Hayaller…

Kitabını okurken aklına geldi kadının bir filmde denk geldiği bu sahne.
Bir çift, yatmadan önce kitaplarını okuyordu. Sonra kadın kitabını bırakıp hayat arkadaşına sarılıyordu. Biraz sohbet edip uyuyorlardı.
Kadının aradığı basit mutluluk buydu işte. 
Mesela bu akşamı düşündü. Evine gelip yemeğini yaptı. Biraz dizi izledi, çünkü her zamanki gibi televizyonda bir şey yoktu. Dizisi bitince kitabını aldı eline. Ve okumaya başladı. O an içinden ‘keşke şuan benimle kitap okuyacak biri olsa’ dedi. Kitap okumak beraber yapılır mı demeyin. Yapılınca çok güzel oluyor, o anı paylaşmak başka anlara benzemiyor.
Ama yoktu öyle bir adam. Zaten öylesini bulmak ütopikti. 
Reklamlar

Ben daima öğreniyorum…

Yazmaktan keyif aldığım aşikar. Hal böyleyken ajandalar, defterler ve kalemler, almaktan en çok keyif aldığım şeylerin arasında. Hatta öyle ki Maslak’ta çalışırken o zamanki iş yerime çok yakın olan Office1 Superstore’a her fırsatta (öğlen araları 10 dk da olsa) giderdim.
Yeni işime yeni ajanda almak yerine, o zamanlar sadece 1-2 sayfası kullanılmış bir ajandayı tercih ettim. Ancak tam o dönemde fotoğrafta gördüğünüz defteri görmüş ve aşık olmuştum. Üzerindeki söze bayılmıştım çünkü. Basit fakat ‘işte bu benim’ dediğim bir cümle: I write because I am always learning.
Yeni yıldan herkes gibi benim de beklentilerim var. Ancak her yıl olduğu gibi bu yıl da “daha çok” ile başlayan dilekler bunlar. Daha çok film izlemek, daha çok gezmek vs. Daha çok okumak demiyorum çünkü geçtiğimiz yıl bu konuda oldukça başarılı buluyorum kendimi. 
Bu yılın, geride bıraktığımız yıldan farkı ne derseniz? 2012’ye girerken mezundum, 2013’e girerken aşıktım ve 2014’e girerken de iş sahibiyim. Haliyle 2015 için yazdıklarımı, 2014’e girerken kısmen tamamlamış olmanın mutluluğu içerisindeyim. Tabi o zaman da dediğim gibi hayat bu! Elbet yeni yıl da mutluluk kadar üzüntü yaşatacaktır. Fakat yaşamak bu demek zaten. Her zaman öğrenmek demek!

Hayatı Akışına Mı Bırakmalı?

Yukarıdaki başlıkta Mı’ya büyük harfle başlayıp başlamamak… Bunu bile düşündüm az önce! Mesajlaşırken, bir şeyler okurken “şey, ki, de” ayrı yazılması gerekirken yazılmamışsa ya da ben yazmamışsam bunu bile düşünür kendimi sinir ederim. Ve çoğu zaman “mükemmeliyetçi miyim kontrol delisi miyim yoksa detaycı mıyım?” diye düşünür cevabın “üçünden de biraz” şeklinde gelmemesi için kimselere sormam! Özetle detaylı düşünmek benim takıntım, sanırım. 
Hayatımla ilgili çok net kararlarım olduğunu sandığım ancak aslında o şeyi istemediğimi fark ettiğim durumlar yaşadım. Tersine, yaşamaktan kaçtığım şeylerle ilgili “istemiyorum” deyip aslında çok istediğim, elde ettiğimde çok mutlu olduğum şeyler de oldu. Biraz şansın da yardımıyla tüm bu fark edişlerimin sonucunda mutlu oldum. Belki de bir şekilde mutlu olmayı bildim.
Akışına bıraktığım tek şey düşüncelerimi sözcüklere dönüştürdüğüm anlar. Yazarken daha net düşünüyorum, düşünürken fark edemediğim şeyleri fark ediyorum. Ama en nihayetinde düşünüyorum, hem de çok!
Yazarken o kadar akışına bırakıyorum ki bir sonucu olup olmayacağı umurumda bile olmuyor. Bazen yarım kaldığını bilsem de takıntı edip bitirmeye uğraşmıyorum. Gerçekten özgür oluyorum yazarken. Ama paylaşırken… Bazen düşünüyorum tabi!
Kendimi bildim bileli “büyüyünce … olacağım” diyen bir çocukken, yıllar ve yollar sonucu, adım adım, aslında hiç aklımdan geçirmezken, geleceğimi ve uzmanlaşmak istediğim alanı düşününce bir anda kendimi içinde bulduğum bir sektörde, tam da benim için yaratılmış hissi veren bir işte çalışmaya başlayalı çok olmamışken…
Yıllarca aşkı yaşamadan aşk konusunda atıp tutmuş biri olarak, sevgiyi, aşkı, özlemi, tutkuyu en yoğun yaşadığım aylardır aslında tam da “aşk insanı” olduğumu, aşkın emek verince güzel olduğunu ve yaşamadan bilinmeyecek, yaşanılası bir şey olduğunu fark etmişken…
Düşündüm de…
İnsan, hayatını ilgilendiren herhangi bir konuda “çok istiyorum” ya da “hiç istemiyorum” gibi cümleler kurarak kendini programlamamalı. Detaylara boğulmadan, düşünmeyi bırakmadan ve hayatın tadına vararak, karşısına çıkan fırsatları görerek yaşamalı zamanı. Ancak o zaman açık olur zihni de kalbi de. Ve ancak o zaman “keşke”ler azalır hayattan. 

Neşelen!

Kabullenme bazen olumsuz bir şeydir. Kabullendiğiniz şeylerden kaynaklı. Mesela “yapamam” , “olmuyor” gibi kabullenmeler en tehlikeli olanlarıdır. Bir kere yerleşince aklınıza çıkmak bilmez. Size türlü türlü engeller çıkarır yerini korumak için. 
Ben “isteyince yaparım” sözümü test edip olumlu sonuç alanlardanım. Test edip de olumsuz sonuç alanlar yeterince denememişlerdir, ya da kader efendi (bu söz öbeğini çok sevdim Nil sağolsun!) oyununu oynuyordur. Zaten biz yapabileceğimiz her şeyi yapınca son noktayı kader efendi koyar bana kalırsa. Onay kısmı onda benim kafamda. Fazla kaderciyim belki ama bu böyle.
İsteyince yapabildiğimi bilmeme rağmen sırf inatçılığımdan yapmıyorum bir çok şeyi. Uğraşmak istemiyorum. Kolay olsun istiyorum. Ama güzel olan ne kolay ki? İlla biraz sabır, biraz emek ister. Ne kaybediyorsam bu inatçılığımdan kaybediyorum belki de. 
Yazdıklarım aklımdan geçenler. Anlaşıldığı üzere aklım bu ara karışık. Aslında karışması için neden yok gibi ama neden aramak isteyen, yani ben buluyorum ıvır zıvır. Sorguluyorum ama bazen gereksiz yere. Mesela şu ara.
Bazı günler vardır ki evren size mesaj verir. Ama duyabilen çok azdır o mesajı. Mesela bugün evrenin gönderilenler kutusunda benim adresim de vardı. Bana dün akşamki kara bulutlarımın yersiz olduğunu, hayatımda kendime sorun yaratmam ve olumsuz kabullenmelerimle kendime set oluşturmam dışında bir sorun olmadığını söylüyordu sanki. İçime enerji yayan bir havaydı bugünkü. O yüzden uzun zamandır yürümekten keyif almadığım İstanbul sokaklarında yürüdüm biraz. Baharın habercisi olmasını umduğum bu havayı içime çektim doyasıya. Ve bir karar aldım. Sorunlarımla yaşamaktan vazgeçmeliydim. Yani kendime sorun yaratmaya bir son vermeli ve kendime engel yarattığım kabullenişlerimi bir kenara atmalıydım.
Aslında bu kabullenişler ara ara kendini gösteriyor bende. Biraz mevsim geçişi rehavetini fırsat bildiler bu ara herhalde. Ama “yapamam” türevi engellerimi atıyorum an itibariyle. Eğer bir şeyi yapmak istersek yaparız elbet. Niye yapamayalım? Biz bu kadar istekli olduktan sonra kader efendi de yolumuza çıkmaz bence, sizce?
Not: Hayatım boyunca beni bırakmaması istediğim çelişkilerime bu yazımda da bol bol yer aldıkları teşekkürler!

Gerçeklik Güzeldir!

“Hediye almak güzeldir.” diye düşünmüştü kadın. Ona yakışacağını düşündüğü için bir şeyler aldığını söyleyen sevgilisi telefonu kapattığında aşık insanların yüzünde görmeye alışık olduğunuz o şapşal, mutlu gülümsemesinin keyfini çıkarıyordu.
Hediyesini aldığında, paketi açarken bir ses “beğenmeyeceksin” demişti. Beğenmediği bir şeyi, kalp kırmamak adına beğendim diyen biri olamamıştı hiçbir zaman. Ama bu sefer karşısındaki kişi hayatının aşkıydı. Ona da bu kadar “filtresiz” bir tepki verebilir miydi?
“Çok güzel aşkım, ama hiç benim tarzım değil ki bu.” Sözcükler çıkıverdi bir anda. Karşısında hayal kırıklığına uğramış bir çift göz vardı. Durumu açıklamaya çalışmak manasızdı, ama denedi. 
Hediyeyi değiştirmeye giderlerken “Bunca ay beni tanıyamadı mı?” diye sordu kendine. “Bana Ankara’yı sevdirecek şu yazarın, en azından ben sevdireceğini umuyorum, kitabını alıp içine de sadece ‘seni seviyorum’ yazsaydı mesela.” Bir an durdu. “Sen ‘ya beğenmezse’ fikriyle hediye almazken o cesaret edip bir hediye almış, biraz kıymet bil!” dedi içindeki çelişki dolu, karmaşık diğer “ben” ona. Beğenmedim demiş olmasından pişman değildi ama elindekinin değerini bilmemesi, tadını çıkarmaması keyfini bozmuştu. 
Neden böyleydik? Her zaman bir şeyler hayal edip gerçekleşenler hayallerimizle örtüşmediğinde mutsuz olup kenara çekilirdik? Hep daha romantiğini, daha hayalimizdekini, “daha”sını isterdik? Oysa bir zamanlar hayali ile yetinirken şimdi var olan şeylerden keyif almayı bilmeli insan. Hayatımızdaki şeylerin hayallerdeki gibi olmaları değil var olmalarıdır önemli olan.