30 bitmeden…

30 bitmeden kapakİlk kez ‘Ölmeden Önce’ listesi yaptığımda tarih 8 Mart 2012 imiş.
Üzerinden 4 yıldan fazla geçmiş. Listeyi yaptığımda sanırım Beyazperde.com’da çalışmaya başlamak üzereydim. Henüz aşık olmamıştım ama çok yakındım, tabi bilmiyordum. Yakın tarihlerde How I Met Your Mother’ın bir bölümünden esinlenip 3 yıl sonra kendimi nerede göreceğime dair de bir şeyler karalamışım.
Yakın zamanda, hayatımda ilk defa yalnız başıma, bir tatile çıktım. İnsanın ruhunu arındırabileceği ve kendini dinleyebileceği bir yere, Olimpos’a gittim. Sonrasında gerçekleşen yangın o yüzden her zamankinden çok canımı yaktı. Olimpos’a dair yazmaya elim gitmedi, gidemedi…
Hazır Olimpos ile bir tazeleme yaşamışken, 27 yaşımdayken ve 3 yıl sonra 30 yaşında olacakken ‘3 yıl sonra nasıl olmak istiyorum’ düşüncesi üzerinden güncel bir Ölmeden Önce listesi yapayım istedim. Bakalım 1 Ocak 2020 tarihinde bu sayfaya tekrar baktığımda (30’um bitmiş olacak o tarihte) ne kadarını gerçekleştirmiş olacağım?

Öncelikli olarak kişisel bir takım hedeflerim var…

  • Yüksek lisans tezimi yazmak
  • İspanyolca öğrenmek (evet hala bu hayale sahibim)
  • Farklı bir ülkede en az 6 ay yaşamak (bunun için bir proje kolladığıma göre buna da devam ediyor diyebiliriz)

Gezmeden olmaz, önce Avrupa!

  • Yunanistan’a gitmek (Atina’ya gidip Akropolis’i gezmek, Yunan adaları da olabilir)
  • İtalya’ya gitmek (Roma’da Colosseum Binası ve Pisa Kulesi önünde fotoğraf çektirmek, Aşıklar Çeşmesi’ne para atmak, Venedik’te gondol turu yapmak gibi şeyler)
  • Prag’a gitmek ve Kafka’nın evini gezmek tabi!
  • Eğer kriz çözülürse Moskova’da Kızıl Meydan’a ve St. Petersburg’a gitmek
  • Güney Fransa’ya gitmek (Evet, Paris değil hatta Louvre Müzesi de değil! Lyon, Nice falan..)
  • Endülüs Turu yapmak (Evet Barcelona ve Valencia’yı da çok merak ediyorum ama bir Endülüs kadar değil)
  • Amsterdam’a gitmek (sanırım ilk Avrupa şehri hedefim bu, evet evet bu! )
    Türkiye’yi de unutmadım tabi!
  • Borusan Contemporary Perili Köşk’e gitmek
  • Rahmi Koç Müzesi’ne gitmek
  • Türvak Sinema, Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı’nı gezmek
  • Ağva’da bir hafta sonu geçirmek
  • Assos’u ve Cunda Adası’nı içeren bir Kuzey Ege turu yapmak
  • Safranbolu Evleri’ne fotoğraf çekmeye gitmek (Fotoğraf makinesi almak da hedef olur mu sizce?)
  • Datça’da kısa bir tatil (Can baba hatırasına)
  • Kabak Koyu’nda kısa bir tatil
  • Likya Turu yapmak, belki de doğadayız ile bir Fethiye turu yapabilirim. Güzel olur!
  • Kapadokya, bir zahmet!
  • Sapanca’da bir hafta sonu da aklımda olsun. Dinlenmek gerekir arada.

Ve tabi kitaplar… Okunacak listesi bitmez, ama 30’uma gelmeden aşağıdakileri okusam harika olur! (Instagram hesabımdan #30olmadan ve #olmedenonce ile paylaşabilirim sanırım.)

  • Woody Allen – Tüysüz
  • Oğuz Atay – Tutunamayanlar
  • Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar
  • George Orwell – Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
  • Haruki Murakami – İmkânsızın Şarkısı
  • Ahmed Arif – Leylim Leylim
  • Orhan Veli – Yalnız Seni Arıyorum
  • Cemal Süreya – Sevda Sözleri
  • Erich Fromm – Sevme Sanatı
  • Nazım Hikmet Ran – Piraye’ye Mektuplar
  • Tolstoy – Anna Karenina
  • Jack London – Demir Ökçe
  • Zülfü Livaneli – Serenad
  • Murathan Mungan – Şairin Romanı ve Yüksek Topuklar
  • Milen Kundera – Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
  • Ayfer Tunç – Yeşil Peri Gecesi
  • Jose Saramago – Körlük
  • Ursula Le Guin – Yerdeniz Büyücüsü
  • Simone De Beauvoir – Kadın İkinci Cins
  • Charles Bukowski – Ekmek Arası

İlk tutkularımdan sinemayı unutabilir miyim? Vizyonu Sinemia sayesinde, festivalleri Lalekart ile takibe devam. Ama evde de boş durmamak gerek değil mi?

  • Ntv – Film kitabını okumak ve bahsettiği filmlerden izlemek (Eğer bu hedefi gerçekleştirebilirsem Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film kitabı 30’lu yaşlar hedefim olsun diyorum.)

Üç yılda hepsi yapılır mı? Mevzu hepsinin yapılması da değil aslında, hayat enerjisini ve yaşama tutkusunu korumak. Hayat enerjisi ve yaşama tutkusu yakın kavramlar gibi geliyor kulağa, ama değiller. Tabi bana göre!

Geçtiğimiz yıllar bana şunu öğretti: Sizin aşkla ilgili hedefiniz olması bir şeyi ifade etmiyor, aşkın sizinle ilgili hedefi olmalı. Umuyorum ki aşkın okları tekrar beni vurur. İşe gelince.. Çalışırken mutlu olmak önemli ve ben de bu konuda fena sayılmam. Yakın zamanda güzel bir değişiklik yaptım ve heyecanlıyım. Heyecan olduğu sürece yaşamak güzel, heyecanı korumak ise sanıldığı kadar zor değil. Biraz çaba, biraz cesaret. O kadar!

Hiçbir şey istemedim..

yalnızlık

Kahvemi yudumluyordum. Uyanalı çok olmamıştı. Bir süre yatakta miskinlik yapmıştım, ardından mutfağa geçmiş kahve makinemin bana kahve hazırlamasını beklemiştim. O sırada Spotify’ı açmış Kalben’den ‘Sadece’ şarkısını dinlemeye başlamıştım.

Hazırlanıp sokağa atacaktım dakikalar sonra kendimi. Rahat kitap okuyayım diye otobüse binecek, varış noktamda günler öncesinden özenle seçtiğim festivaller filmlerinden birini izleyecektim. İstanbul’da en sevdiğim üç aydan biriydi Şubat. Bol bol film demekti. Kırık kafalar neler üretiyor izlemek demekti. Kırık kafaları severdim, Kalben’i de bu yüzden sevmemiş miydim?

Sinemadan sonra belki biraz dolaşacak, hava güzel olursa vapur keyfi yapacak ve bir sonraki filmime kadarki zamanımı değerlendirmek için rahat rahat kitap okuyabileceğim bir yere park edecektim. Kitap kahve konseptli fotoğrafımı çekip instagramda paylaşmayı ihmal etmezdim zaten. Bu aralar öykülere dadanmıştım. Kadınlara ve Ankara’ya öyküleri yakıştırır olmuştum.

Diğer filmimin saati geldiğinde yine salona girecek, filmden önceki zamanımı check-in yaparak ve filme ya da festivale dair tweetleri okuyarak geçirecektim. Filmden sonra ise evime dönecek, bir bardak sütümü alıp yatağıma geçecek belki bir şeyler karalayacak belki de sadece bir şeyler okuyacak, sonra da mışıl mışıl uyuyacaktım. Ve tüm bunları yalnız yapacak, bundan büyük keyif duyacaktım.

İnsanlar yalnız başına bir şeyler yapabilmenin keyfini bilmiyorlar. Kendin için fotoğraf çekmenin, tweet atmanın, yazmanın, okumanın, izlemenin, dinlemenin ne demek olduğunu bilmedikleri için ‘paylaşmak’ eyleminin sadece bir başkasıyla olabileceğini sanıyorlar. İnsan hayatını önce kendisiyle paylaşabilmeli. Anladınız mı? Sanmam.

Siz Kalben dinleyin en iyisi.

Ben bu yaz..

7

Ben de isterdim bronzlaşmak!

‘Bunu yazmalıyım!’ dediğim ne varsa yazıp paylaşmayı…

Gel gör ki 2015 başladığından beri günlerin geçme hızına yetişemeyen ben yazın da elimden kayıp gidişini izliyorum.

Hayatım ‘acil’ işlerle sarılmış durumda, bir o projedeyim bir bu projede. Haliyle bırak yazmayı, okumaya halim olmuyor!

Evet, evet bu ciddi bir durum. Kitap dahi okuyamıyorum.

Bu gece de kendime sitem edesim geldi, yoksa oturmazdım klavyenin başına.

Zaz’dan sonra yazacaktın, Nil’den sonra yazacaktın, İstanbul’dan kopamayışını yazacaktın, bir de tez yazacaktın. Hey gidi Benay hey! Dedim kendi kendime…

En iyisi gideyim ormana, açayım kollarımı havaya, soluyayım yeşili ve diyeyim ki…

HER ŞEY GÜZEL OLACAK!

Neredeyim ben?!

CemilMeriç

Cemil Meriç ruh halimi özetlemiş adeta. Kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sever oldum ben.

Uzun zamandır görüşmediğim tüm arkadaşlarımda aynı dert var. Kitaplar kitaplar kitaplar, peki Benay nerede?

Benay proje yapıyor, Benay çalışıyor, Benay işinden çok insanlarda uğraşıyor. Çünkü Benay bir iş analisti!

İşi bahane ediyorsun demeyin, valla etmiyorum. İşimin yoğun olduğu bir süreçten geçiyorum, işten kalan vakitlerimi de sadece kendime ve sevdiğim şeyleri yapmaya ayırıyorum. O kadar.

Kitap okumak da beni en çok rahatlatan şey. Evimde, İstanbul’un kalabalığından ve insanların dertlerinden uzakta. Alıyorum kahvemi elime, açıyorum güzel bir şarkı (buaralar yine Norah Jones’a sardım mesela) ve okuyorum. Roman, öykü, deneme, şiir, dergi (kafa ve ot okumadan duramamak)… Bazen de yazıyorum gelişine. Ama blogluk olmuyor ki yazdıklarım. Evet, blogu erteliyorum. Kabul ediyorum.

Velhasıl kelam ben buradayım dostlarım. Vakit isteyene vakit ayırıyorum, istenmeyince de kendime ayırıyorum o vakti. Bu kadarcık bencilliği bana çok görmeyin emi?

Geri verilmez hiçbir yanılgı.

bir varmış bir yokmuş

‘Her şeyimi al, bana beni geri ver. Bir şansım olsun.’

Öyle diyordu adam. Kaçımız ikinci bir şansı buluyoruz? Kaçımız ikinci bir şans veriyoruz?

Her şeyimiz tek kullanımlık, acımasızca tüketiyoruz. Oysa sevdalar tükenmez ki! Değişir, dönüşür ama içimize karışır bir şekilde. Bizden çıkar ve bize geri dönüşür.

Filmden çıktığımızda ‘böyle şeyler filmlerde olur gibi geliyor’ dedi arkadaş. Benim yaşadıklarım hiç film gibi değildi oysa. İyileşmek istemeyen bir adamı iyileştirmeye kalktım, sevgilim sanırken ‘bi arkadaş’ diye tanıtıldığım anlar yaşadım, duyulması istenmese de ‘seni seviyorum’ dedim, inadına sevmekti benimki ama denedim sevilmeyi. Oysa sevilmek denenerek olmaz ki! Filmdeki gibi ‘şeyler’ gerçek hayatta da olur, ama mutlu sonlar genelde filmlere özgüdür.

‘Bana verecek bir günün yok mu?’ diyordu adam. İçimden tamamlıyordum ‘sana verecek bir ömrüm var’ diye. Kendi mutlu sonumu yazıyordum kafamda. Kaçıncı denememdi bu bilmiyordum, ama deniyordum işte. Seviyordum çünkü. Sevmekten usanmıyor muydum yoksa?

İçselleştirdim filmdeki ilişkiyi. Hikayeye karşı objektif olamıyorum.

Keşke filmde anlatılan o masaldaki gibi bir unutuş nehri olsa.

Olsa da kendimiz bulmak için kendimizi unutsak…

‘Geri veremezsin aldıklarını
Artık geri ver
Geri verilmez hiçbir yanılgı’