biraz mavi biraz yeşil..

tatilkafası

Nereden başlasam, ne anlatsam bilmeden oturuyorum şuan klavyenin başına.

Hep erteleyip hiç yazmadıklarımı yazmak niyetim.

Ertelememek lazım, yazmayı ve paylaşmayı ertelememek…

Büyükada’da bitmemişti oysa tatilim, çok anı biriktirmiştim. Ama üşengeçtim, yazamadım. Yaşamaya üşenmiyorum en azından, yazmak da alışkanlık olur zamanla.

Neler yazmadım ama neler yaptım’a gelirsek.

Garipçe

Garipçe

Garipçe, karşıda -artık Avrupa yakası karşı oldu bana- yaşadığım yıllar boyunca gidip görmek istediğim ama inanır mısınız üşendiğim yerler arasındaydı. Tatili fırsat bilip önce Rumeli kavağında kahvaltı keyfi yaptım bir dostumla, hazır buralara gelmişken de Garipçe’yi göreyim dedim. Rumeli kavağına Hacıosman metro durağından kalkan otobüslerle (25A nolu hat) ulaşmak kolay, ancak Garipçe için Sarıyer’e dönüp tekrar otobüse (150 nolu hat) binmek gerekiyor. Garipçe, 3. köprünün katliamından henüz çok yara almamış gibi ancak köprü bitip etrafı ağzının suları şimdiden akmaya başlayan inşaat şirketlerince katledilince geriye ne kalır bilinmez. Vakit varken gidip görmek gerek.

Deniz Müzesi

Beşiktaş’taki Deniz Müzesi de uzun zamandır gidilecek yerlerimin arasındaydı. Kadıköy’den Beşiktaş’a vapurla geçtiğim zamanlar, önünden geçip gittiğim ve bir gün gelip gezmeli dediğim müzenin girişi öğrenciler için ücretsiz, yetişkinlere 6,5 TL. Fotoğraf çektirmek istiyorsanız ekstra ücret (12 TL) ödemek gerekiyor. Saltanat kayıklarını incelerken geçmişe, Osmanlı döneminin şatafatlı yıllarına gidiyor insan. Kayıklar sergisi yeterince zengin ancak özel sergiler de meraklısını cezbedecektir. Japonya’ya yapılan dostluk ziyareti sırasında yakalandığı bir fırtınada Kaşinozaki burnundaki kayalara çarparak batan Ertuğrul Fırkateyni hakkında bilgilendirmelerin ve batığın olduğu yerdeki dalışlardan çıkarılan parçaların sergilendiği ERTUĞRUL FIRKATEYNİ’NİN SONSUZLUĞA UĞURLANIŞI sergisi müzeyi gezmek için güzel bir bahane olabilir. Atatürk’ün balmumu heykelinin de yer aldığı 18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ sergisi de diğer bir bahane olabilir, benden söylemesi.

20150904_133323AnıTur ile Kuşadası-Çeşme-Pamukkale Kültür Turu

Kendime bir meslek edindiğimden beri aileme bir tatil hediye etmek istiyordum. Kültür turlarına hep gitmek isteyip gidemeyen canlarımla beraber AnıTur’un Kuşadası-Çeşme-Pamukkale Kültür Turu’nu tercih ettik. Tur kapsamında 3 günde İzmir, Çeşme, Alaçatı, Ilıca, Kuşadası, Milet, Didim, Meryem Ana, Efes, Şirince ve Pamukkale’yi tatma fırsatımız oldu. Ben Alaçatı ve Ilıca hariç tüm durakları 2.ye tatma fırsatı buldum haliyle kendimi fotoğraf çekmeye verdim. Aileyle bol anı ve bol fotoğraf amacıma ulaştım yani. AnıTur’un hizmetinden Müzekart hizmeti dışında memnun olduğumu söyleyebilirim. Müzekartlar ören yeri girişlerinde sorun çıkardığı gibi  “bir yıl süreyle kullanılabilir” özelliğini de taşımıyor. Acentadan çıkarıldığı için sürekli sorun çıkarmaktalar, bu da bir müze sever olarak beni üzdü. Hayır, yenisini de çıkarmama izin vermiyorlar! Neyse, tura gidecekler müzekartlarını kendi alsın derim. Hem maddi olarak daha uygun hem de daha kullanışlı olur. Ayrıca Ilıca’ya ilk fırsatta tekrar gidip oranın denizinin ve kumsalının tadını doyasıya çıkarmak istiyorum. Ilıca’ya sakin yatırım yapmayın, oteller açıp doğallığını ve sakinliğini bozmayın olur mu? Sakın! Bir de Pamukkale’ye gidince Hierapolis antik kentini gezmeyi, özellikle biraz yukarıda kalan antik tiyatroyu görmeyi ihmal etmeyin. Manzara harika, tiyatro görüp görebileceğiz en orijinal antik tiyatrolardan.

Dağılın Ekim geliyor!

Ekim, yılın en sevdiğim ayı. Çünkü tiyatrolar sezonlarını açıyor, Filmekimi zamanı ve yaşayabilirsek sonbaharın en güzel ayı. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları programlarını açıkladı. Moda Sahnesi’nin yeni oyunu ‘En Kısa Gecenin Hikayesi’ne biletimi aldım ilk iş. Ekim ayının her Cumartesi günü tiyatro günü olsun deyip Şehir Tiyatroları’ndan da Şekerpare, Ayaktakımı Arasında, Kısasa Kısas ve Hayal-i Temsil oyunlarına bilet aldım. Filmekimi’ni de boş geçmeyip 10 filme bilet aldım, isimlerini yazmayayım. Her filmden sonra iki kelam etme niyetindeyim, bozmayın. Ekim’e dair bir iki etkinlik daha var aklımda ama kısmet olacak mı bilmiyorum. Bakalım…

4d778e85-ee88-4a7e-a2b0-aba05572d90a

Banana!

Evet, Minyonlar’ı izledim! Animasyonları, özellikle de minyonları ne kadar sevdiğimi size anlatamam ki. Ancak benimle gelip sinemada izlemeniz, çocuklardan daha çok eğlendiğimi görmeniz lazım! Minyonlar’ın beyazperdedeki üçüncü macerasında başrol tamamen onlarda. Gru’yla buluşana kadarki maceralarını izliyoruz kendi filmlerinde. Ve tabi ki çooook eğleniyoruz. Gidin izleyin, gidin haydi.

Sahaf Festivali

Ah o kitap kokusu… Ah o eski kitapların sayfalarında gezinmenin verdiği huzur… Eski fotoğraflar, plaklar, dergiler… Bu yıl 9.su düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, 11 Ekim’e kadar kitap kurtlarını bekliyor. Tepebaşı’nda kuruluyor stantlar. Benim bu sene sahaf festivalinde tesadüfler sonucu karşılaştığım üç dosta gelince… Oya Baydar’ın Sıcak Külleri Kaldı’sı, Hıfzı Topuz’un Meyyale’si ve Murathan Mungan’ın Üç Aynalı Kırk Oda’sı.

Böyle böyle işte.

Sezon kapanmadan son bir kez daha Büyükada’ya gittiğimi ve deli gibi fotoğraf çektiğimi de Instagram’daki tanıdıklar bilirler. Pintereste de pinledim birkaçını.

Ekim’e kocaman bir hoşgeldin olsun mu, olsun o zaman!

Reklamlar

Tiyatro’dur, iyidir.

Alevli Günler

Küçüktüm, Edirne’ye pek sık oyun gelmezdi. Gelse de pahalı gelirdi, gidemezdim. O zamanlar daha İstanbul’da yaşamanın hayallerini kurardım. İstanbul’a gelip tiyatroya, sinemaya doyacağım günleri hayal etmek iyi gelirdi çocuk ruhuma.

İstanbul’a geleli 7 yıl oldu olmasına da tiyatro her zaman sinemadan sonra geldi benim için. Film festivallerini kaçırmayan ben tiyatroyu hep erteledim. Öğrencilik yıllarımda birkaç oyun izlesem de ‘tiyatroya sık sık giderim’ diyeceğim seviyeye gelememiştim bir türlü. Ta ki bu yıla kadar. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları programlarını takip eder oldum. Nehir, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Parkta Bir Gün gibi başarılı oyunlar izledim. Ve ilgin arttıkça algın da artıyor misali her geçen gün tiyatro için bir firsat gözüme ilişir oldu.

Geçenlerde fırsat sitelerinde gezerken denk geldim Alevli Günler oyununun biletlerine. Erkan Can’ın olması ve CKM’de oynayacak olması beni cezbetti. Anneme de sözüm vardı. Aldım iki bilet bize.

Alevli Günler, İstanbul Halk Tiyatrosu’nun bir oyunu. Oyunun yazarı Irmak Bahçeci. Oyuncuları Cem Davran, Erkan Can, Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin ve Selin Yeninci.

İstanbul Halk Tiyatrosu, 2006 yılı Aralık ayında İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kurulmuş. Erkan Can ve Cem Davran’ın da katılımları ile yoluna devam etmekteymiş. Facebook ve Twitter‘dan takip ederek oyunlardan haberdar olabilirsiniz.

Alevli Günler, toplumda ‘öteki’ olanların, azınlıkta kalanların hissiyatına ve yaşadıklarına ortak ediyor bizi. Bir Şaman’ın kendi dinini yaşama çabasını, kahkahası bol, minik dokunuşları ile düşündüren keyifli iki perdeyle anlatıyor. İnancını savunan ve inancına göre gömülmek isteyen bir Türkoloji profesörünü canlandıran Cem Davran’ın en yakın iki arkadaşı olarak Yıldıray Şahinler ve Bahtiyar Engin’i izliyoruz. Erkan Can ise kah komiser oluyor kah devlet memuru.. Sahneye bir sağdan giriyor, bir soldan.

Bugün birçok kaynakta Şamanlık olarak biline Gök Tanrı Dini, Türklerin ilk dinlerinden. Bir Türkolog’un Şaman olmayı seçmesi da gayet doğal. Ki Türkolog olmasa bile insan neye isterse ona inanıyor, burası inanç özgürlüğü olan bir ülke değil mi? Her ne kadar doğuştan nüfus kağıtlarındaki din hanesine ‘İslam’ yazılsa da…

Ülkemizle sınırlandırmayalım. Topluluklar, normlarının dışında kalan herkesi ‘öteki’ belirleyip ‘normal olmayan’ herkese dünyayı dar ediyor. Burası net. Farklı düşüncenin nefes alamadığı toplumlar oluyoruz. Eğer azınlık olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsak ya da unuttuysak, Alevli Günler gibi oyunları izlemek lazım.

Kıssadan hisse tiyatro’dur, iyidir.