Gel dese giderdi kadın…

Adamın gidesi vardı.
Hayalleri vardı ertelediği.
Ve o hayallerde kadına yer yoktu.
Kadın “git” dedi istemese de. “Kal” dese neye yarardı ki?
Keşke beraber hayaller kurabilecek kadar onda, onunla olabilseydi adam.
Ama değildi, muhtemelen hiç olmayacaktı da.
Oysa adam “gel” dese giderdi kadın.
“Gel” dese gidebilecek kadar severdi çünkü.
“Gel” dediğinde gelmeyecek adamları, “gel” dediklerinde gidebilecek kadar severdi kadın.

Reklamlar

Belki.

Belirsizlik… Hayata heyecanını katmaktaki payını kim inkar edebilir ki? Her şeyi biliyor olsak hayatın tadını çıkaramazdık. Sonunu bilerek izlediğiniz bir film ne kadar heyecanlandırabilir ki bizi?
Belirsizlik, umut demektir aslında. Bir tutam da olsa umut… Bilinmeyene olan inanç o kadar kuvvetlidir ki umudu besler. Belirsizlikle umut, etle tırnak gibidir.
Belki deriz ya bazen… Ne evettir ne hayır. Duymak istediğimiz neyse, inanmak istediğimiz neyse ona inanmamızı sağlar. Belirsizlik olumsuz gelse de kulağa, aslında olumludur. Çünkü merakı doğurur. Merak etmek heyecandır. Heyecan, umuttur.
Belki’leri severim. Keşke’ler gibi hain değildir onlar. Olabilirlik ihtimalini barındırır. ‘Belki’ varsa umut vardır, telafisi mümkündür. Keşke öyle midir? Keşke, kaçırılandır. Yaşanmış olanı geriye dönüp tekrar yaşayamayacağımızın kanıtı gibidir. Pişmanlıktır keşke, geçmiş denizine atılmış ve ilerlememizi engelleyen bir çapadır.
Ama her şey gibi ‘belki’ de iyi yüreklerden çıktıysa güvenilirdir. Yoksa üzer insanı. Gerçeklikten uzaklaştırabilir. Güvenilir dudaklardan dökülmezse ya da mantık süzgeçinden geçmezse şimdi denizine atılan bir çapa olur. Yerine mıhlar insanı. 
Belki’leri sevin yine de. Belkiler belirsizlik demektir. Ve belirsizlikler her zaman başka olasılıkları içerir!

Biraz Yürümek, Yol Almak İçin…

Yerinden huzursuz olan kişi, yola düşer
yeni bir yer bulmak için olmasa bile, 
biraz yürümek, yol almak için…
[Oruç Aruoba, Yürüme]

Belki Edirne gibi sakin bir şehirde büyüdüğümden, belki de kalabalıklar içinde kaybolmak bana iyi geldiğinden İstanbul’da yaşamayı hayal etmişimdir kendimi bildim bileli. Dört buçuk yıldır da yaşıyorum. Herkes bir gün doyarsın dese de henüz o gün gelmedi, biliyorum. Ama bazen uzaklaşasım geliyor İstanbul’dan. Yollara çıkasım…
Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda Anahtar Eğitmeni nam-ı diğer Çilingir olduğum eğitimde bizlere Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabından alıntılar okumuşlardı. Yollarda olmak, yürümek, yoldaş olmak… Bir yılı aşkın süredir de fırsat buldukça yollara çıkmama, yeni insanlar tanımama, bildiklerimi, düşündüklerimi aktarmama, bilmediğim, aklıma gelmeyen şeyler öğrenmeme, eğlenmeme en önemlisi de düşünmeme, nefes almama vesile oluyor çilingir olmak.
Geçtiğimiz hafta rotam çok değişti. Şırnak, İzmir, Adana derken kendimi Ankara yolunda buldum.
Ankara’yı oldum olası sevememişimdir. Benim gözümdeki düzenli bir memur kenti imajını yıkamadı bir türlü. Ama orada yaşayan/okuyan ve bir şekilde paylaşımda bulunma şansı yakaladığım, son bir yıl içinde tanıdığım insanları çok sevdim. Zaten bir şehri sevmem için, İstanbul’u sebepsiz severim o ayrı, orada yaşayan/oralı olup da tanıdığım insanları sevmem büyük etkendir. Bakınız Zonguldak ve Eskişehir.
Çilingir dediğin yanına iki gecelik eşyasını, eğitim malzemelerini alır düşer yollara. Çoğu zaman hiç tanımadığı insanların evine misafir olur. Ancak bu sefer kalacak yerim, bana evini açacak arkadaşlarım vardı, tabi sayıları dönüşte arttı o ayrı. Benim hayatımda 12 yıldır bulunabilme, tutunabilme başarısına erişmiş tek arkadaşımı görebildim uzun zamandan sonra. Geç bulup çabuk ayrı gayrı düştüğüm başka bir arkadaşımı da. Hasret giderdiğim gibi yirmi küsür yepyeni insanla tanıştım bu yolunda sonunda. Ama her yolun sonundaki yer, başka bir yolun başlangıcıdır. Ben de hayatımın zilyonuncu İstanbul etabına geri döndüm iki günün ardından, dün.
Buaralar yeni başlangıçlar yaptım, ve beklediğim başlangıçlar var hala. Hayatımın seyri hala net değil, yüzde yüz net de olmayacak hiçbir zaman. Ufak belirsizlikler değil midir zaten yaşama renk katan? Hayatımda net olan nadir şeylerden biri yola çıkmaktan bıkmayacağımdır. Yeni bir yer bulmak değil aslında niyetim, biraz yürüyeyim, yol alayım yeter…

Ne Kadar Gerçek?

Bir adam tanıyorum. İsmi kendinden önce giden türden. Çapkınlığıyla nam salmış.
Bir kadın tanıyorum. Bu adamla birlikte olan. Onun söylenenin aksine olduğunu düşünen. Ona güvenen.
Sonra bir an geliyor. Adam aslında hiç değişmediğini gösteriyor bu kadının arkadaşına. Hala fırsatları değerlendiren bir adam olduğunu. Ama ortada fırsat yoksa da şansını zorlamadığını.
Kadın, arkadaşının bu durumu kabullenmediğini ve güvendiğini biliyor ve susuyor.
Peki bu ilişki şimdi ne kadar gerçek? Ne kadar “güven” dolu?

Kadının arkadaşı ilişkilerin sahteliğine bir kez daha şahit olduğu için bıkkın, bu nedenle hala kaçıyor ilişkilerden, güvenemiyor ne kendisine ne de bir başkasına…

Amaçsız Yürümek…

 

Biraz amaçsız yürümeli insan. Böyle bir şeyler diyordu Ece Temelkuran bir yazısında. Hayata erkenden başlama diyordu. Biraz amaçsız yürü.

Bu yolculuğa Haziran sonunda başlamayı planlıyordum aslında. Ama işler umduğum gibi gitmedi. Bir süre “çalışıp düşünmemeyi” tercih ettim. Başlarda her şey iyiydi de. Ama orada da işler yolunda gitmedi. Salı günü geride bırakıldı çalışma serüveni.

Zaten geçiçi olarak girmiştim. Diplomamı elime alana kadar. Aldığımda fark ettim ki “ben 4 yıl matematik okudum ve artık mezunum”. Neden biraz dinlenmiyorum ki? Eninde sonunda çalışmaya başlayacağım. Ve bir kere başladı mı “dur biraz dinleneyim” demek daha da zor olacak. İş hayatına “merhaba” demeden önce öğrencilik yıllarına gerçekten bir “veda” etmek gerekmez mi? Biraz dinlenmek, gerçekten ne istediğine karar vermek…

Geç mi kaldım? Sanmıyorum. Ben hiçbir zaman idealist biri olamamışımdır. Hedefler koymuşumdur, tek bir hedef değil. Şartlar hangisine el verdiyse o hedefe yönelmişimdir. Ama üniversiteden mezun olan her gencin yapması gerektiği gibi bir süre hedef koymamalı ve gönlümce zaman geçirmeliyim. Buna uzun bir süredir ihtiyacım var. Bu “adı herneyse” olan zaman dilimini kendime tanımak için geç bile kaldım.

Kendimi yararlı ve iyi hissettiren toplum gönüllüleri vakfı, bana yeni bir nefes niteliğinde olacak bir imkan sağladı. Başvurduğum 10. Üreme Sağlığı Akran Eğitici Eğitimi’ne kabul edildim. Pazar günü bir haftalık bir tempoya, yeni bilgilere, yeni paylaşımlara “merhaba” deme vakti. İmkanım olursa ordan da bir şeyler yazarım. Ama yazamazsam da dönene kadar kendinize iyi bakın.

Not: Biliyorum zaten uzuuun süredir yoktum. Neler olmadı ki o uzuuun sürede neler… Ama eğitim beklemez ;)