Kalbi delik, dikizliyor durmadan hayatı ordan.

didemmadakBaşlık Pulbiber Mahallesi isimli şiir kitabından ama ben bu akşam Grapon Kağıtları kitabından alıntılarla anacağım Didem Madak’ı ölümünden 5 yıl sonra..

Kulağımda, bir şiirinde bahsettiği gibi Edith Piaf tınıları..

Aslında hiç istemiyorum ama

Ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor Kalbiye.

Kalp neden rutubetlenir ki? Yastığa akar çoğu zaman gözyaşları.. Ama bazı zamanlar o kadar çok ağlar ki insan, gözyaşı yetmez ve içe akar acıları.. Kalp çeker acıyı, kurutulmazsa da nemli bir kuytuluk olur gözlerden uzak. Rutubeti kaptıktan sonra da eski haline dönemez, döndürülemez.

Benimse yüreğim

Koltuk altına sıkıştırılmış,

Yenik bir tavla maçı ertesiydi.

Ama yenilgiye uğradığı şey tavla değil de oyun sanılan aşklardı. Aşkı oyun sanmak nasıl bir cahilliktir? Hiç kalple oyun olur mu? Hadi onlar aşkı oyun sanacak kadar cahildi, sen neden kördün? Aaa doğru ya aşkın gözü kördü ve insan aşıkken aşkın kendisi oluveriyordu. Bundandı belki de aşkın herkese göre tanımının değişmesi..

Sonra gittin.

Çocuk oldum bir daha, ağladım.

Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.

Kitaplar, aşk, her şey.

Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.

Bir daha deneyemem demiştim, son şanssın aşka tanıdığım. Denemem değil, istesem de deneyemem. O gücü kendimde bulamam. O pembe bulutlara tekrar binemem. Hoş onlar da tekrar isterler mi beni? Her seferinde düştüm çünkü yanımda onları hak etmeyen birini getirmiştim. O pembe bulutların kalbi kırılmıştır bana, onlar tamir olursa ben de tekrar deneyebilirim. Ama biliyorum ki kırılan şeyler tamir edilmiyor..

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım

Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi

Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.

Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum

Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor

Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.

“Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” içimdeki çiçekleri soldurup şiirlerimi çiçeksiz bırakanlara gelsin benden. Başka sözüm yok bu mısralara dair. Mısra, bilen bilir bendeki anlamını.

Pollyanna,

Sana göre insan

Profiterol yer gibi yaşamalı

Bir çamur deryasının içinde

Küçük beyaz mutluluk topları yakalamalı.

Hayat bazen katlanması zor, bazen katlanmaya değer oluyor. Zor olan zamanlarda içimizdeki Pollyanna’yı – tabi hala öldürmediysek- dinlemek gerekiyor. Küçük beyaz mutluluk topları yakalamak elimizde. Değil mi?

Hayatı delik kalbinden dikizleyenlerdenseniz Didem Madak’ı anın arada. Unutulmaması gereken mısralarda gizli o. Mısralarda yaşamak herkesin harcı değildir, hakkını vermeli..

Reklamlar

Ah.. dedim sonra. Ah!

Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızıyordu çatlaklarından.

Kırılan vazo eskisi gibi olmaz derler ya, o misal. Yaşadıklarımızı yüklene yüklene devam ediyoruz yola. Kalp kırıyoruz, kalbimiz kırılıyor. Ve kızgınlık gibi olmuyor kırgınlık, izi kalıyor.

Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel boya koksa.

Çocukluğuma dair ilk aklıma gelen şeylerdendir pastel boya kokusu. Her rengi kullanmak istesem de bazılarını kullanmaya kıyamazdım mesela. Set olarak alınırdı ya boyalar, biterse en sevdiklerim,  daha az sevdiklerimi daha çok kullanmaktan korkardım. Sonra hevesim kırıldı, ben de izin verdim kırmalarına. Bıraktım resmi. 
Arada, duygularım satırları akmayıp da içimde tıkıldığı zamanlarda tekrar resim yapmayı istiyorum. Ama geçmişte bırakamadığım onca şeyin yanında en bırakmamam gerekeni, resim sevgimi geçmişte bıraktım galiba. Gerçekten geçmiş geçmişte kalabilir mi peki? Kalabiliyorsa şimdiyi ve geleceği etkileyen o yükler neyin nesi?

İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.

Her aşk unutulur demiştik birbirimize. Herkes unutulurdu elbet. Ama biz birbirimize sahipken unutmaya başlamıştık birbirimizi. 

Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta.

Senin satırlarının dalgınlığa gelmesi mümkün mü Didem Madak? Seni keşfetmeme hangi paylaşım neden oldu hatırlamıyorum, evet bak bu dalgınlığıma gelmiş. Ama senin satırların gelmemiş olacak ki sayende düşüncelerimde kayboluyorum. Huzur içinde bak bize her neredeysen…

Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?

Bize çocukluğumuzu öldüren birçok sebep olabilir. Ama sebepsiz yere çocukluğunu öldürenlere ne demeli? 
Arada çizgi film izleyin, belki bir lunaparka gidip çarpışan arabalara binin, ya da çocukluğunuzda çok sevdiğiniz bir çikolatanın keyfine varın arada. Nasıl yaparsanız yapın, ama içinizde bir yerlerde her şeye rağmen nefes alan o küçük çocukları şımartın.

Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Ama ben bir aşkın limanı olmak istedim çoğu zaman. Her limanın aşk olmasını umdum ya da? Aşkı bağımlı yapmaya çalışmaktır hatam. Aşk da aşkı taşıyan ruh gibi bağımsız olmalı oysa.

Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Aşk sadece istemek midir? Laftan anlamadığına, gurur dinlemediğine göre.. Ne olursa olsun aşık olduğun insanı görmeyi istemektir mesela. Onun özleminden ne aklın söz dinler ne de gururun. Tek istediğin onu görmektir. 

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

Hiçbirimizin bilmemesi bundan olsa gerek. Herkes bir şeyler yazıyor, çiziyor. Aşkın mutlak bir tanımı olmadığını, bir doğruya ulaşamayacağını herkes biliyor. Ama yaşıyor aşkı ve anlatmak istiyor bir şekilde. Anlamayanlara da tek savunması ‘aşkı ancak yaşayan bilir’ oluyor. Çünkü insan aşıkken, aşkın tanımı oluveriyor.

Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Unutkandık, unuttunuz mu? Unutmak istediklerimizi unutamaz, unutmak istemediklerimizi hatırlayamayız çoğu zaman…

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir edemez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.

Şiire dokunalı çok olmadı, bizimkisi dokunan dizeleri keşiften öteye geçemiyor gerçi. Yine de şiir bulanmış her şeyin tadı bir başka. Şiiri anlayamıyorum diyorsanız, siz şiiri yaşamamışsınızdır bayım. Şiir yaşamadan anlaşılmaz.

Sözler…
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.

Hep acı yoktur tabi sözlerde. Daha çok yaşanmışlık vardır. Ama yaşanılanların tadı acıya yakınsa, sözler acıyı boğmak için görev başındadır. Zaten mutluyken yazabilir mi insan? Mutluluk yaşanır. Acı hissederken yazdıklarımız ise yaşanmak istemeyenlere ağıttır.

Kime ne “de-da”ları ayırmasam?
Noktalarda durmasan,
Bir ünleme koşsam yalnızca,
Sonu uçmak olan bir çığlığa.
Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı?
Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık.

Ne denir ki bu mısralara? Didem Madak, her ölüm vakitsizdir de bazı ölümler daha vakitsizdir. Senin ölümün de onlardan. Bak bu da benim şiir denemem/yamam olsun sana.

Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka.

Aslında iki cenaze çıkar her aşktan. Gerçekten aşksa tabi…

Ben nasıl olsa
Bu müsveddelerin ortasında yalnızım.

Ve ölümümden sonra, okumaya değer gören biri çıkarsa o da yalnız kalacak yalnızlığımla… 
Ölümü düşündürtüyor Didem Madak’ın mısraları. Ama arada düşünmek de gerekiyor, ölümlü dünyanın farkında olmak iyi bir şeydir. Hayat denen armağanın ne zaman elimizden alınacağını bilemediğimize göre…

Bazı yaralardan sızan kanla
Tüm geleceğin yıkanır.

Ah bu yükler, yüklerimiz… Yaralar kabuk tutsa da kanırtmak ister insanoğlu. Geçmesini beklemez, bekleyemez çünkü tatlı tatlı kaşınır o yara. Bazen kanatmak iyidir de, insan durmasını ve oluruna bırakmasını da bilebilmelidir. Evet, bence de. Keşke her şey yazıldığı gibi yaşansa!

Yeter ki sen beni
Hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma.

Sen beni attın adam. Kendini biliyorsun. Yazılamayacak o romanın adını bilmiyorsun belki ama erkek karakterin adını sen koydun mesela. Hatırladın? 

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah… dedim sonra
Ah!

İçimdeki biriktirdiklerimi sözcüklere dökmeme vesile Didem Madak’ın anısına…

Alıntılar “Ah’lar Ağacı” şiir kitabındandır.

Maksat kitap kokusunu doyasıya içimize çekmekti.

Kitap sevgisi nereden geliyor diye soru mu olur? Bu bana ‘neden nefes alıyorsun?’ demek gibi bir şey. Benim için temel ihtiyaç gibi, hayatın olurunun bir parçası kitaplar. Dolayısıyla Kartal’dan Beylikdüzü’ne gitmek de olası geliyor bana. E kitap fuarı zamanı çünkü!
İstanbul’a geldiğimden bu yana tek bir kez gidemedim. O seneyi neden kaçırdım, hatırlamıyorum. Ama hatırladığım şu ki her sene başka kitap severlerle paylaştım bu keyfi. Her seferinde ayrı bir tat aldım. 
Bir Cumartesi mesaisinden sonra amacım Kadıköy’e gidip Mephisto’ya uğramak, belki bir çay içip biraz dergi okuduktan sonra eve geçmekti aslında. Ama bir baktım ki metrobüse yürüyorum ve yine üşenmeyip gidiyorum taa oralara.
Kitap fuarından kitap almak hesaplı mı? Hayır, internetten daha uyguna ve zahmetsiz alabilirsiniz. Öğrencilik zamanlarındaki gibi söyleşi/panel dolaşacak vaktim de olmuyor. Ama o kalabalığı görmeyi, binlerce kitabın arasında gezinmeyi, sevdiğim bir yazara rastlamayı, Ot Dergisi, Penguen, Leman, Uykusuz stantlarında vakit öldürmeyi seviyorum n’apabilirim?
Arkadaşımla buluşmamız biraz zaman alıyor, çünkü fuar hınca hınç dolu. Onu ararken Ot Dergisi standını görüp hemen Ot’un alamadığım son sayısını ve tabi ki kupasını alıveriyorum. Oradan az ilerde Metis’in standına denk geliyorum. Raflarda dolaşırken ismi ‘Prag’ olan bir kitaba denk geliyorum. Prag, hayallerimin şehri.. Kitabı incelemem ile almaya karar vermem arasında saniyeler geçiyor sadece. Tam ödemeyi yapacağım o da ne Didem Madak’ın setine gözüm takılıyor. Onu da alıveriyorum. 
Arkadaşla buluşuyoruz sonunda. Kendisi FOM Kitap’ın sahibi.Çocuk kitapları basıyor. 4. kitabı Yuvaya Uçmak yeni çıktı. Tüm kitaplara şuradan ulaşabilir, facebook sayfasını şuradan takip edebilirsiniz. Ki bence edin. Şimdiki çocuklar daha mı şanslı sanki? Arkadaşım diyordum… Fuat diyebilirim artık o zaman. Fuat daha çok öykü okuman lazım diyor, onun üzerine Cemil Kavukçu’nun bir kitabını hediye ediyor bana. Kitap hediyesi almaktan hiç bıkmayabilirim galiba. Beraber Notos’un standına da uğruyoruz. Ben Tomris Uyar’ın kapak olduğu sayıyı o Sait Faik’in kapak olduğu sayıyı alıyor. Fuat ve tanışmama vesile olduğu insanlarla bolca, keyifli sohbetin edildiği bir gün geçirdim kısadan hisse.
Ve fark ediyorum ki..
Orası da bana kalsın.