyatroya gitmiş biri olarak İstanbul’da nerede hangi oyun izlenebilir, neyi öneriyorum neyi merak ediyorum paylaşmaktı amacım. Haydi o zaman…

DOSTLAR TİYATROSU

Genco Erkal yönetimindeki tiyatronun yeri Eminönü’nde. Lokasyon olarak bana uzak olduğundan, Caddebostan Kültür Merkezi ve Kadıköy Halk Eğitim’e geldikleri günleri takip ediyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri ve Yaşamaya Dair oyunlarını izleme şansını bulmuş biri olarak ikisini de can-ı gönülden tavsiye ederim. Özellikle Nazım hayranları Yaşamaya Dair’i muhakkak görmeli. Eminönü’ndeki gösterimlerin tadı bir başka diyorlar bu arada… http://www.dostlartiyatrosu.com/

TATBİKAT SAHNESİ

Erdal Beşikçioğlu yönetimindeki tiyatronun hem İstanbul’da hem da Ankara’da sahnesi mevcut. İstanbul’daki yer Nispetiye’de, Zincirlikuyu’dan Akmerkez yönüne yürürken sağda kalıyor. Burada oyun izleyebilmek için sıkı takipçi olmak gerek, çünkü yerler hemen tükeniyor. Şahsen ben burayı hep kaçırıyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri oyununun Erdal Beşikçioğlu yorumunu ve Seray Şahiner’ın romanından uyarlanan Antabus’u bu gidişle önümüzde sezon izleyebileceğim. http://www.tatbikatsahnesi.com/

İSTANBUL HALK TİYATROSU

2006 yılında Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kurulmuş ve halen Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin, Erkan Can ve Cem Davran dörtlüsü ile varlığını sürdürüyor İstanbul Halk Tiyatrosu. Şimdilik Alevli Günler ve Bezirgan var programlarında. Şimdilik diyorum çünkü ikisini de izlemiş biri olarak yeni oyun bekliyorum! Yoksa aynı oyunları ikinciye izleyeceğim çünkü ikisi de çok keyifli saatler vaat ediyor. http://www.istanbulhalktiyatrosu.com/

OYUN ATÖLYESİ

Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer tarafından 1999 yılında kurulan tiyatronun yeri Moda’da. Her ay başka tiyatro topluluklarından misafir oyunları olduğu için sıkı sıkıya takip ediyorum programlarını. Özellikle Semaver Kumpanya’yı burada izlemeyi tercih ediyorum. Neyse ona geleceğiz…

7 Nisan’da Haluk Bilginer’in de yer aldığı yeni oyunları Pencere perdelerini açacak, tabi yerimi aldım bile. Dolu Düşün Boş Konuş, Köprüden Görünüş ve Aşk Delisi oyunlarını da tavsiye ediyorum. http://www.oyunatolyesi.com/

MODA SAHNESİ

İşte Kadıköy’ün diğer tiyatro mahzeni. Bahariye caddesinin Rexx’e inen sokağının karşı sokağında desem bulabilir misiniz acaba? Kadıköy Halk Eğitim’e gelmeden önceki sokakta diyeyim en iyisi. Aralarında Mert Fırat, Timur Acar, Onur Ünsal, İlksen Başarır gibi isimlerin olduğu 12 kişi tarafından eski Moda Sineması’nın yerine kurulan sahnenin orijinal oyunları var, benden söylemesi. En Kısa Gecenin Rüyası, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Parkta Güzel Bir Gün, Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz, Bira Fabrikası izleyip de beğenmememin mümkün olmadığı oyunlardı. Moda Sahnesi’nde de misafir tiyatro toplulukları olduğunu, ayrıca Başka Sinema kapsamında filmler gösterildiğini unutmayın. http://www.modasahnesi.com/

SEMAVER KUMPANYA (Çevre Tiyatrosu)

Yeri Haliç’in öte tarafında. Kocamustafapaşa’da. Oturma düzenini biraz zayıf bulduğum için bir daha gider miyim emin değilim, ama nostaljik bir dokusu var ona diyecek sözüm yok. Beni ilgilendiren oyunları, ki Oyun Atölyesi’ne geliyorlar. Kuşlar’ı ve Cimri’yi izleyebildim bu yıl. Serkan Keskin ve Sezin Bozacı’nın hayranıyım. Metot ve Veriler de görülecek oyunlar listemde. http://www.semaverkumpanya.com/tr/

TİYATRO KUMPANYASI

Mart ayı Kemal Kocatürk ayı oldu benim için. Ben, Orhan Veli oyununda Orhan Veli, Hasretinden Prangalar Eskittim oyununda Ahmed Arif ve Can oyununda Can Yücel olarak izledim ve her seferinde ayakta alkışladım. Hiçbir zaman hınca hınç dolu bir salonda izleyemediğim için -en azından Kadıköy için bunu söyleyebilirim- insanların kıymet bilmezliğinden dert yandım oyundan eve dönerken. Şiiri sevmem, şiirden anlamam diyorsanız Kemal Kocatürk vasıtasıyla tanıyın bu üç büyük şairi. Bakalım o zaman da sevmem diyebilecek misiniz? http://www.tiyatrokumpanyasi.com/

BAŞKA NELER VAR İSTANBUL’DA?

Zorlu PSM

İstanbul’da yaşayan, ekonomik olarak da imkanı olan, herkes için bir nimet burası. Dünya sahnelerinden oyunlar/gösteriler izleme şansı bulduğumuz gibi keyifli tiyatro oyunlarına da ev sahipliği yapıyor. Seni Seviyorum Mükemmelsin Şimdi Değiş bunlardan sadece biriydi. Yoldan Çıkan Oyun, 39 Basamak gibi merak ettiğim oyunlar var. Zaman yaratabilirsem, ne mutlu bana!

Şehir Tiyatroları

İstanbuldakiler için hem maddi olarak uygun olması hem de çok sayıda sahnesi olması nedeniyle kıymetinin bilinmesi gereken bir nimet. Geçtiğimiz sezon 10 oyun izledim, izlediklerim arasından Hayal-i Temsil, Komşum Hitler, Ölü Adamın Cep Telefonu, Sırça Hayvan Koleksiyonu, Şekerpare ve Türkiye Kayası’nı muhakkak görün derim.

Devlet Tiyatroları

İstanbul’da Şehir Tiyatrosu kadar olmasa da Devlet Tiyatrosu da yaygın ve oyun seçeneği çok. Anadolu Yakası’nda Caddebostan Kültür Merkezi ve Üsküdar Tekel Sahnesi’ni takip edebilirsiniz. Yakın olanlar için Kozzy AVM’deki Kozyatağı Kültür Merkezi de bir seçenek. Profesyonel zaten malumunuz, izlemeyenin hatırı kalıyor. Tiyatro sahnesinde farklı şeyler görmek isteyen için #Cehennem ‘i öneririm. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı ve Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş de izlemeye değer oyunları. Seneye daha çok oyun izlemem gerektiğini yazarken fark ettim, devlet tiyatrosunu biraz ihmal etmişim.

Aysa Organizasyon

Takip etmekte fayda olan bir organizasyon. Sayelerinde Kredi’yi ve Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı izledim. Güven Kıraç’ı tiyatro sahnesinde Kredi oyunu vasıtasıyla izlemenin tadı başkaydı. Ve kafası karışık kadınlar muhakkak izlemeli Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı.

Tiyatro Festivali

İKSV’nin her sene düzenlediği festival bu sene 3-28 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’daki çeşitli sahnelerde birçok oyun sergilenmesine vesile olacak. Ayrıntılı bilgiyi http://tiyatro.iksv.org/tr/ adresinden alabilirsiniz. Lalekart bahanesiyle bu sene 5 oyuna bilet alabildim, keşke vakit ve nakit daha çok olsa da daha çok gidebilseydim.

Böyleyken böyle.

İzlediğim her şeyi yazamadığım için en azından tavsiye edeyim de ekşisözlük’e falan bakıp aklınıza da yatıyorsa gidin görün istedim.

Tiyatrosuz bir dünya daha vicdansız olurdu. Tiyatro, yemyeşil bir ormanda nefes almak gibi iyi gelir bünyeye. Kutlu olsun ki mutlu olalım!

Hiçbir şey istemedim..

yalnızlık

Kahvemi yudumluyordum. Uyanalı çok olmamıştı. Bir süre yatakta miskinlik yapmıştım, ardından mutfağa geçmiş kahve makinemin bana kahve hazırlamasını beklemiştim. O sırada Spotify’ı açmış Kalben’den ‘Sadece’ şarkısını dinlemeye başlamıştım.

Hazırlanıp sokağa atacaktım dakikalar sonra kendimi. Rahat kitap okuyayım diye otobüse binecek, varış noktamda günler öncesinden özenle seçtiğim festivaller filmlerinden birini izleyecektim. İstanbul’da en sevdiğim üç aydan biriydi Şubat. Bol bol film demekti. Kırık kafalar neler üretiyor izlemek demekti. Kırık kafaları severdim, Kalben’i de bu yüzden sevmemiş miydim?

Sinemadan sonra belki biraz dolaşacak, hava güzel olursa vapur keyfi yapacak ve bir sonraki filmime kadarki zamanımı değerlendirmek için rahat rahat kitap okuyabileceğim bir yere park edecektim. Kitap kahve konseptli fotoğrafımı çekip instagramda paylaşmayı ihmal etmezdim zaten. Bu aralar öykülere dadanmıştım. Kadınlara ve Ankara’ya öyküleri yakıştırır olmuştum.

Diğer filmimin saati geldiğinde yine salona girecek, filmden önceki zamanımı check-in yaparak ve filme ya da festivale dair tweetleri okuyarak geçirecektim. Filmden sonra ise evime dönecek, bir bardak sütümü alıp yatağıma geçecek belki bir şeyler karalayacak belki de sadece bir şeyler okuyacak, sonra da mışıl mışıl uyuyacaktım. Ve tüm bunları yalnız yapacak, bundan büyük keyif duyacaktım.

İnsanlar yalnız başına bir şeyler yapabilmenin keyfini bilmiyorlar. Kendin için fotoğraf çekmenin, tweet atmanın, yazmanın, okumanın, izlemenin, dinlemenin ne demek olduğunu bilmedikleri için ‘paylaşmak’ eyleminin sadece bir başkasıyla olabileceğini sanıyorlar. İnsan hayatını önce kendisiyle paylaşabilmeli. Anladınız mı? Sanmam.

Siz Kalben dinleyin en iyisi.

Genco ve Nazım ile ‘Yaşamaya Dair’

Yasamaya-Dair-Bursa-Cezaevinden-Mektuplar-afis…nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Nazım’ın 114.yaş günümü kutlamışken, Nazım hakkında bir şeyler karalamamak olmazdı.

Şiiri de aşkı da geç tanıdım, tattım ben. Ve bir daha bırakamadım.

Nazım’ı bir çoğunuzdan az bilirim muhtemelen. Bana göre Nazım memleket demek, aşk demek, mücadele demektir. Nazım sevmektir, sevmeyi bilmektir.

Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’ndeki yaşamını, eşi Piraye Hanım’a olan tutkusunu anlatan Yaşamaya Dair oyununu izledikten sonra şairi ve yaşamını daha çok bilmem gerektiğini anladım.

Genco Erkal’ın uyarlayıp yönettiği oyun aslında müzikli bir gösteri. Nazım’ın şiirlerinin yanı sıra piyano, viyolensel ve Tülay Günal’ın billur gibi sesi eşliğinde değişik bestecilerin Nazım şarkıları da seslendiriliyor oyunda.

Nazım aşkı sevenlerden, aşkı kimde bulduysa kalbi onda atanlardan. Nazım gibi adamın bile gönlü Piraye’den Münevver’e, Münevver’dan Vera’ya kaymış. O, kadınlarını hem çok sevmiş hem çok üzmüş. Ama Nazım böylesine sevmese aşkın en güzel şiirlerini nasıl yazardı ki? Aşk, acısıyla ve kederiyle aşk olmuyor mu? Oyun boyunca aklımda aşka dair geçen onlarca sorudan birkaçıydı bunlar.

Ama Nazım sadece aşk demek değildir tabi. O’nda inadına yaşamak, inadına umut var. Genco, Yaşamaya Dair’de Nazım’ın gözünden aşkın her türlüsüne dokunuyor. Kadınına aşkı, çocuğuna aşkı, memleketine aşkı, insanına aşkı…

Nazım’ı sevmemek mümkün mü bilmem ama, bu oyundan sonra gönlünüze dokunacağına eminim. İzleyin, izlettirin derim. Nazım’ı bilmek sevdaya bir borçtur benim gözümde. Ağız dolusu gülmeyi unutmayalım hiçbir zaman, unutur gibi olursak da açalım iki Nazım dizesi okuyalım. Görecekseniz umutsuzluk korkup kaçacak yanınızdan.

nazım-hikmet-sözleri-9