Dünya Tiyatro Günü Kutlu Olsun!

tiyatrogunu

İlk ne zaman tiyatroya gitmiştim diye düşündüm. 8-9 yaşlarındayım. Edirne Halk Eğitim Merkezi’ne Uygur tiyatrosu geldi. Oyunun adını dahi hatırlamıyorum şuan. Tek hatırladığım çok pahalı olduğu için annemin benle içeri giremediği, ama ben tiyatro izleyeyim diye beni içeri oturtup oyun boyunca beklediğidir. Bir de kapının önünde, oyundan önce arabasını yıkayan Uygur kardeşlerle muhabbet edişimizdir.

Sonra ne oldu? Edirne’ye zaten kırk yılda bir gelen oyunlar pahalı olduğundan takip dahi etmedim. Gidemeyeceğimi biliyorum ya, lüks ya… İstanbul’da yaşayacağım ben diye tutturmamın bir sebebi de budur işte. Edirne’nin yoksunluğu…

Üniversite başladı, Yıldız’da okuyorum. Okulun oyunlarına gidiyorum ara ara, şehir ya da devlet tiyatrosunda da birkaç oyun izledim. Ama tiyatro tutkusu olan şey bende 2-2,5 yıl önce ‘kendi paramı kazanıyorum’ hissiyatından sonra başladı. Çünkü nasıl işlemişse içime tiyatro pahalıdır imajı, söküp atmam için önce parama güvenmem gerekti. Ne garip!

Tabi şehir ve devlet tiyatroları uygun. Ancak özel tiyatroya gitmek istiyorsanız, biraz ekonomik durum etkili olabilir. Ama İstanbul gibi bir yerde DVD fiyatına sinemada film izlenebildiği düşünülürse tiyatroya parayı bahane edip gitmeyen sinema aşıklarına ‘siz kimi kandırıyorsunuz?’ denebilecek bir fiyattan bahsediyoruz. Eğer özel tiyatroların sıkı takipçisi olursanız indirimli oyunları kaçırmaz, 25-35 lira aralığında fiyatlarla harika oyunları çok güzel yerlerden izleyebilirsiniz.

Neyse, konuyu toparlayalım. Bugün 27 Mart. Dünya Tiyatro Günü. İçinde bulunduğumuz sezon için dün 30. kez tiyatroya gitmiş biri olarak İstanbul’da nerede hangi oyun izlenebilir, neyi öneriyorum neyi merak ediyorum paylaşmaktı amacım. Haydi o zaman…

DOSTLAR TİYATROSU

Genco Erkal yönetimindeki tiyatronun yeri Eminönü’nde. Lokasyon olarak bana uzak olduğundan, Caddebostan Kültür Merkezi ve Kadıköy Halk Eğitim’e geldikleri günleri takip ediyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri ve Yaşamaya Dair oyunlarını izleme şansını bulmuş biri olarak ikisini de can-ı gönülden tavsiye ederim. Özellikle Nazım hayranları Yaşamaya Dair’i muhakkak görmeli. Eminönü’ndeki gösterimlerin tadı bir başka diyorlar bu arada… http://www.dostlartiyatrosu.com/

TATBİKAT SAHNESİ

Erdal Beşikçioğlu yönetimindeki tiyatronun hem İstanbul’da hem da Ankara’da sahnesi mevcut. İstanbul’daki yer Nispetiye’de, Zincirlikuyu’dan Akmerkez yönüne yürürken sağda kalıyor. Burada oyun izleyebilmek için sıkı takipçi olmak gerek, çünkü yerler hemen tükeniyor. Şahsen ben burayı hep kaçırıyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri oyununun Erdal Beşikçioğlu yorumunu ve Seray Şahiner’ın romanından uyarlanan Antabus’u bu gidişle önümüzde sezon izleyebileceğim. http://www.tatbikatsahnesi.com/

İSTANBUL HALK TİYATROSU

2006 yılında Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kurulmuş ve halen Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin, Erkan Can ve Cem Davran dörtlüsü ile varlığını sürdürüyor İstanbul Halk Tiyatrosu. Şimdilik Alevli Günler ve Bezirgan var programlarında. Şimdilik diyorum çünkü ikisini de izlemiş biri olarak yeni oyun bekliyorum! Yoksa aynı oyunları ikinciye izleyeceğim çünkü ikisi de çok keyifli saatler vaat ediyor. http://www.istanbulhalktiyatrosu.com/

OYUN ATÖLYESİ

Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer tarafından 1999 yılında kurulan tiyatronun yeri Moda’da. Her ay başka tiyatro topluluklarından misafir oyunları olduğu için sıkı sıkıya takip ediyorum programlarını. Özellikle Semaver Kumpanya’yı burada izlemeyi tercih ediyorum. Neyse ona geleceğiz…

7 Nisan’da Haluk Bilginer’in de yer aldığı yeni oyunları Pencere perdelerini açacak, tabi yerimi aldım bile. Dolu Düşün Boş Konuş, Köprüden Görünüş ve Aşk Delisi oyunlarını da tavsiye ediyorum. http://www.oyunatolyesi.com/

MODA SAHNESİ

İşte Kadıköy’ün diğer tiyatro mahzeni. Bahariye caddesinin Rexx’e inen sokağının karşı sokağında desem bulabilir misiniz acaba? Kadıköy Halk Eğitim’e gelmeden önceki sokakta diyeyim en iyisi. Aralarında Mert Fırat, Timur Acar, Onur Ünsal, İlksen Başarır gibi isimlerin olduğu 12 kişi tarafından eski Moda Sineması’nın yerine kurulan sahnenin orijinal oyunları var, benden söylemesi. En Kısa Gecenin Rüyası, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Parkta Güzel Bir Gün, Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz, Bira Fabrikası izleyip de beğenmememin mümkün olmadığı oyunlardı. Moda Sahnesi’nde de misafir tiyatro toplulukları olduğunu, ayrıca Başka Sinema kapsamında filmler gösterildiğini unutmayın. http://www.modasahnesi.com/

SEMAVER KUMPANYA (Çevre Tiyatrosu)

Yeri Haliç’in öte tarafında. Kocamustafapaşa’da. Oturma düzenini biraz zayıf bulduğum için bir daha gider miyim emin değilim, ama nostaljik bir dokusu var ona diyecek sözüm yok. Beni ilgilendiren oyunları, ki Oyun Atölyesi’ne geliyorlar. Kuşlar’ı ve Cimri’yi izleyebildim bu yıl. Serkan Keskin ve Sezin Bozacı’nın hayranıyım. Metot ve Veriler de görülecek oyunlar listemde. http://www.semaverkumpanya.com/tr/

TİYATRO KUMPANYASI

Mart ayı Kemal Kocatürk ayı oldu benim için. Ben, Orhan Veli oyununda Orhan Veli, Hasretinden Prangalar Eskittim oyununda Ahmed Arif ve Can oyununda Can Yücel olarak izledim ve her seferinde ayakta alkışladım. Hiçbir zaman hınca hınç dolu bir salonda izleyemediğim için -en azından Kadıköy için bunu söyleyebilirim- insanların kıymet bilmezliğinden dert yandım oyundan eve dönerken. Şiiri sevmem, şiirden anlamam diyorsanız Kemal Kocatürk vasıtasıyla tanıyın bu üç büyük şairi. Bakalım o zaman da sevmem diyebilecek misiniz? http://www.tiyatrokumpanyasi.com/

BAŞKA NELER VAR İSTANBUL’DA?

Zorlu PSM

İstanbul’da yaşayan, ekonomik olarak da imkanı olan, herkes için bir nimet burası. Dünya sahnelerinden oyunlar/gösteriler izleme şansı bulduğumuz gibi keyifli tiyatro oyunlarına da ev sahipliği yapıyor. Seni Seviyorum Mükemmelsin Şimdi Değiş bunlardan sadece biriydi. Yoldan Çıkan Oyun, 39 Basamak gibi merak ettiğim oyunlar var. Zaman yaratabilirsem, ne mutlu bana!

Şehir Tiyatroları

İstanbuldakiler için hem maddi olarak uygun olması hem de çok sayıda sahnesi olması nedeniyle kıymetinin bilinmesi gereken bir nimet. Geçtiğimiz sezon 10 oyun izledim, izlediklerim arasından Hayal-i Temsil, Komşum Hitler, Ölü Adamın Cep Telefonu, Sırça Hayvan Koleksiyonu, Şekerpare ve Türkiye Kayası’nı muhakkak görün derim.

Devlet Tiyatroları

İstanbul’da Şehir Tiyatrosu kadar olmasa da Devlet Tiyatrosu da yaygın ve oyun seçeneği çok. Anadolu Yakası’nda Caddebostan Kültür Merkezi ve Üsküdar Tekel Sahnesi’ni takip edebilirsiniz. Yakın olanlar için Kozzy AVM’deki Kozyatağı Kültür Merkezi de bir seçenek. Profesyonel zaten malumunuz, izlemeyenin hatırı kalıyor. Tiyatro sahnesinde farklı şeyler görmek isteyen için #Cehennem ‘i öneririm. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı ve Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş de izlemeye değer oyunları. Seneye daha çok oyun izlemem gerektiğini yazarken fark ettim, devlet tiyatrosunu biraz ihmal etmişim.

Aysa Organizasyon

Takip etmekte fayda olan bir organizasyon. Sayelerinde Kredi’yi ve Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı izledim. Güven Kıraç’ı tiyatro sahnesinde Kredi oyunu vasıtasıyla izlemenin tadı başkaydı. Ve kafası karışık kadınlar muhakkak izlemeli Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı.

Tiyatro Festivali

İKSV’nin her sene düzenlediği festival bu sene 3-28 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’daki çeşitli sahnelerde birçok oyun sergilenmesine vesile olacak. Ayrıntılı bilgiyi http://tiyatro.iksv.org/tr/ adresinden alabilirsiniz. Lalekart bahanesiyle bu sene 5 oyuna bilet alabildim, keşke vakit ve nakit daha çok olsa da daha çok gidebilseydim.

Böyleyken böyle.

İzlediğim her şeyi yazamadığım için en azından tavsiye edeyim de ekşisözlük’e falan bakıp aklınıza da yatıyorsa gidin görün istedim.

Tiyatrosuz bir dünya daha vicdansız olurdu. Tiyatro, yemyeşil bir ormanda nefes almak gibi iyi gelir bünyeye. Kutlu olsun ki mutlu olalım!

Genco ve Nazım ile ‘Yaşamaya Dair’

Yasamaya-Dair-Bursa-Cezaevinden-Mektuplar-afis…nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Nazım’ın 114.yaş günümü kutlamışken, Nazım hakkında bir şeyler karalamamak olmazdı.

Şiiri de aşkı da geç tanıdım, tattım ben. Ve bir daha bırakamadım.

Nazım’ı bir çoğunuzdan az bilirim muhtemelen. Bana göre Nazım memleket demek, aşk demek, mücadele demektir. Nazım sevmektir, sevmeyi bilmektir.

Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’ndeki yaşamını, eşi Piraye Hanım’a olan tutkusunu anlatan Yaşamaya Dair oyununu izledikten sonra şairi ve yaşamını daha çok bilmem gerektiğini anladım.

Genco Erkal’ın uyarlayıp yönettiği oyun aslında müzikli bir gösteri. Nazım’ın şiirlerinin yanı sıra piyano, viyolensel ve Tülay Günal’ın billur gibi sesi eşliğinde değişik bestecilerin Nazım şarkıları da seslendiriliyor oyunda.

Nazım aşkı sevenlerden, aşkı kimde bulduysa kalbi onda atanlardan. Nazım gibi adamın bile gönlü Piraye’den Münevver’e, Münevver’dan Vera’ya kaymış. O, kadınlarını hem çok sevmiş hem çok üzmüş. Ama Nazım böylesine sevmese aşkın en güzel şiirlerini nasıl yazardı ki? Aşk, acısıyla ve kederiyle aşk olmuyor mu? Oyun boyunca aklımda aşka dair geçen onlarca sorudan birkaçıydı bunlar.

Ama Nazım sadece aşk demek değildir tabi. O’nda inadına yaşamak, inadına umut var. Genco, Yaşamaya Dair’de Nazım’ın gözünden aşkın her türlüsüne dokunuyor. Kadınına aşkı, çocuğuna aşkı, memleketine aşkı, insanına aşkı…

Nazım’ı sevmemek mümkün mü bilmem ama, bu oyundan sonra gönlünüze dokunacağına eminim. İzleyin, izlettirin derim. Nazım’ı bilmek sevdaya bir borçtur benim gözümde. Ağız dolusu gülmeyi unutmayalım hiçbir zaman, unutur gibi olursak da açalım iki Nazım dizesi okuyalım. Görecekseniz umutsuzluk korkup kaçacak yanınızdan.

nazım-hikmet-sözleri-9

 

Köprüden Görünüş

köprüden görünüş

Lisedeyken her Cuma sinemaya gitmekti tutkum. Çünkü güzel memleketime tiyatro kırk yılda bir gelirdi. Onlar da özel tiyatro oyunları olurdu, para denkleştirip gidemezdim. O yüzden bilmezdim tiyatronun nasıl bir aşk olduğunu..

İstanbul’daki öğrencilik yıllarım birkaç oyunla geçti. Özel tiyatrolar pahalı geliyordu, şehir ve devlet tiyatrolarını takip etmek gibi bir alışkanlık da edinememiştim.

Geçen yıl bu gidişe bir dur deme kararı aldım. Bu sene de her Cuma’yı tiyatro günü ilan ettim kendime. Oyun Atölyesi de merakla takip ettiğim sahneler arasında. Haluk Bilginer’in yönettiği ve rol aldığı Nehir oyunu sayesinde tanışmıştım bu sahne ile. Nehir artık oynamıyor, ancak Dolu Düşün Boş Konuş oyunu ve geçen Cuma izlediğim Köprüden Görünüş bu sezondan tavsiye edebileceğim oyunlar.

Köprüden Görünüş Oyun Atölyesi’nin bu sezondaki yeni oyunlarından biri. Karısı ve karısının güzel yeğeni Catherine ile beraber yaşayan ve ailesinin geçimini limanda çalışarak sağlayan Eddie, karısının İtalya’dan kaçıp gelen kuzenlerine evini açar. Ama kuzenlerden biri, Catherine’e aşık olunca Eddie’nin kendisinden bile gizlediği tutkusu hepsini trajik bir sona götürür.

Eddie rolünde Bülent İnal’ı, Catherine rolünde Nazlı Bulum’u ve hikaye anlatıcısı olarak da Kubilay Karslıoğlu’nu izlediğimiz oyunun diğer oyuncuları Aslı Yılmaz, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu. Oyunun yönetmenliğini ise Kim Korkar Hain Kurttan oyunu ile ismini duyuran Tekindor çiftinin oğulları Hira Tekindor yapmakta.

Oyun nelerden bahsediyor dersek…

  • Aşktan… Dürüst bir adamı yüzüne tükürülecek bir hainlik yapmaya sürükleyebilecek bir tutkudan…
  • Haktan ve hukuktan… İnsanların elleriyle kurdukları bir adalet sisteminin göreceliliğinden… Eşitsizliğinden…
  • Ülkelerinde karınlarını dahi doyuramayan insanların sevdiklerinden uzakta ekmek parası peşinde koşmasından… Gurbetin her türlüsünün zor olmasından… Herkesin yaşamaya değer hayalleri olduğundan…

Köprüden Görünüş oyununa bilet almak ya da Oyun Atölyesi’nin diğer oyunlarını incelemek için www.oyunatolyesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz. 7 Ocak’ta ilk kez sahnelenecek yeni oyunları Aşk Delisi için ben yerimi aldım bile! Provaları sürmekte olan yeni Haluk Bilginer oyunu Pencere’yi de merakla bekliyorum…

Hatırlamak için kağıt gerekir!

15 11 2015 - 1Oyunun bir yerinde geçiyordu bu söz.

“Hatırlamak için kağıt gerekir.”

Vurdu bu söz beni. Çünkü yazmak benim için su gibidir, hava gibidir.

Gelişine yazarım yıllardır. Bir sürü defter var, üzüntülerimi ve nadiren de olsa sevinçlerimi paylaştığım.

Evet, genelde beni üzeni kağıda düşerim. Hatırlamak istediğimden midir bilmem, üzüldüğümde ancak yazarak kendime gelirim. Belki üzüntülerimi paylaşmayı değil de saklamayı tercih ettiğimdendir.

Ama mutluluklar öyle mi? Yaşarım son damlasına kadar, öyle ki kağıda dökecek iki cümlem bile kalmaz çoğu zaman.

Ama kağıda, kaleme karşı vefasız çıktık. Çağa ayak uydurmak adı altında ihanet ettik onlara. Akıllı telefonlarımızı ve tabletlerimizi tercih eder olduk yazmak için.

Şu blog bile, kağıdın kalemin yerini tutmuyor ki. Ama herkesle paylaşma hastalığı işte…

Şehir Tiyatroları’nda oynayan Ölü Adamın Cep Telefonu oyunu da herkesle paylaşma hastalığımızın en önemli belirtisi olan cep telefonlarımızdan yola çıkmış. Durmadan çalan, konuşmuyorsak yazıştığımız, yazışmıyorsak ‘internette sörf’ yaparak bir dakika bile elimizden düşürmediğimiz o telefonlar ruhumuz gibi oldu değil mi? Şarjı bitince krizlere gireriz, sanki birkaç saat telefonsuz kalsak dünya ile ilişkimiz kopacak sanırız, yemeyiz içmeyiz ihtiyacımız olduğunu iddia edip en pahalısını alırız… Bir masada oturan birkaç insanın konuşmak yerine önce Instagram’a fotoğraf yüklediği, Swarm’da checkin yaptığı, Facebook’ta kimler paylaştıklarını beğenmiş diye baktığı bir dünyada yaşıyoruz. Eleştirmek için değil bunu hepimiz yapıyoruz. Hal böyleyken bir insanın öldükten sonra bile ölmemesine neden olan bir cep telefonu hikayesini izlemek, bizi biraz olsun gerçeklerimizle yüzleştirir ne dersiniz?

Amerikalı Yazar Sarah Ruhl tarafından 2007 yılında yazılmış olan Ölü Adamın Cep Telefonu oyununun konusu kısaca şöyle: Oturduğu kafede ölen Gordon’ın telefonu tesadüfen Jean’in eline geçer. Oyunda telefonu bir türlü geri veremeyen Jean’in, Gordon’ın zavallı kardeşi Dwight, tuhaf annesi Bayan Gottlieb, çatlak karısı Hermia ve telefonun peşindeki sevgilisi Carlotta ile yaşadıkları anlatılılıyor.

Oyunu yöneten Arda Aydın, Gordon ve Dwight rolünde karşımızda. Jean rolünde izlediğimiz Yeliz Gerçek ile güzel bir ikili olduklarını söylemeliyim. Yardımcı rollerdeki Nergis Çorakçı Başak, Nurseli Tırışkan ve Pelin Budak biraz abartılı karakterlerine rağmen keyifle izlettiler kendilerini. Oyunda ‘teknolojik dünyamıza’ ilişkin alt metinleri olması hoşuma gitti, ayrıca çok başarılı bir şarkı listesi kullanılmış.

Hatta şehir tiyatrolarında bu sezon izlediğim oyunlar arasında (Şekerpare, Kısasa Kısas, Türkiye Kayası ve Ayaktakımı Arasında şimdilik) en çok beğendiğim oyun bu desem yeridir. Güzel şarkılar ve kahkaha vaat eden bu oyunu siz de izleyin derim. Tiyatrodur, iyidir!

Tiyatrodur, iyidir: Ayaktakımı Arasında

AyaktakımıArasında

Çayım yanımda.
Not defterim, tamamdır.
Kalem olmazsa olmaz zaten.
Evet, haftanın oyunu ‘Ayaktakımı Arasında’ üzerine düşünebilirim…

Bloga yazamadığım her şeyi sığdırdığım defterlerime dökmem lazımdı önce düşüncelerimi. Nasıl bir oyundu? Neler düşündürdü? Toparlamam lazımdı.

Öncelikle tiyatro alışkanlığımın, şehir tiyatrolarını düzenli olarak takip etmeye başlamamla tadından yenmez olmaya başladığını belirtmek isterim. Geçtiğimiz yıllarda izleyip de yazmadıklarıma inat bu sene oyunlar hakkında kafa yormalarımı yazıya/bloga dökme niyetim de var. Niyeti eyleme geçirmek de bugün izlediğim Ayaktakımı Arasında ile olsun dedim.

Ayaktakımı Arasında, Şehir Tiyatroları’nın bu seneki yeni oyunlarından. Türkiye’de ilk kez 1936 – 1937 sezonunda Şehir Tiyatroları tarafından oynanmış. , daha sonra başta Ankara Devlet Tiyatrosu olmak üzere birçok topluluk tarafından sahnelenmiş bir oyun. Rus yazar Maksim Gorki’nin imzasını taşıyan hikaye, devlet düzeninin çöktüğü 1900 başında Rusya’da izbe bir barınakta hayata tutunmaya çalışan ayaktakımını anlatıyor. Yönetmenliğini Orhan Alkaya’nın yaptığı oyunda birbirinden değerli 17 oyuncu yer alıyor. Oyunun künyesine www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari adresinden ulaşabilirsiniz.

Hikayenin geçtiği dönem itibariyle siyasi dokunuşlar bekleyen seyirciler öncelikle bu düşüncelerinden sıyrılmalılar. Bu oyun, Rusya’da yaşanan çalkantıların, dönemi yaşayan ‘kaybeden insanlar’ üzerindeki etkisini anlatmak gibi bir derde sahip değil. Hayata dair umudu kalmasa da ‘gerçek nedir?’ dert edinmiş bir grup insanın hikayesi var karşınızda. Dönem olarak 1900’ler Rusya’sı seçilmesi, dönemden ve yaşanılanlardan etkilenenin oyunun karakterleri değil de Gorki olmasından kaynaklanıyor.

Peki ülkelerinde yaşanan bunca olay ‘gerçek’ peşindeki bu ayaktakımına hiç mi dokunmuyor? Dokunuyordur elbet, belki gerçeği aramalarının sebebi de bu. Vicdanın, gururun ve umudun kalmadığı dünyalarında gerçek bunlar da değilse nedir diye sormaları sizce de normal değil mi?

Hikaye düşündürtmeye düşündürtüyor da karakterlerin analizi, olayların akışı ve final bir bütün oluşturmadı hatta seyirciden kopuk bir oyun izlenimi verdi bana. Bu nedenle Serdar Orçin, Mert Tanık ve İrem Erkaya’nın oyuna kattığı enerjiyi göz ardı etmemek lazım. Tabi Mazlum Kiper’in gürül gürül sesi ve bilgelik dolu diyalogları da oyuna dair unutamayacaklarım arasında.

Oyun, hikayesindeki kasveti dekoruna yansıtmayı başarmış. Oyun boyunca bizi yalnız bırakmayan çalgının tınısı kasvetten boğulmayı engelliyor ve ihtiyaç olan tiyatral havayı besliyor. Ancak, astım hastası ya da nefes darlığı olabilecek seyircileri hiç düşünmeden sıkılan dumanın dozu biraz kaçmış diyebilirim. Bu konuyla ilgili oyunun künyesine bir uyarı koyulabilirdi bence. Belki Harbiye Muhsin Ertuğrul ya da Ümraniye sahnesi için sorun olmayabilir ancak Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi çıkan dumanları kaldıramayacak kadar küçük bir sahneydi.

Kıssadan hisse…

Ufak tefek kusurları saymazsak, gerçek nedir diye çırpınan ya da çırpınmak isteyen seyirci için tercih edilebilir bir oyun Ayaktakımı Arasında. Sadece büyük sahnelerden birinde izlemeniz, nacizane tavsiyemdir.