Tezer Özlü’den Kalanlar

Tezer Özlü okumaya ne zaman karar vermiştim, ya da nasıl?

Biri tavsiye etse hatırlardım, demek ki Tezer’in hüzünlü gülüşü dikkatimi çekmişti raflarda. Ve keşfetmekte geç kaldığım kadınlardan olduğunu anlamıştım.

Çocukluğun Soğuk Geceleri’ydi ilk olduğum kitabı. Mahoş bir tadı vardı Tezer’in yazdıklarının. Acı vardı satırlarında, ama gerçekti bu acı. Yaşanmışlıktı onunkiler, yazmak için yaşanılmış gibiydi ama samimiydi. Dedim ya, gerçekti. Bu yüzden damağa hoş gelen bir tadı vardı parmaklarından dökülen cümlelerin.

Daha çok tanımayı, ama yavaş yavaş tanımayı istediğim yazarlardan. Çabuk tüketmek istemiyorum, aceleye getirmeden tanımak istiyorum. Zamanla sevip hakkını vermek istiyorum. Bu yüzden uzun bir aradan sonra başka bir kitabını aldım elime: Kalanlar.

Hiçbiri yayınlanmamış ama yayınlansın diye yazılmış anıları var bu kitapta. Çocukluğunun soğuk geceleri kadar etkilemedi beni. Belki birkaç Tezer Özlü kitabından sonra okumalıydım. Sevmedim değil, yeteri kadar sevemedim. Hakkını veremedim belki de…

Yine de geriye altı çizili cümleler ve bulutlu düşünceler bıraktı Tezer Özlü. Bu yüzden seviyorum belki de onu, sırf bu yüzden.

Bazen bir şey yaşarken olaya dışarıdan bakıp, o olayı yazmak için yaşadığım duygusuna kapılıyorum. O zaman içimden bir ses, karşındakine haksızlık ediyorsun, diyor. Olmaz böyle bir şey, diyor. Olayın içine girmeye çalışıyorum. O zaman da kendime haksızlık ediyorum gibi oluyor. Böylece kendi özüm ve gözetimi (yazmak için) arasında gidip geliyorum. *

Tanımadığın sürece her acı dayanılabilir.

Güzel Türkiye’nin her zaman bir tutuk evi olduğunu, tutuk evi olarak kalacağını düşündüm. Bizler içinse, yani gerçekten tutuklu, ya da kendi seçmeleriyle tutuklu olmuş olanlar içinse, hiçbir yerde kurtuluş olmadığını.

Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile.

Yalnızca seninle yatarken sadığım sana. Bu bile fazla.

Yaşadığım anların, onları yaşarken anıya dönüştüğünü algılar, onları yaşarken anılaştırırdım. Sonra bunu en güzel biçimde Savinio’da okudum: “Yaşanan an da anı olacak.”

Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü.

İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.

Sözcüklerle yaşamın derinliği vermeye hiç olanak yok. Çünkü sözcüklerde rüzgarlar ne kadar esebilir? Sözcüklerden nasıl bir güneş doğabilir? Sözcükler açık bir pencere önüne büyük yağmur taneleri olarak yağıp, bir insanı derin uykusundan uyandırıp mutlu kılabilir mi? Sözcüklerde yağmur ıslaklığı var mı? Sözcükler insanın yanında yatan diğer insanın yürek çarpışlarını duyurabilir mi?

Kendi varoluşum yetmiyor bana. Yanımdaki bir tene değip, yürek atışlarını duyabildiğimde, yaşamın gücünü algılıyorum.

* Sırf yazmak için, yazdırdığı için yaşamaktan keyif aldığım bir ilişkim olduğunu düşününce… Haksızlık mı ettim? Gidip geldim… 

Reklamlar

Aşka Veda

aşkaveda

Can Dündar, hakkında kim ne düşünürse düşün benim sevdiğim bir yazar. Özellikle aşk ile ilgili yazılarını okumaktan büyük keyif alırım. Aşka Veda da aşka dair yazılarının toplandığı bir kitap. Aşkın dünü, bugünü, değişimi, varlığı ve yokluğu… Hepsi var bu kitapta. Hatta bir doz da siyaset var, inceden…

Altını çizdiğim o kadar çok satır, başımı sallayarak ya da ah’lanıp vah’lanarak okuduğum o kadar çok satır var ki… Ama her şeyin bir en’i vardır. Ben de kitaba dair en’lerimi paylaşacağım, belki bir yerlere not etmek istersiniz diye…

  • Aşk, yalnızca içeriden yıkılabilen bir kaledir. Sadece aşıkların birbirini yemesiyle yok olur.
  • Uğruna dünyayla savaşabileceğiniz insanı bir iç savaşta kaybedersiniz. Onca hızlı daldığınız rüyadan bu kadar hızlı uyanabilmiş olmanıza da hayret edersiniz.
  • Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa…
  • Cömertçe açtığı kalp, iltihaplı bir yara olup çıkmıştı.
  • Hem tuzağımız hem ilacımız aşk…Hem kurtarıcımız hem celladımız… En büyük sevincimiz en derin acımız… Şu halimizin müsebbibi ve yegane çaresi…
  • Mutsuz olalım, ne var? Ben seninle mutsuzluğa da varım.
  • Umursamaz kalabalıklarda metruk bit yalnızlık yaşıyor neslim…
  • Gün, kendi başına tam elma olmayı başarabilenlerin, aynı dalda yan yana durabilmesinin günüdür.

Denize bıraksam kendimi…

3727770210_7b6598a9f1

 

Kitabın sayfalarını karıştırıyordum. Sonra bir sayfada durdum istemsiz. Marquez’den bir alıntı vardı.

Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile. Kimin gülümsemene aşık olacağını bilemezsin.

Gülümsedim bu cümleyi okuyunca. Kitabın kapağını kapattım ve Heybeli’den karşı kıyıya baktım. Denizin sesine ulaşmaya çalışıyordum ki arkadan Göksel’in sesi çalındı kulağıma.

Denize bıraksam kendimi
Kumlara uzatsam gölgeni

Akşamki konser düştü aklıma. Göksel’in dudaklarından dökülen her sözde anım vardı sanki. Aşka aşık olduğumu Göksel ile keşfettim ben. Aşk kahrolsun ama kahrolmasın da demem, aşkı arayıştan vazgeçememem ondan belki de. Sahi ya, benden geçti mi aşk?

Havada umut ruhum firar
Güneşte kurutsam kalbimi