biraz mavi biraz yeşil..

tatilkafası

Nereden başlasam, ne anlatsam bilmeden oturuyorum şuan klavyenin başına.

Hep erteleyip hiç yazmadıklarımı yazmak niyetim.

Ertelememek lazım, yazmayı ve paylaşmayı ertelememek…

Büyükada’da bitmemişti oysa tatilim, çok anı biriktirmiştim. Ama üşengeçtim, yazamadım. Yaşamaya üşenmiyorum en azından, yazmak da alışkanlık olur zamanla.

Neler yazmadım ama neler yaptım’a gelirsek.

Garipçe

Garipçe

Garipçe, karşıda -artık Avrupa yakası karşı oldu bana- yaşadığım yıllar boyunca gidip görmek istediğim ama inanır mısınız üşendiğim yerler arasındaydı. Tatili fırsat bilip önce Rumeli kavağında kahvaltı keyfi yaptım bir dostumla, hazır buralara gelmişken de Garipçe’yi göreyim dedim. Rumeli kavağına Hacıosman metro durağından kalkan otobüslerle (25A nolu hat) ulaşmak kolay, ancak Garipçe için Sarıyer’e dönüp tekrar otobüse (150 nolu hat) binmek gerekiyor. Garipçe, 3. köprünün katliamından henüz çok yara almamış gibi ancak köprü bitip etrafı ağzının suları şimdiden akmaya başlayan inşaat şirketlerince katledilince geriye ne kalır bilinmez. Vakit varken gidip görmek gerek.

Deniz Müzesi

Beşiktaş’taki Deniz Müzesi de uzun zamandır gidilecek yerlerimin arasındaydı. Kadıköy’den Beşiktaş’a vapurla geçtiğim zamanlar, önünden geçip gittiğim ve bir gün gelip gezmeli dediğim müzenin girişi öğrenciler için ücretsiz, yetişkinlere 6,5 TL. Fotoğraf çektirmek istiyorsanız ekstra ücret (12 TL) ödemek gerekiyor. Saltanat kayıklarını incelerken geçmişe, Osmanlı döneminin şatafatlı yıllarına gidiyor insan. Kayıklar sergisi yeterince zengin ancak özel sergiler de meraklısını cezbedecektir. Japonya’ya yapılan dostluk ziyareti sırasında yakalandığı bir fırtınada Kaşinozaki burnundaki kayalara çarparak batan Ertuğrul Fırkateyni hakkında bilgilendirmelerin ve batığın olduğu yerdeki dalışlardan çıkarılan parçaların sergilendiği ERTUĞRUL FIRKATEYNİ’NİN SONSUZLUĞA UĞURLANIŞI sergisi müzeyi gezmek için güzel bir bahane olabilir. Atatürk’ün balmumu heykelinin de yer aldığı 18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ sergisi de diğer bir bahane olabilir, benden söylemesi.

20150904_133323AnıTur ile Kuşadası-Çeşme-Pamukkale Kültür Turu

Kendime bir meslek edindiğimden beri aileme bir tatil hediye etmek istiyordum. Kültür turlarına hep gitmek isteyip gidemeyen canlarımla beraber AnıTur’un Kuşadası-Çeşme-Pamukkale Kültür Turu’nu tercih ettik. Tur kapsamında 3 günde İzmir, Çeşme, Alaçatı, Ilıca, Kuşadası, Milet, Didim, Meryem Ana, Efes, Şirince ve Pamukkale’yi tatma fırsatımız oldu. Ben Alaçatı ve Ilıca hariç tüm durakları 2.ye tatma fırsatı buldum haliyle kendimi fotoğraf çekmeye verdim. Aileyle bol anı ve bol fotoğraf amacıma ulaştım yani. AnıTur’un hizmetinden Müzekart hizmeti dışında memnun olduğumu söyleyebilirim. Müzekartlar ören yeri girişlerinde sorun çıkardığı gibi  “bir yıl süreyle kullanılabilir” özelliğini de taşımıyor. Acentadan çıkarıldığı için sürekli sorun çıkarmaktalar, bu da bir müze sever olarak beni üzdü. Hayır, yenisini de çıkarmama izin vermiyorlar! Neyse, tura gidecekler müzekartlarını kendi alsın derim. Hem maddi olarak daha uygun hem de daha kullanışlı olur. Ayrıca Ilıca’ya ilk fırsatta tekrar gidip oranın denizinin ve kumsalının tadını doyasıya çıkarmak istiyorum. Ilıca’ya sakin yatırım yapmayın, oteller açıp doğallığını ve sakinliğini bozmayın olur mu? Sakın! Bir de Pamukkale’ye gidince Hierapolis antik kentini gezmeyi, özellikle biraz yukarıda kalan antik tiyatroyu görmeyi ihmal etmeyin. Manzara harika, tiyatro görüp görebileceğiz en orijinal antik tiyatrolardan.

Dağılın Ekim geliyor!

Ekim, yılın en sevdiğim ayı. Çünkü tiyatrolar sezonlarını açıyor, Filmekimi zamanı ve yaşayabilirsek sonbaharın en güzel ayı. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları programlarını açıkladı. Moda Sahnesi’nin yeni oyunu ‘En Kısa Gecenin Hikayesi’ne biletimi aldım ilk iş. Ekim ayının her Cumartesi günü tiyatro günü olsun deyip Şehir Tiyatroları’ndan da Şekerpare, Ayaktakımı Arasında, Kısasa Kısas ve Hayal-i Temsil oyunlarına bilet aldım. Filmekimi’ni de boş geçmeyip 10 filme bilet aldım, isimlerini yazmayayım. Her filmden sonra iki kelam etme niyetindeyim, bozmayın. Ekim’e dair bir iki etkinlik daha var aklımda ama kısmet olacak mı bilmiyorum. Bakalım…

4d778e85-ee88-4a7e-a2b0-aba05572d90a

Banana!

Evet, Minyonlar’ı izledim! Animasyonları, özellikle de minyonları ne kadar sevdiğimi size anlatamam ki. Ancak benimle gelip sinemada izlemeniz, çocuklardan daha çok eğlendiğimi görmeniz lazım! Minyonlar’ın beyazperdedeki üçüncü macerasında başrol tamamen onlarda. Gru’yla buluşana kadarki maceralarını izliyoruz kendi filmlerinde. Ve tabi ki çooook eğleniyoruz. Gidin izleyin, gidin haydi.

Sahaf Festivali

Ah o kitap kokusu… Ah o eski kitapların sayfalarında gezinmenin verdiği huzur… Eski fotoğraflar, plaklar, dergiler… Bu yıl 9.su düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, 11 Ekim’e kadar kitap kurtlarını bekliyor. Tepebaşı’nda kuruluyor stantlar. Benim bu sene sahaf festivalinde tesadüfler sonucu karşılaştığım üç dosta gelince… Oya Baydar’ın Sıcak Külleri Kaldı’sı, Hıfzı Topuz’un Meyyale’si ve Murathan Mungan’ın Üç Aynalı Kırk Oda’sı.

Böyle böyle işte.

Sezon kapanmadan son bir kez daha Büyükada’ya gittiğimi ve deli gibi fotoğraf çektiğimi de Instagram’daki tanıdıklar bilirler. Pintereste de pinledim birkaçını.

Ekim’e kocaman bir hoşgeldin olsun mu, olsun o zaman!

Reklamlar

Tek Başına Büyükada Keyfi

buyukada_3

Tatil deyince aklınıza ne gelir? Benim aklıma tek gelen kumsal, kitap ve buz gibi bir içecek! Ancak hayallerdeki tatil her zaman yapılamıyor. Geçen sene bu zamanlar Bodrum sahillerinde yatarken bu sene az daha izne bile çıkamayacaktım! Ama pes etmedim, direndim ve evde oturacak da olsam tatilime çıktım.

Tabi ki evde oturmayacağım! Bu sene ailemle bir tatil planladım, uzun yıllardır beraber tatil yapmadığımızı ve bir aileden çok üç yakın arkadaş gibi eğlenebildiğimizi düşününce güzel bir tatil beni bekliyor. O tatile kadar da baş belam İstanbul ile hasret gidereyim dedim.

Ada tutkumu beni tanıyan herkes bilir. Kartal’a taşındıktan yani Büyükada’ya 20 dk mesafede oturmaya başladıktan sonra akşamları çay içmeye gidecek kadar tutkunu olduğum da aşikar. Ancak öğrencilik bittiğinden bu yana hafta içi adaya gidemez oldum, hazır izindeyim rahat rahat Büyükada turu yapmanın keyfini çıkarayım dedim. Atladım motora…

buyukada_1

İlk iş kahvaltı yapmalıydım. Adanın şekerli böreğini met etseler de ve Mado’nun kahvaltısının hayal kırıklığı yaratacağını bilsem de iskelenin dibinde denize sıfır kahvaltı yapmak cazip geldi, oturdum Mado’ya. Biraz denizin ve vapurların sesini dinledim. Kahvaltım bitince, aklım pastanede kaldığı için Büyükada Pastanesi’ne uğradım. Karnımın acıkma ihtimaline karşı adanın meşhur lokumlu kurabiyelerinden ve damla sakızlı kurabiyelerinden yolluk aldım.

Sırada bisiklet kiralamak vardı! Bahar gelince ilk aklıma gelen adaya gelip bisiklete binmek olduğundan adanın sakinliğinde sürülecek bisiklet sefasını kaçıramazdım. Saati 10 lira, günlüğü 20 lira olunca günlük kiraladım. Ve Dilburnu’na doğru yola koyuldum.

Dilburnu girişi 5 lira, ama içeride süreceğiniz hamak sefasını düşününce değer. Mangalcılar için kendin pişir kendin ye yapabileceğiniz bir alan da olduğunu belirteyim. Tabi benim olayım kitap okumak ve dinlenmek olduğundan kendime manzarası güzel bir hamak kaptım, biraz rüzgarın sesini dinledim. Ardından kitabımı elime aldım ve keyfe daldım. Ta ki birkaç Arap turist tadımı kaçırana kadar.. Neden kaçıyor, n’aptılar demeyin! Koca piknik alanında onca boş bank varken benim dibimi mangal yapmak için seçtiler. Neyse, zaten biraz daha kalsam uyurdum. Kalkıp yarım bıraktığım bisiklet turumu tamamlamaya karar verdim.

buyukada_2

Adaya arkadaşlarınızla geldiyseniz büyük tur yapıp tüm adayı dolaşın, hatta ayrı bir gün de Aya Yorgi Kilisesi’ni görmeye gelin derim. Denizini denemedim, ama sevdalısı çok. Onun için de bir gün gelinebilir. Ben daha önce büyük tur yaptığım, Aya Yorgi’nin olduğu tepede sabahladığım ve deniz sevdalısı olmadığım için küçük tur ile yoluma devam ettim. Ve at arabalarının yanından şimşek hızıyla geçe geçe çarşıya döndüm.

Bisikletimi geri verip kendimi bir kahve ile ödüllendirdim, ardından cadde bostan sahilinde gün batımı izlemeye gittim. Adalarda da, özellikle Burgazada’daki Kalpazankaya’da gün batımı mükemmeldir. Tabi cadde bostan sahilinin de aşağı kalır yanı yok, hele de dolunay varsa sonrasında yakamozu izlemek daha da şahane!

Kıssadan hisse, İstanbul’da yalnız gezmek de güzeldir. Çünkü İstanbul her an sizinledir.

Hooop Bozcaada’dayım!

Bozcaada_1

Rum Mahallesi’nde bir evin önü

Keşke o kadar hızlı olsaydı, ama olmadı.

Bozcaada’ya gitmeye karar vermem ani oldu ama gidişim sandığımdan da uzun sürdü.

Nasıl gidilir?

Çanakkale üzerinden önce Geyikli minibüslerine bindim, köy köy gezip Geyikli feribot iskelesine vardıktan sonra Bozcaada’ya varabildim. Çanakkale’ye varmam 7,5 saat sürdü, muhtemelen ’19 Mayıs tatili’ yapanlar sebebiyle. Geyikli’ye varışım 1,5 saat, adaya geçişim yarım saat. Truva turizmi tercih edecekseniz de dönüş yolunda etmeyin derim, Gelibolu, Keşan, Malkara… Akla gelebilecek her müsait yerde yolcu indirdi bindirdi. Benden söylemesi! Ayrıca 16 Mayıs itibariyle Gelibolu’dan direkt Bozcaada’ya deniz otobüsü seferleri başlamış, ben yetişemedim ama siz faydalanın bence.

Varış faslını geçersek… Yazıdaki tüm fotoğrafları kendim çektim, Instagram filtreleriyle de süsledim ki özenin. Fotoğrafları kullanacak olan varsa hassasiyet gösterip -lütfedip- sitemi falan yazsın. Bozcaada’ya dair anlatacaklarıma nereden başlasam bilemedim, bulamadım da. Haliyle bodoslama girdim konuya. Klasik bir gezi yazısında olduğu gibi genel başlıklar üzerinden gidersem daha derli toplu olacak gibi, hadi bakalım…

Konaklama

Tavsiyem herhangi bir aracıya ihtiyaç görmeden otelleri arayıp fiyat almanız ve pazarlık yapmanız. Çünkü konaklama pahalı Bozcaada’da. Butik oteller ağırlıkta. Otelin merkezi olmasına da çok takılmayın derim, çünkü Bozcaada merkezi sandığınız kadar büyük değil. Her yer her yere yürüme mesafesinde. Ben tercihimi Rüzgar Gülü Otel’den yana yaptım. Otel sahini Gökhan Bey çok hoş sohbet ve güler yüzlü biri. Otel hem rıhtıma hem çarşıya yakındı. Bodrum hariç iki katı var otelin. Ben Karayel isimli odada kaldım, hem ferah hem de kaleyi ve rıhtımı gören bir odaydı. O yüzden gayet memnun kaldım. Tavsiye eder miyim? Bozcaada şartlarında evet. Ama Bozcaada’da konaklamaya vereceğiniz paranın karşılığını alacağınızı sanmam. Yeme içme kadar konaklama da gereğinden pahalı çünkü.

(Otelin sokağından)

otelin bulunduğu sokak

Yeme-İçme

“Bozcaada’da ne yapılır?” sorusunun cevabının büyük bölümü bu kısımda. Çünkü adada yapacak şeyler bana göre oldukça kısıtlı. Neyse, o kısma daha sonra geleceğiz. Adada kaldığım süre boyunca nerede ne yedin ne içtin diye soranlara gelsin:

  • Hasan Tefik Zeytinyağı & Lokantası; Zeytinyağlı deniz börülcesine ve mantısına bayıldım. Adada yediğim en taze köy ekmeğini de burada yedim.
  • Ada Cafe; Gelincikle ilgili ne varsa deneyebileceğiniz kafe. Ben gelincik şerbetine bayıldım!
  • Tenedion Wine House; Çamlıbağ şaraplarını tadabileceğiniz mekan. Adada şarap tadımı bağ bozumu zamanı dışında yasaklanmış, zaten bağ bozumunda da bağ bozumuna götürülmüyormuş kimse artık. Eee ne anladım ben bundan? Neyse, 9 adet Çamlıbağ şarabını ve şarap likörünü 10 TL karşılığında burada tadabilirsiniz. Burası dışında da tadım yaptıran yok şuan.
  • Şükrü Usta; Esnaf lokantası deyip bağrınıza basmayın çünkü bağrınızı delebilir.
  • Cafe at Lisa’s; Mekanın şirinliğine aldanıp oturdum. Servis yavaş, bulaşık suyu gibi limonata içmek paha biçilemezdi.
  • Asma6; Manzarasına mı güvendiğinden bilemedim ama bir roka salatasına 15 TL istemek nasıl bir özgüvendir? Evet, personel güleryüzlü. Evet, Balık Çorbası ve Tayinli Sufle’si harika. Ama peynirli muskaya Rum Muskası deyip tanesine 7 TL istemek? Hadi ona tamam, hiç tadı tuzu olmayan Asma Yaprağında Sardalya 25 TL eder mi söyleyin bana!
Asma6'dan manzara

Asma6’dan manzara

  • Sunbox Coffee; Adada filtre kahve içebilecek bir yer bulmak kolay değil, çok aramayın derim. Burası iyidir.
  • Paşalı; Adanın hem lezzetli hem de uygun fiyatlı tek lokantası benim için burasıdır. Hele o Tavuk Çorbası’nın tadı hala damağımda.

Adanın en popüler mekanlarını (Çiçek Pastanesi, Çınaraltı, Battı Balık vs.) gereksiz kalabalık ve abartılmış bulduğumu belirtmek isterim. Pastane demişken hem domates reçeli hem de damla sakızlı bademli kurabiye için Veli Dede’yi tercih ettim, siz de edin pişman olmazsınız.

Ne yapılır?

Adada ne yapılır sorusunu google’da aratınca çıkan seçenekleri sizler için “gerçekçi” bir bakış açısıyla değerlendireceğim. Beni adanın namını katletmekle suçlayanlarınız olabilir. Ancak Bozcaada’da 3 günde harcadığım paraya çok daha iyi tatiller yapılabildiğini bildiğimden Bozcaada iyi reklamı yapılmış herhangi bir yer gibi geldi. Rum mahallerinde çekilen fotoğraflar çok aldatıcı olabiliyor, ben bile çektiğim fotoğraflara bakıp “sen de milleti özendiriyorsun işte” diyorum. Ama durum bu. Bozcaada sanıldığı kadar “vay be” dedirtecek bir ada değil. Güzel, ama güzelliğinin hak ettiğinden fazlasını talep eden bir esnafı var. Ne yapılır sorununun bana göre cevaplarına gelince…

Türk Mahallesi'nde bir evin önü

Türk Mahallesi’nde bir evin önü

  • Bisiklet Kiralamak; Adanın merkezi yürüyerek gezilebilecek çapta. Ki o taşlarda bisiklet sürülmez, benden söylemesi. Yakın mesafede bisikletle gidilecek düzgün bir koy da yok. Tabi sürüşüne güvenene lafım yok.
  • Denize Girmek; Adanın en güzel koyu denilen Akvaryum Koyu’na ulaşım sadece aracınız varsa yapılabilir, minibüs gitmiyor. Ama Ayazma Plajı’na gün boyu minibüsler gidiyor. Tabi suyu biraz soğuk.
  • Sokakları Dolaşıp Doyasıya Fotoğraf Çekmek; Adada yapılabilecek en güzel şey bu olabilir. Özellikle Rum Mahallesi ve meyhanelerin olduğu sokaklar fotoğraf çekmek için harika.
  • Bozcaada Kalesi’ni Gezmek; Öğrenci 3 TL, Tam 5 TL. Kaleyi gezmek deyince kafanızda yönergelerin ve bilgilendirmelerin olduğu aydınlatıcı bir kale turu canlanmasın. Yürümek için yol bile yapılmamış bir kaleden bahsediyoruz. Tarihi gezi görmesek…
Bozcaada Kalesi'nden iskele

Bozcaada Kalesi’nden iskele

  • Bozcaada Müzesi’ni Gezmek; Adaya dair bilgi alıp belgelerle aydınlanabileceğiniz tek yer. (Adanın yerlisi yaşlı bir amca bulup sohbet edemezseniz diye söylüyorum.) Öğrenci 5 TL, tam biletin fiyatını hatırlayamıyorum.
  • Rüzgargüllerinde Günbatımını İzlemek; Tabi şarap eşliğinde. Şuan günbatımına göre olduğunu tahmin ettiğim bir saatte, akşam 6’da minibüs kalkıyor. Sözde ada turu yaptırıp rüzgargüllerinde günbatımını izletip geri dönmenizi sağlıyorlar. Kişi başı 20 TL’ye değer mi sorusunu göz ardı ediyorum artık, çünkü cevap belli. Çok acımasızsın diyeceksiniz belki ama ben her akşam Kartal sahilden çok daha güzel bir günbatımı izliyorum, sizi de beklerim. Şarap eşliğinde romantik bir olay var ortada evet de İstanbul’da yaşayan, Edirne’de büyüyen birine bir anlam ifade etmiyor bu günbatımı. Ayrıca ada turu dedikleri şey Gülenada Şarap Evi’nde mola verip şarap tadımı/alımı yaptırmayı ve Ayazma Plajı’nda 10 dk mola vermeyi kapsıyor ki bu yol zaten güzergah! Tur demeyin yani. Adada ne var ki turu olsun?!
rüzgargüllerinde günbatımı

rüzgargüllerinde günbatımı

Sakinim, sakinim.

Kıssadan hisse fotoğraf çekmeyi seven gezginlere, arabasıyla gelme imkanı olan çiftlere/arkadaş gruplarına Bozcaada tavsiye edilebilir. Eğer İstanbul’daysanız ya da İstanbul’a yakınsanız Prens Adaları’nda üç gün geçirmek çok daha tatmin edici olacaktır, bunu da belirtmeden geçmeyeyim. Haydi kalın sağlıcakla…

Uzanmıştım kumsala…

Nereye gitsek? 
Kültür turu mu deniz-kum-güneş mi? 
Ay yoksa Yunan Adaları mı olsa? Yok yok Prag’a gidelim. Cık yazın en güzeli Ege turu yapmak…
Böyle böyle son ana kadar planlayamadık tatili. Derken benim canıma tak etti, dedim Bodrum’da şurayı beğendim, fiyatlar şöyle uygun mudur? Uygundur dedi. Ver elini Bodrum.
4 gün geçirdik Turgutreis, Kadıkalesi’nde. Kadıkale Resort & Spa denize sıfır, mavi bayraklı denizi ile tercih edilesi güzel bir otel. Etstur aracılığıyla gittik, kendi adıma memnun kaldım diyebilirim. Deniz-kum-güneş keyfini özlemişim. Bodrum’un da havası bir farklı, söylendiği gibi var bir büyüsü. Her yaz bir koyunda 3-4 gün geçirilebilir bence. Klişemi de yaptım, sahilde Selim İleri ve Her Gece Bodrum’u okudum. Melankolik ve alışması zor bir kitap. Ama adet yerini bulsun dedim, hala devam ediyorum okumaya…
Bodrum’dan ayrılmadan Bodrum Kalesi ve kale içinde yer alan Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi’ni de gezdik tabi. 

St.Jean Şövolyaleri tarafından inşa edilen St. Peter Kalesi, bugünkü ismiyle Bodrum Kalesi, Serçe Limanı Batığı, Uluburun Batığı gibi batıklardan çıkarılan kalıntıların da sergilendiği bir sualtı  arkeoloji müzesine sahiplik yapıyor. Kalenin ve müzenin tamamını gezmek 2-3 saatinizi alacaktır. Özellikle İngiliz Kulesi ve Kumandan Kulesi’nden Bodrum’u seyretmeye doyamayacaksınız. Pazartesi hariç 9.00-19.00 arası ziyarete açık olan müzeye giriş 20 TL. Müze hakkında ayrıntılı bilgi için http://www.bodrum-museum.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Bodrum ile yetinebildik mi peki?  Tabi ki hayır! Sanki artık 26 yaşında, evet artık 26 diyebilirim sanırım, değilmişiz de rock festivalleri üniversite şenlikleri bizden geçmemiş gibi Zeytinli Rock Festivali’ni bahane ederek Akçay, Altınkum’a doğru yola koyulduk.
16 yıl önce ailemle gitmiştim Akçay’a. Kazdağı’na Sarıkız Tepesi’ne çıkmıştık, doğasına da denizine de hayran kalmıştık. Yıllar Akçay’ın samimiyetinden biraz götürmüş tabi. Ama yine de güzel Akçay. Altınkum’un denizi daha sıcaktı. Ege’nin her yeri ayrı güzel zaten. Biraz nostalji yaptım Akçay ile. Bir gece de Zeytinli Rock Festivali’ne katıldık. Eğlendik mi? Evet. Cem Adrian, Nev, Moğollar ve Mor ve Ötesi’nin sahnesi keyifliydi. Ancak sen ilkokula başlarken doğmuş insanların enerjisini yakalayamıyorsun tabi. İster istemez “biz o yaştayken” diye başlayan cümleler kuruyorsun. Eskisi gibi değil, yoruluyorsun işte. 
Velhasıl kelam bol bol denizin güneşin ve kumsalın tadını çıkardım. Gönlüm Ege’de kalarak döndüm memleketime. Edirnemi de özlemişim, yeşilini soludum biraz. Meriç’in keyfini sürdüm. Bolca fotoğraf çektim. Ve tatilin son günlerinde dinlenmek üzere, evet tatilin yorgunluğunu atmak diye bir şey var!, İstanbul’a döndüm. İki yıl önce de böyle sağlam bir tatil yapmıştım. Seneye denize güneşe ara verip başka diyarlara giderim belki, kim bilir?

Bursa’nın Ufak Tefek Taşları…

Bursa’da gezerken sürekli bu türkü dilimdeydi…

Bursa’nın ufak tefek taşları
Keman olmuş o yarimin kaşları..

Bursa’ya tekrar gitmek, keyfini tam anlamıyla çıkarmak bir Ağustos başlangıcına nasip oldu. Aylar önce eski bir dostu ziyaret için gitmiştim. Ama amaç “turistik” olmayınca pek cami, çarşı vs. gezememiştim.
Bursa’ya İstanbul’dan gitmek Kartal’da oturan biri olarak bana kolay ve keyifli geldi. Kartal’da oturmayanlar İstanbul’dan Bursa otobüslerine biniebilirler. Feyz almak için yazının Bursa Terminali’nden sonraki kısmını -üç paragraf sonrasını- okumaya başlayabilirler. Ama biz Kartallılar için yolculuk başlıyor!
İDO Kartal İskelesi’nden deniz otobüsüyle Yalova’ya geçmekle başlıyor bizim yolculuğumuz. Eğer 2-3 gün önceden bilet alırsanız 10 TL’ye Yalova’ya gidebilirsiniz. Yaz tarifesinde deniz otobüsü yerine motorlar gidiyor ancak 1 saat 15 dakika çok uzun bir süre değil.
Yalova’da indiğiniz yerde bekleyen Lüks Yalova Turizm’in Bursa otobüslerini göreceksiniz. Göremezseniz telaşa kapılmayın, marinaya doğru 15-20 dk yürüdüğünüzde şirketin yazıhanesini göreceksiniz. Yarım saatte bir Bursa otobüsü kalkıyor. Kişi başı 14 TL, çok değil 1 saat sonra Bursa Terminal’inde oluyorsunuz.
Bursa’ya giderken Orhangazi’den geçiyor, Gemlik’e de uzaktan el sallıyorsunuz. Kendi arabanızla seyahat ediyorsanız Gemlik’teki Atatepe Sosyal Tesisleri’ndeki açık büfe kahvaltı tavsiyemdir. Harika bir Gemlik manzarası ayaklarınızın altında kalıyor. 
(Ulu Cami)

Bursa Terimali’nde indiğinizde otobüs duraklarını göreceksiniz. Önce kendinizi gidiş-dönüş için BuKART alın. Tek basımlık kartlar 3 TL. Ardından da kent merkezine giden 38’e binin. Yaklaşık yarım saat sonra Timurtaş Paşa durağında olacaksınız. (Bu durağa sonra geri döneceğiz.) Gelmeden solda Zafer Plaza’nın piramidini göreceksiniz. Sağınızda da Bursa’nın meşhur Tophane Surları ve tarihi evleri gözünüze çarpacaktır. Burada inmenizi tavsiye ediyorum çünkü karşıya geçip Zafer Plaza YKM’nin önünden geçince tarihi tramvayı ve Cumhuriyet Caddesi’ni göreceksiniz. O tramvaya binip – tabi bunun için de BuKART almış olmanız gerek- Koza Han’ın olduğu bir sonraki durakta inebilirsiniz. Yukarı doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak meşhur Koza Han. İçerisinde kahvaltı edip çay içebileceğiniz yerler var. Bol bol ipekli gömlek, eşarp vs. de bulabilirsiniz. Ardından Ulu Cami’ye çıkabilirsiniz. Ben bu şekilde Ulu Cami’ye ulaşmak istemiyorum derseniz de Timurtaş Paşa’dan sonraki durakta inip Ulu Cami önündeki Çınar Cafe’nin tostu ve çayıyla kahvaltı yaparak güne başlayabilirsiniz derim.
Ulu Cami’yi öğlen vaktinden önce gezmenizde fayda var. Hem kalabalık olmuyor hem de dinç olduğunuz zamanlarda gezmeniz gereken bir yer. Evliya Çelebi’nin “Bursa’nın Ayasofya’sı” olarak adlandırdığı Ulu Cami, İslam eserleri içerisindeki en kutsal mekanlardan birisi olarak kabul edilmekte. İçerisindeki şadırvanına kadınların girmesinin yasak olmasını garipsesem de, tüm uzay sisteminin oymacılıkla işlendiği ve hala sırrı çözülemeyen minberi ve hat sanatının harika örneklerini taşıyan duvarları görülmeye değer. Ulu Cami, Karagöz-Hacivat’ın inşaatında çalıştığı cami olarak da bilinmekte.
(Yeşil Türbe)
Ulu Cami’den sonra üzerinde bulunduğunuz Atatürk Caddesi’ni takip ederek 10-15 dk kadar yürürseniz, Ulu Cami’ye arkanızı verin ve soldan devam edin, Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’nin olduğu Yeşil Cadde’yi göreceksiniz. İznik Çini sanatının en nadide eserlerinden birisi olarak kabul edilen Yeşil Türbe, Yıldırım Bayezid’in oğlu Sultan Mehmet Çelebi tarafından yaptırılmış. Türbede Çelebi Sultan Mehmet ile oğulları Şehzade Mustafa, Mahmut ve Yusuf ile kızları Selçuk Hatun, Sitti Hatun, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatuna ait olmak üzere toplam 8 sanduka yer almakta. Türbeye giden yolda eski Bursa evlerine de rastlayacaksınız, yine ipek gömlek, eşarp vs. satan dükkanlar göreceksiniz. 
Hani indiğimiz Timurtaş Paşa durağı vardı, hatırladınız mı? Size tavsiyem İskender yemeyi en sona bırakıp Yeşil Türbe’den Timurtaş Paşa durağından çıkılan Tophane Surları’na kadar o pasaj senin bu han benim diyerek geze geze gitmeniz. Dur bir soluklanalım derseniz de setbaşı/dereboyu olarak geçen yerde simit sarayı var, tavsiyemdir.
(Tophane Surları)
Biz Timurtaş Paşa’ya ve Tophane Surları’na geri dönelim. (Kara) Timurtaş Paşa, Osman Gazi’nin silah arkadaşlarından Aygut Alp’in torunuymuş. Sultan I.Murad’ın kumandanlarından, Anadolu Beylerbeyi Gazi Timurtaş Paşa’nın bugünkü türbesi otobüs durağının hemen arkasında yer alıyor. Türbenin arkasında da yukarı, surlara doğru çıkan merdivenleri göreceksiniz. 
Osmanlı’nın Bursa’ya giriş yaptığı kapı olan Saltanat Kapısı’ndan girip soldaki ilk caddeden devam ettiğinizde tarihi Bursa evlerini göreceksiniz. Sokakların keyfini çıkardıktan sonra solunuzda kalan surlara geçebilir ve Bursa’yı seyre dalabilirsiniz. Tophane Surları’na çıkmayı sona bırakmanızı tavsiye ederim. Böylece gezdiğiniz her yeri bir de kuşbakışı görme şansınız olur.
(Tophane Surları’ndan Bursa)
Eee gezdik gördük nerede kestane şekeri nerede iskender diyeceksiniz. Sıra onlara gelmişti zaten. Surlardan indikten sonra karşıya geçip Ulu Cami yönünde yürürseniz Ulus Pastanesi’ni göreceksiniz. Buradan eşinize dostunuza ya da benim gibi kendinize kestane şekeri alabilirsiniz. Pastaneden sonra aynı cadde üzerinde aynı istikamette yürürseniz Ulu Cami’yi geçtikten 5 dk sonra mavi, şirin bir dükkan göreceksiniz. Muhtemelen önünde kuyruk da göreceksiniz. Göremezseniz Tayyare Kültür Merkezi’ni görürsünüz, dükkan onun hemen yanında. Burada iskender kebabın hasını şıra eşliğinde afiyetle yiyebilirsiniz.
İskendercinin karşısından geçen 38’ler ile terminale dönebilirsiniz. Bursa düzenli bir şehir, görülmesi gereken yerlerin bir çoğu birbirine yakın. Yani rahat rahat gezebilirsiniz, bence güne birlik bir Bursa turundan korkmayın. Giderken Yeşil Türbe ve Tophane Surları hiç aklımda yoktu mesela ama hepsini gezdim gördüm geldim. Eğer Cumartesi giderseniz akşam 6’da Ulu Cami önündeki havuzlu meydanda yapılan mehter takımı ve kılıç kalkan ekiplerinin gösterilerine de denk gelebilirsiniz. Benden söylemesi…
(Koza Han)