Aşka Veda

aşkaveda

Can Dündar, hakkında kim ne düşünürse düşün benim sevdiğim bir yazar. Özellikle aşk ile ilgili yazılarını okumaktan büyük keyif alırım. Aşka Veda da aşka dair yazılarının toplandığı bir kitap. Aşkın dünü, bugünü, değişimi, varlığı ve yokluğu… Hepsi var bu kitapta. Hatta bir doz da siyaset var, inceden…

Altını çizdiğim o kadar çok satır, başımı sallayarak ya da ah’lanıp vah’lanarak okuduğum o kadar çok satır var ki… Ama her şeyin bir en’i vardır. Ben de kitaba dair en’lerimi paylaşacağım, belki bir yerlere not etmek istersiniz diye…

  • Aşk, yalnızca içeriden yıkılabilen bir kaledir. Sadece aşıkların birbirini yemesiyle yok olur.
  • Uğruna dünyayla savaşabileceğiniz insanı bir iç savaşta kaybedersiniz. Onca hızlı daldığınız rüyadan bu kadar hızlı uyanabilmiş olmanıza da hayret edersiniz.
  • Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa…
  • Cömertçe açtığı kalp, iltihaplı bir yara olup çıkmıştı.
  • Hem tuzağımız hem ilacımız aşk…Hem kurtarıcımız hem celladımız… En büyük sevincimiz en derin acımız… Şu halimizin müsebbibi ve yegane çaresi…
  • Mutsuz olalım, ne var? Ben seninle mutsuzluğa da varım.
  • Umursamaz kalabalıklarda metruk bit yalnızlık yaşıyor neslim…
  • Gün, kendi başına tam elma olmayı başarabilenlerin, aynı dalda yan yana durabilmesinin günüdür.
Reklamlar

Anlayamazsınız, ben de anlamazdım.

Elimden geleni yaptım demiştim.
İnsan sevince elinden gelenler tükenir miydi gerçekten?
Sadece cevapsız kalan çabalarımdan yorulmuştum.
Peki gerçek sevdada çabaya cevap beklenir miydi?
Aklımın alamadığı tek şey var demişti kadın dostuna. Ayrılmadan iki gece önce, gecenin bir saatinde kapıma çiçeklerle gelen, ilişkimizde sıkıntılar yaşadığımızı düşünmemi ‘ben senle mutluyum’ diye cevaplayan adam nasıl oluyordu da iki gece sonra, bir sarılmaktan bile yoksun böylesi kolay bir ayrılığı kabullenebiliyordu? Hiç mi sevmiyordu gerçekten? 
Anlayamazsın demişti dostu kadına.
Bazen kendi davranışlarına bile anlam veremeyen kadın düşündü. Pişmanlık neydi? Kendi anlamlandıramadıklarımızın bir sonucu muydu mesela?
Aşkı bulmadan önce aşka dair düşünmez, aşkı özlemez, aşkı özlemezdim. Ama aşktan sonra ben, bir bağımlı gibi aşkı arar oldum. Ve aşk olmayınca tatmin olamadım. 
Keşke istediğimiz zaman aşık olabilsek… Ama bu mümkün değil. Aşk sizin isteklerinize göre davranmıyor maalesef. Onu kontrol edemiyorsunuz. Belki de bu kadar cezbedici olmasının nedeni budur. 
Bu kızı yeniden büyütmeliyim dedi kadın. Belki de bir dönüm noktasıydı yaşadığı. Hayat böyleydi belki de. Hayatı fazla ciddiye alıyordu belki de. Hikayesini anlatmalıydı. Yazmalıydı, her satırda yeniden büyüyecekti. Kendiyle bir oyuna girişiyordu. Ama bu oyunda kalp kırmamalı, başkalarının hislerini ezip geçmemeliydi. Bencillik mevzusu vardı bir de… Sahi onu n’apacaktı? Onun ilacı belliydi. Aşık olmalıydı yeniden. Ancak o zaman törpüleyebiliyordu bu bencilliğini. 
İçimdeki eksiği hissediyorum: AŞK.
Eskiden Unutursam Fısılda tadında filmler o yüzden etkilemezdi beni. Çünkü AŞK nedir bilmezdim. Hissetmediği bir duyguyu nasıl bilebilir ki insan?
Filmden çıktığımda, boğazımdaki yumrunun sebebi buydu işte. AŞK olmayınca geriye kalan boşluktu eksikliğimin sebebi. Ve dolana kadar da bir parça eksik olacağım. Ruhumun eksiğini bilmeden yaşamaktansa bilerek yaşamayı yeğlerim. 
Beni anlamıyorsanız… Siz hiç aşık olmamışsınızdır!

Tesadüfler hikayesi..

Bulduğum gibi kaybettim seni
Senle başladı, seninle bitti
Göçmen kuşlar gibi bir vakitlikti
Gündü ağardı, geceydi karardı
Açtığı kapıyı kendi kapattı
Benden geçti aşk

Böyle diyordu Göksel. Nazım’daki son gecemiz aklıma geliyor. ‘Buraya ne zaman baş başa gelsek suratımız asık oluyor’ diyor adam. Düşünüyorum. Bizim sesimiz dışında herkesin sesini duyabiliyorum. Uzunca bir süre sessiz ve mutsuz oturuyoruz. Aynı o geceki gibi.
‘Konuşmak istiyorum’ demiştim. Sevgili olalım istiyordum ve ‘ne olduğumuzu bilmemek’, bunu düşünmek beni yormuştu. ‘Tamam’ demişti. ‘Bundan sonra farklı olacak.’ Oldu da. Bir süre daha sürdürdük oyunu.
Nazım’da başlamamıştı oyunumuz aslında. Bir tiyatro gecesinde açmıştı gönül kapımı. Ve bir tiyatro gecesinde kapadı. Nazım’da buldum onu. Nazım’da kaybettim. 
Benden geçti mi aşk? Zaman gösterecek…
Sonra ‘Aşkın Yalanmış’ şarkısı çalıyor playlistten.

Kollarında uyumuşum
Hepsi rüyaymış… 

Ve her güzel rüyanın bir sonu varmış… Bitmişti işte. Bitecek demişti hep. Bu yüzden beklenmedik bir son değildi bizimkisi. Yine de her son gibi geride doldurulmaz bir boşluk bıraktı. Bir ömür dolmaz mı? Dolar tabi. O boşluk doğru parça gelene kadar dolup boşalacak. Uygun parçayı bulduğu gün ise bu aşk arayışı bitecek. Gün gelecek, birbirimizi tebessümle anacağız. Kötü günlerimiz değil iyi günlerimiz akıllarda kalacak. Başkalarının kollarında uyuyup başkalarına ‘Seni Seviyorum’ diyeceğiz. Ömrümüzü bulana kadar…

Bende bir aşk var
Onu hep yanlış kalplere bıraktım
Bende bir ask var
Onu soğuk yataklarda harcadım
Tutuk dileğimi neden köksüz ağaçlara adadım
Bende bir ask var
Onu hep kırık yelkenlere bağladım
Senin gökyüzünde benim yerim yoktu
Kuru dallarında kanatlarım kırılıp koptu
Senin toprağında benim evim yoktu
Kader ayrı sondu, yazdığı son hikâye buydu
Yanlış yerde geziyor bu kuş
Bu yüzden yalnız uçuyor bu kuş
Beklediğim biri var
O sen değilsin yazık ki anladım…

Bu şarkı o kadar ben ki… Belki bir ömür de yalnız uçarım, hiç bilmiyorum. Sadece teşekkür ediyorum, sevdiğim adamlara. Bana kattıkları ve benden götürdükleri için…

Maya Angelou’dan Öğütler

Dün, 86 yaşında hayatını kaybeden yazar, şair, sanatçı ve aktivist Maya Angelou’nun ölümünün ardından, her kadının ders alması gereken on sözünü paylaştı Radikal Kitap. Göz ardı ettiğimiz basit ama anlamlı tespitler her biri. Beni düşündürdü, ya sizi?
“Bizi özgür bırakan tek şey aşktır.”
Bizi tutsak eden de aşktır sanki? Yoksa gerçek aşk sadece özgürleştirir mi?
“Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.”
O yüzden sesimizi duyurmaya devam!
“Başarı kendinizi sevmektir, işinizi sevmektir ve işinizi nasıl yaptığınızı sevmektir.”
Kendimizi seviyoruz diyoruz, gerçekten kendimize hak ettiğimiz değeri veriyor muyuz?
“Bir şeyi beğenmiyorsanız onu değiştirin. Eğer değiştiremezseniz kendi tutumunuzu değiştirin. Şikayet etmeyin.”
Çünkü şikayet ederek hiçbir sonuç alamazsınız.
“Kendinizi dinleyin. O sükunet içinde Tanrı’nın sesini duyacaksınız.”
İnanmak budur bana göre. Kendinize kulak vermek, kendiniz ve içinizde yaşadığınız toplum için fayda yaratmak, hayattan keyif almak, hayata keyif katmak da en temel ibadetler.
“Kendinize verebileceğiniz en güzel hediye affetmektir. Herkesi bağışlayın.”
İlk olarak kendinizden başlayın. Geçmişte takılıp bugünü ve yarınları kaçırırsınız yoksa.
“Hayat tam bir baş belasıdır. Dışarı çıkın ve kıçına tekmeyi basın.”
Yoksa’sını biliyorsunuz.
“Yeni bir yola koyulmak zordur ama bir kadını için için kemiren o durumda kalmaktan daha zor değildir.”
Her yol bir başlangıçtır. Hayat labirentinde kaybolmamak için yeni yollara açık olmak gerekir. Ve yoldaşlara..
“Kadınlar sert ve hassas olmalıdır. Mümkün olduğunca gülmeli ve uzun bir ömür sürmelidir.”
Sert ve hassas. Narin değil!
“Öğrendim ki, insanlar sizin ne söylediğinizi, ne yaptığınızı unutuyor. Ama onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmuyor.”
Hissetmek.. Kalbimizle yaşamaktır. Ve kalbe dokunanların yeri bakidir.


Hala aşka inanıyorum, sakin olun!

Birkaç başarısız denemeden sonra vazgeçecek gibi mi duruyorum?
Tamam, dışarıdan çok “gerçek aşka” inanan biri gibi durmuyor olabilirim. Aşkın sonsuz ve tek olduğuna da inanmıyorum. Ama aşkın varlığına inanıyorum. Hatta doğru kişiyle ve doğru zamanda karşınıza çıkarsa, sevgiyle ve tutkuyla beslenirse uzun ömürlü olacağına da inanıyorum.
Hiçbir zaman “doğru kişiyi bulayım ve onunla bir ömür mutlu olayım” kafasında olmadım. Ben daha çok “mutlu olacağım bir kişi bulayım” kafasında oldum. Bu nedenle henüz “bir ömür boyu” kısmına ya da “doğru kişi”ye uzağım. Ne kadar çok insan hayatımıza girerse o kadar çok yaramız olacağının da farkındayım. Ve her yeni kişinin daha çok zorlayacağını, her yeni kişide daha çok zorlanacağımızı da kabul ediyorum. Yine de denemekten vazgeçmiyorun. Vazgeçemiyorum daha doğrusu…
Birçoğunuzun aksine geçmişimle bir sıkıntım da yok. Allah’ın selamını esirgemem kimseden. Hayatımın bir parçası olmuş kimseden de utanmam. Sonuçta o insanlara karşı bir şeyler hissetmişim, o insanlarla bir şeyler paylaşmışım, o insanlardan bir şeyler öğrenmişim. Bir selam vermeye gocunmam, keşke onlar da gocunmasalar…
Gece gece neyin “itirafları” bunlar diyeceksiniz… Belki dersiniz diye söylüyorum. Ben hissettiklerime kapılıp gidenlerdenim. O yüzden olsa gerek yalan olduğunu bile bile inanıyorum bazen. Ve gerçek olan tek şeyin hislerim olduğunu fark ettiğim zamanlarda üzülüyorum. Siz böyle yapmayın. Bencilce bir hareket bu. Karşınızdakinin de hisleri var. Bakalım o da sizin gibi hissediyor mu? Hissetmiyorsa ne onu ne de kendinizi üzmeyin. Sadece denemeye devam edin. Bir de aşka inanmaya…
Bahar geldi, şimdi tam zamanı!
Not: Kimse vazgeçilmez değildir. Bunu da unutmayın sakın.