Onlar Artık Büyüdü!

Yakın zamanda gösterime girmesini beklediğimiz The Bling Ring…
Yapım aşaması tamamlanan re-make Carrie…
Sex and the City dizisinin ana karakteri Carrie Bradshaw’ın gençlik yıllarını konu alan The Carrie Diaries…
Tüm bu filmlerin baş rolünde küçük bir kızken genç bir kadına dönüşen isimler yer alıyor. Hepsi küçük yaşlarda daha büyük isimlerle beyazperdede boy gösterdiler. Onları izlerken birer yıldız olacaklarını hissediyorduk. Hislerimizde de yanılmadık. Onları izlemeye uzun yıllar daha devam edeceğiz sanırım. İşte dikkat edilmesi gereken yükselen isim:

Emma Watson
Bir nesil onla büyüdü ve onunla beraber büyümeye de devam ediyor desek yanlış olmaz. Harry Potter filmlerinin Hermione’si olarak tanıdık onu. Henüz 11 yaşındaydı. 7 film süren seri boyunca başka filmlerde yer alamadı ancak serinin bitmesiyle yıldızının parlaması bir oldu. Vizyonda olan “The Perks of Being a Wallflower” filmi kariyerinin dönüm noktası oldu. Yakın zamanda izleyeceğimiz The Bling Ring ve This Is the End ise yazın beklenen filmlerinden. Bu sırada oldukça güzelleştiğini de inkar edemeyiz, değil mi?
Dakota Fanning
Henüz 20 yaşında olan bir oyuncu için çok dolu dolu bir kariyeri var Fanning’in. Küçük yaşta başladı sinema dünyasındaki serüveni. Hep iyi isimlerle çalıştı. Henüz 8 yaşındayken Sean Penn ile “I Am Sam”de baş rol oynadı. Denzel Washington,  Robert De Niro,  Tom Cruise baş rol paylaştığı diğer önemli isimler. Son yıllarda Twilight serisi ile izledik onu. Bu biraz düşüş gibi gelse de bana, hala takip edilmeye değer bir yıldız oldu Fanning.
Abigail Breslin


11 yaşında Oscar’a aday gösterildiğinizi hayal edebiliyor musunuz? Ben edemezdim şahsen. Ama Abigail Breslin bir hayali yaşadı ve Little Miss Sunshine filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde Oscar’a aday gösterildi. Definitely Maybe , My Sister’s Keeper, Zombieland gibi başarılı filmlerde rol aldı. 17 yaşındaki yıldız 2009’dan beri çok öne çıkan rollerde gözükmese de küçük yaşında yaptıklarıyla bir süre daha idare edebilir bence. Bir süre gözlerden uzak olmanın zararı olmaz onun için. Yeter ki dönüşü muhteşem olsun.
Chloë Grace Moretz 


Ona da Abigail gibi yıldız demek ya da onu da bu listeye almak belki bir kısmınıza doğru bir seçim gelmeyebilir. Abigail gibi Oscar adaylığı olmadığından savunamayabilirim de. Ancak Carrie gibi kült bir filmin re-make’inde başrol oynayacak olması dikkate değer bir isim olduğunun göstergesi. Ve bu film onun yıldızını parlatacak film olacak bana kalırsa. Hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Kick-Ass serisinin yıldızı Chloë Grace Moretz henüz 16 yaşında. (500) Days of Summer filminde Tom’a yaşından büyük tavsiyeler veren Rachel olarak sempati kazandı gözümüzde. Hugo filminde hatırı sayılır bir iş çıkardı. Carrie ilk re-make filmi olmayacak. Daha önce Let Me In’de izledik güzel yıldızı. Yolu açık olacak gibi, ne dersiniz?
AnnaSophia Robb


Charlie and the Chocolate Factory’de sinir bozucu bir kız vardı hani. Sürekli sakız çiğneyen kendini beğenmiş bir tip. O kızı izlerken bir gün karşımıza Carrie Bradshaw olarak çıkacağı aklınıza gelir miydi? 
Beyazperdede çok iyi işler çıkaramadı henüz. Ancak The Carrie Diaries hem Sex and the City hayranlarının hem de 80’ler tutkunu dizi severlerin hayranlığını kazandı. Sarah Jessica Parker’ın başına gelen AnnaSophia Robb’ın başına gelmez ve Bradshaw etiketi üzerine yapışmaz umarım. 

Yaz Dosyası: Bunlar da Var!

Blogla uzun zamandır düzenli olarak ilgilenemeyince dosyalar kurtarıcım oldu. Yaz ayları da pek yoğun geçmediğinden bloga vakit ayıramadığım çok göze batmadı sanırım değil mi?
Yaz dosyasının son kısmını da yazmanın vakti geldi, geçmek üzere. Son kısımda yazın sinemalarımıza tekrar konuk olacak festival filmlerinden ve gözüme takılan birkaç filmden daha bahsedeceğim. Eylül ayı itibariyle daha hareketli ayların bizi beklemesi umuduyla…
Take This Waltz – Bu Dans Senin 
Vizyon tarihi: 06.07.2012
Festival severlerin !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında izleme şansı bulduğu Take This Waltz bugün festivalde kaçıran sinemaseverlerle buluşuyor. Michelle Williams ve Seth Rogen’ı beraber izleme şansı bulacağımız film, zarif, akıcı ve hayat dolu olarak tanımlanıyor. Uzun süreli ilişkilerin arzularımızı ve kendimizle ilgili fikirlerimizi nasıl şekillendirdiğini, kahkahalar atarak izlememize olanak veren film ilgiyi hak ediyor.


Where Do We Go Now? – Peki Şimdi Nereye?
Vizyon tarihi: 06.07.2012
Geçtiğimiz yıl Filmekimi programı konusunda o kadar başarılıydı ki filmlerinin bir çoğunun ismini duymaya aşina olduk yıl boyunca. Peki Şimdi Nereye?, biraz daha arka planda kalan filmlerindendi. Benim listemde olmasına rağmen festivale katılamadığım için izleyemediğim film, Toronto Halk Ödülü’ne layık görüldü. Dinsel çatışmaları ve savaşın anlamsızlığını kadınların kıvrak zekâsı üzerinden eleştiren Peki Şimdi Nereye?, Cannes’daki dünya prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanmıştı.
This Must Be the Place – Olmak İstediğim Yer 
Vizyon tarihi: 13.07.2012
The Cure’un solisti Robert Smith’in biraz hırpalanmış halini andıran Sean Penn, kariyerinin en eksantrik, en tuhaf ama en harika performanslarından biriyle karşımızda. Sean Penn’in merak uyandıran karakteri için bile izlenebilecek film, Filmekimi’nin de öne çıkan filmleri arasındaydı. Gösterimi sürekli ertelenen filmin bir aksilik çıkmazsa 13 Temmuz’da sinemaseverlerle buluşması bekleniyor.
Savages – Vahşiler
Vizyon tarihi: 13.07.2012
Ünlü yönetmen Oliver Stone, oyuncu kadrosuyla göz kamaştıran Vahşiler filmi ile geri dönüyor. Taylor Kitsch, Blake Lively, Aaron Johnson, John Travolta, Uma Thurman, Benicio Del Toro ve Salma Hayek gibi isimlerin rol aldığı film, The New York Times tarafından 2010 yılının en iyi 10 kitabı arasında gösterilen, Don Winslow’un yazdığı çok satan suç romanından uyarlandı. Filmin fragmanı için tıklayınız.

Cosmopolis 
Vizyon tarihi: 10.08.2012

Suç filmlerinin önemli yönetmenlerinden David Cronenberg, Robert Pattinson, Paul Giamatti ve Juliette Binoche’u aynı filmde buluşturdu. Yönetmenin son filmi Cosmopolis, Don DeLillo’nun çok satanlar listesinden uzun süre inmeyen aynı isimli romanınından uyarlandı. Film, Manhattan’da limuzininin içinde çeşitli olaylar nedeniyle mahzur kalıp ve 24 saatini arabasında geçirmek zorunda kalan bir adam ve karısının hikayesine odaklanıyor.


Paris Manhattan 
Vizyon tarihi: 31.08.2012

Woody Allen takıntılı bir eczacı düşünün. Tüm filmleri ezbere bildiği yetmezmiş gibi yönetmenin kendisini de kafaya takmış halde, üstelik onu seven ama ilişki konusunda şüpheleri olan bir de erkek arkadaşı var! (Kaynak: divxplanet) Woody Allen’in ve filmlerinin odak noktası olduğu film yönetmenin hayranlarının merakını kazandı şimdiden. Bekleyip göreceğiz…


Rock of Ages
Vizyon tarihi: 31.08.2012

2007’de bir başka müzikal uyarlaması olan Hairspray’de imzası olan Adam Shankman’ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Tom Cruise, Paul Giamatti ve Catherine Zeta-Jones var. Hollywood rüyalarının peşindeki küçük kasaba kızı Sherrie ile şehir çocuğu Drew’nun hikayesini anlatan film, müzikal severlere güzel bir sinema ziyafeti yaşatacak gibi gözüküyor. Rock tarihine eğlenceli bir bakış atan filmin gişesi beklentileri karşılayamadığını da unutmamak gerek tabi.


Yaz Dosyası: Devam Filmleri

 Yaz dosyasına planladığım şekilde devam ediyorum ve ikinci kısım: Devam Filmleri
Devam filmleri bu yazın en bereketli ve iddialı olduğu kısmı. Hem prodüksiyon açısından iddialı filmler hem de animasyon, aksiyon ve çizgi roman uyarlaması içeren geniş bir yelpazeye sahip. 
Spider Man ve Batman kendi kulvarında beklenti yarışını sürdürürken animasyon severlerin sevdiği iki filmin devamı yolda. Madagaskar ve Ice Age serisi tam gaz yoluna devam ediyor. Rakibi sayılabilecek James Bond filmiyle ayrı zamanlarda gösterime giren The Bourne serisinin devam filmi The Bourne Legacy ise seriye yeni bir başlangıç peşinde. İşte yazın iddialı devam filmleri hakkında bilmeniz gerekenler:
Madagaskar 3: Avrupa’nın En Çok Arananları
Vizyon tarihi: 8 Haziran
Madagaskar serisi, Dreamworks’ün animasyon deyince akla Pixar’ın gelmesi karşısında durabilmesini sağlayan serisi diyebilirim. New York’taki hayvanat bahçesinden kaçtıktan sonra kendilerini önce Madagaskar ardından da Afrika’da bulan kahramanlarımız bu kez Avrupa’da. Peşlerinde de yılmaz hayvan avcısı Kaptan Chantel Dubois var. 
Dün 3D olarak izlediğim filmin serinin ilk iki filmindeki eğlenceden yoksun olduğunu söyleyebilirim. Muhtemelen seriyi devam ettirmezler. Kaptan Chantel Dubois karakteri, kimilerine göre çok itici gelecek bir karakter. Edith Piaf şarkısı seslendirdiği o sahne olmasa ben de pek sevmezdim de… Madagaskar’ı sevmemizde etkisi tartışılmayacak King Julien gibi karakterler hatrına izlenir.
Ice Age 4: Continental Drift (Buz Devri: Kıtalar Ayrılıyor)
Vizyon tarihi: 29 Haziran
Manny, Diego ve Sid kıtaların ayrılması tehlikesi altında bir maceraya daha atılıyorlar. Buz dağından bir gemi yaparak yola çıkan kahramanlarımızı çeşitli deniz canavarları ve korsanlarla dolu bir yolculuk beklemekte. Günümüzde çocuklardan çok yetişkinlere hitap eden animasyon dünyasının, son yıllardaki en başarılı filmlerinden olan Ice Age serisi uzun bir süre daha kendisini izlettirmeye devam edecek gibi duruyor.
The Amazing Spider-Man (İnanılmaz Örümcek Adam)
Vizyon tarihi: 6 Temmuz
Sam Raimi imzasını taşıyan Spider Man serisi çizgi roman seven sevmeyen bir çok insan tarafından izlendi, kimileri sevdi kimileri yerden yere vurdu. Üç filmlik seri bizlere Tobey Maguire, Kirsten Dunst ve
James Franco gibi çok değerli oyuncuları kazandırdı ve dolaylı da olsa Mark Webb gibi genç ve yetenekli bir yönetmene yeni bir Spider Man filmi ortaya çıkarma imkanı sağladı.
Andrew Garfield  ve Gwen Stacy gibi iki yeni yüzün başrollerine getirildiği yeni film, (500) Days of Summer filmiyle ismini hafızama kazıdğım Mark Webb’in yönetmenliğinde hayata geçirildi. Hakkında bir dolu şey yazıldı, bir sürü görsel paylaşılmakta. Ben biraz daha temkinli davranıyorum bu yeni Spider Man’e nedense. Yönetmene güvenim sonsuz, eskisinden farklı bir film olacağı da ortada. En iyisi mi 6 Temmuz’u beklemek. Bakalım nasıl bir Spider Man ile karşılaşacağız?
The Dark Knight Rises 
Vizyon tarihi: 27 Temmuz
Christopher Nolan ile daha karanlık ve derin bir hal alan Batman serisi, uzun zamandır beklenen devam filmiyle bu yaz meraklılarıyla buluşuyor. Nolan’ın seriyi ele aldığı ilk filminden bu yana kafasında “üçleme” olarak tasarladığı Batman, hiç şüphesiz sadece yazın değil yılın da en merak edilen filmlerinden. Filmin konusu şöyle:
Bölge Savcısı Harvey (Two-Face) Dent’in ölümünün üzerinden ve Joker’in katastrofik planının sonuçlarının üzerinden 8 sene geçmiştir. Batman’in Dent’in suçlarını üstlenmesi ve Gotham’dan elini ayağını çekmesinden sonra Gotham polisi ve halkı Batman’in peşine düşmüştür. Selina Kyle şehrin içinde bulunduğu tehtitle ilgili olarak Bruce Wayne’i uyarır. Kyle’ın alter egosu Catwoman Batman’in dönüşünü beklemektedir. Gotham’ın polis güçleriyse bu yeni tehdit konusunda başarısız olurlar ve Batman’i bu yeni teröristi durdurması için beklemeye başlarlar. Batman şimdiye dek karşılaştığı en güçlü düşmanıyla yüzleşmek zorundadır: Bane.
The Bourne Lecay (Bourne’un Mirası)
Vizyon tarihi: 31 Ağustos
Bourne film serisinin arkasındaki anlatım mimarı Tony Gilroy, bu defa yönetmen koltuğunda. Robert Ludlum’un yarattığı Bourne evrenini orijinal bir hikaye ile genişleterek ilk üç filmdeki olayların tetiklediği yeni bir kahramanı (Jeremy Renner) karşımıza getiriliyor.  Filmin yeni oyuncuları Rachel Weisz, Edward Norton, Stacy Keach ve Oscar Isaac. Bourne’a getirilen bu yeni soluk bakalım ne kadar etkili olacak?

Tim Burton’ın En’leri…

 

Hepimizin çocukluğunda kendine güven eksikliği hissettiği, çok yalnızım dediği zamanlar olmuştur. Aslında bunun için çocuk olmaya da gerek yok, kaybolmuşluk hissi insanın yaradılışının bir parçası gibidir. Eğer bu kendini arayış hayal dünyanızla beslediğiniz bir şeyse o zaman Tim Burton filmleri size kendinizi iyi hissettirir. Çünkü Tim Burton, çocukluğunun kaybolmuşluğunu hayal dünyasıyla besleyen bir yönetmendir.
Son olarak Alice in Wonderland‘i kendi gotik dünyasında yorumlayan yaratıcı yönetmen, bazılarına göre başarısız bir uyarlama yaptı. Ama Burton’ın sinemasının müdavimleri, Alice in Wonderland‘de de kendilerinden bir parça bulmuş olacak ki sevdi bu yeni Alice’i.
Dark Shadows tanıtımlarının yapıldığı dönemlerde, kısa metraj filmi Frankenweenie‘yi de uzun metraj olarak karşımıza çıkarmaya hazırlandığını okuyunca “bir yılda iki Tim Burton filmi” sevinciyle bir anket açmıştım. 69 kişinin oyladığı anket sonucunda çıkan filmler, aslında Burton’ın sinemasına dair unutulmazları da işaret ediyordu. Bu Cuma, “Johnny Depp-Tim Burton İkilisinin Fantastik Yolculukları“nın 8. si Dark Shadows’un sinemalarda yerini alması vesilesiyle Tim Burton’ın En’lerini ele almak istedim.

 

 

Beetle Juice (1988)
Ruhlar aleminin en çılgın karakteri olan Beter Böcek. Michael Keaton’ın Batman karizmasına ulaşmadan önceki absürt karakteri. Ruhları yaşadıkları eve sıkışan ve evin yeni misafirlerinden rahatsız olan genç çiftin başvurduğu son çare olan Beter Böcek, işleri çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyordu hatırlarsanız. 
Tim Burton’ın harikalar diyarına bir giriş niteliğinde olan film, gösterildiği dönem ve sonrasını kapsayan on yılda çocukluğunu yaşayan bir çok kişinin hafızasında “Jump In The Line” şarkısıyla yer etmiştir. Eğer siz, o dönemi yakalayamayan sinemaseverlendenseniz Beter Böcek’i çağırmak için “Beetlejuice!Beetlejuice!Beetlejuice!” demeniz yeterli, hadi ne duruyorsunuz!
Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2003) 
Ailesiyle beraber aza kanaat ettikleri mutlu bir yaşamı olan Charlie’nin tek hayali her gece evinin penceresinden izlediği ve içinde neler olduğunu merak ettiği Willy Wonka’nın Çikolata Fabrikası’nı gezmektir. Yıllardır fabrikanın kapılarını kimseye açmayan Willy Wonka bir gün beklenmedik bir şey yapar ve Wonka çikolatalarındaki altın biletleri bulan beş çocuğa fabrikayı gezdireceğini duyurur. Şans eseri bulduğu parayla aldığı çikolatadan, son altın bilet Charlie’ye çıkar. Ve çikolata diyarına yolculuk başlar.
Konusu itibariyle daha çok çocuklara hitap ediyor gibi dursa da Charlie’nin Çikolata Fabrikası filmi, Tim Burton’ın içimizdeki çocuğa seslenmekteki başarısının en güzel örneği diyebiliriz. Başta Willy Wonka olmak üzere rengarenk karakterlerle, birbirinden neşeli şarkılar ve danslarla süslenmiş olsa da bu film de her Tim Burton filmi gibi özünde yalnızlığı ve toplumda “normal” kabul edilenlere aykırı olmanın yaşattıklarını anlatıyordu.
Ölü Gelin (2005)
Bir Rus halk masalından yola çıkarak yarattıkları bu çılgın animasyonla Tim Burton Noel Gecesi Kabusu gibi, hafızalardan uzun süre çıkmayacak bir esere imza atmıştı. Filmin tekniği ve müzikal dünyası, görsel şölenini güçlendiren faktörlerdi. Johnny Depp de filmin baş kahramanı Victor’a hem fiziğini hem de sesini ödünç vermişti. 
Evliliğe hazır olmayan Victor’ın yüzük takma provası yaparken yüzüğü yanlışlıkla Ölü Gelin’in parmağına takmasıyla beraber kendimizi Ölüler Diyarı’nda buluyorduk. Tabi isme aldanmamak lazım çünkü ölülerin dünyası yaşayanlarınkinden çok daha eğlenceli! Aynı Beter Böcek’te olduğu gibi içinde kaybolduğumuz bir dünya yaratmıştı Tim Burton bu filmde, tabi animasyonun nimetlerinden de fazlasıyla yararlanmıştı.
Büyük Balık (2003)
Tim Burton’ın Edward Scissorhands’ten sonra en duygusal filmi. Bir baba oğul hikayesi. Babasıyla hiç bağ kuramamış bir çocuğun babasıyla ilişki kurma özleminin filme dönüşmüş hali. Filmin kahramanı Edward Bloom (en az Edward Scissorhands kadar Burton’dan izler taşımasıyla isim benzerliğinin bir alakası olabilir mi acaba?) tam bir Tim Burton karakteri. Yaşadığımız dünyayı daha eğlenceli hale getirmek için tek ihtiyacımız olanın hayal gücümüz olduğunu hatırlatan Big Fish, bir Burton filminde Marion Cotillard’ı izleme şansı bulmamız nedeniyle de benim gözümde önemli bir yere sahiptir.
Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi (2008)

Tim Burton filmlerinin müzikleri, Danny Elfman’ın imzasını taşır genelde. Danny Elfman da artık onun sineması için olmazsa olmazlar arasındadır. Hemen her filmi de bir müzikal kadar titizlikle çalışılmış melodilere sahiptir. Ama iş müzikal çekmeye gelince Tim Burton’ın nasıl bir film ortaya çıkaracağı merak konusu olmuştu. 
1979 yılında Broadway’de gösterime girdiğinde büyük sükse yaratan ve En İyi Müzik dahil 8 dalda Tony Ödülü kazanan Sweeney Todd’un Tim Burton’ın hayal dünyasının süzgecinden geçerek nasıl bir hal alacağını merak etmemek mümkün mü? Nitekim bazılarınca yerden yere vuruldu film. Fazla kanlı bulanlar oldu, fazla abartılı bulanlar oldu. Ama benim gibi müzikal türün takipçisi Tim Burton hayranları tarafından sahiplenildi bu uyarlama müzikal. 
Karısına göz koyan Hakim Turpin tarafından oyuna getirilen ve hapishaneye giren Benjamin Barker’ın intikam öyküsünü anlatan Sweeney Todd, tasvir ettiği kirli, gotik Londra ve siyah-kırmızı tonlardaki görselliğiyle merakı hak etmiyor mu?

 

Edward Scissorhands (1990) 

Tim Burton’ın en kişisel projesi diyebileceğimiz Edward Scissorhands, “standartlaştırılmaya” çalışılan dünyalarımızda belirlenen normalin dışında, sadece kendimiz olabilmenin nasıl bir dışlanmışlığa sebep olabildiğinin en güzel göstergesi. Bir çoğumuzun sevildiğimizi hissetmek ve sevgimizi belli etmek için fark etmeden kulladığı ellerden yoksun bir adamın hikayesi. Güzellik kavramının gözümüzle gördüğümüz değil görmek istediğimiz olduğunun bir kanıtı onun hikayesi. Söylenecek o kadar çok söz var ki aslında Edward Scissorhands karakteri hakkında… Tim Burton sinemasını anlamak için değil belki ama Tim Burton’ı anlamak ve daha iyi tanıyabilmek için izlenmesi gereken filmlerin başında geliyor.

Yaz Dosyası: En Çok Merak Edilenler

Yaz yaklaşıyor. Yaz sezonu sinema için durağan bir sezondur. Sanat filmlerinin sayısı hiç denecek kadar azdır, aksiyon veya komedi filmlerinin revaçta olduğu aylardır. 
Hafta sonu  imdb’nin Summer Movie Guide listesine denk geldim. Ardından Box Office Türkiye sitesinden Haziran – Temmuz – Ağustos aylarının vizyon takvimine baktım. Ve yaz sezonu ile ilgili bir yaz dosyası yazmaya karar verdim. Umarım keyifle okursunuz.
Box Office Türkiye sitesinda yer alan vizyon tarihlerine göre yazın en çok merak edilenleri:
Snow White and the Huntsman (Pamuk Prenses ve Avcı)
Vizyon tarihi: 1 Haziran
Pamuk Prenses masalını fantastik bir boyuta taşıyan  Pamuk Prenses ve Avcı, Ödüllü reklam filmi yönetmeni Rupert Sanders’ın ilk sinema filmi. Kristen Stewart’ı pamuk prenses, Charlize Theron’u da onu öldürmek isteyen kötü kalpli cadı rolünde izleyeceğimiz filmin müziğini Florence+The Machine grubu yaptı. Filmde, kendisini öldürtmek isteyen üvey annesinden kaçan güzeller güzeli pamuk prensesin, onu öldürmek için ormanda peşine düşen avcıyla karşılaşmasını ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor.
 Prometheus
Vizyon tarihi: 1 Haziran 
Kült yönetmen Ridley Scott’un bilimkurgu türüne dönüş filmi olan Prometheus, Alien’ın dokusuna sahip ancak seriden bağımsız. Hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanan filmin senaryosuna son halini, Lost’un yaratıcısı Damon Lindelof verdi. Filmin oyuncu kadrosunda Noomi Rapace, Michael Fassbender ve Charlize Theron gibi renkli isimler yer alıyor.
The Divide (Mahşer Günü)
Vizyon tarihi: 8 Haziran

Vizyon tarihi belirsizlik içinde gidip gelen The Divide 8 Haziran’da gösterime girdi. “Sınır(da)” filmiyle tanıdığımız, Hitman filmiyle büyük bir prodüksiyon çekmeyi deneyimlemiş Fransız sinemacı Xavier Gens’in yeni filmi olan The Divide bilimkurgu ile gerilimi harmanlıyor. New York’a yapılan nükleer bir saldırıdan kaçmayı başaran 9 kişi, yaşadıkları gökdelen apartmanın bodrum katına sığınırlar. Hayatta kalma savaşı verirlerken yardım umutları tükendikçe her biri medeni insan kimliğini bir yana bırakır.

Dark Shadows (Karanlık Gölgeler)
Vizyon Tarihi: 15 Haziran

Tim Burton-Johnny Depp ikilisini beraber izlemeye alıştık. Burton’ın gotik tarzını da özlemiştik. Kendisi yakın zamanda Frankenweenie ile de sevenleriyle buluşacak. Dark Shadows ise bu Cuma sinemalarda. Yaptığım anket sonucunda bir yazı yazacağımı söylemiştim ki hala aklımda. O gelene kadar Tim Burton-Johnny Depp ikilisiyle ilgili hazırladığım “Johnny Depp-Tim Burton İkilisinin Fantastik Yolculukları” yazımı okuyun derim. Filme gelince Johnny Depp dışında Michelle Pfeiffer, Helena Bonham Carter, Eva Green gibi güzel yıldızları da izleme şansı bulacağız. Muhteşem bir hayat sürerken, kıskanç bir cadı tarafından lanetlenerek kontluğu elinden alınan ve 200 yıl kadar toprak altında, tabutta kilitli kalan bir vampir olan Barbaros, onu lanetleyen cadıdan intikamını almak için geri döner. Burton tarzı bir vampir filmine hazır mısınız?

Chernobyl Diaries (Çernobil’in Sırları)
Vizyon Tarihi: 13 Temmuz

Gezdikleri rotadan çıkmak için ekstrem bir tur rehberi tutan altı genç turistin hikayesinin anlatıldığı Chernobyl Diaries, Chernobyl nükleer reaktörünün çalışanlarının yaşadığı ama 25 yıldır boş bir kasaba olan Pripyat’da geçiyor. Filmin yönetmeni olan Bradley Parker, Peter Pan, Let Me In gibi bilinen filmlerin görsel efekt çalışmalarında yer almış bir isim. Bu film de kendisinin ilk yönetmenlik denemesi.



Abraham Lincoln: Vampire Hunter (Vampir Avcısı: Abraham Lincoln)
Vizyon Tarihi: 17 Ağustos

Gündüz Nöbeti, Gece Nöbeti, Wanted filmleriyle tanıdığımız Timur Bekmambetov’un yönetmenliğini yaptığı film, Abraham Lincoln’un ‘gizli günlükleri’ üzerinden nasıl vampir avcısına dönüştüğünü anlatıyor. Filmin kadrosunda Benjamin Walker, Anthony Mackie, Dominic Cooper, Mary Elizabeth Winstead gibi isimleri izleyeceğiz. Filmin yapımcıları arasında Tim Burton da yer alıyor. Hem yapımcı hem de yönetmen koltuğua gecerek vampir mitine dokunması sizi de meraklandırmıyor mu?

Devamı gelecek…