Bir şey yapmalı!

“İnsanlarla yollarınızın sonsuza kadar ayrılmasının ne kadar kolay olduğunu fark ettiğiniz an şok olursunuz. İşte bu yüzden, yanınızda olmasını istediğiniz birini bulduğunuzda bunun için bir şey yapmalısınız.” 
How I Met Your Mother 9.Sezon 21. Bölüm
Adım atmak. Kulağa çok kolay geliyor değil mi? En cesur olanlarımız bile söz konusu ‘hislerimiz’ ise gururuna yenik düşüp ihtiyacımız olan o küçük adımı atmıyoruz. Denesek ne kaybederiz ki? Denemeden kaybettiklerimizin yanında… Kazanma ihtimalimizi göz ardı edip, reddedilmekten ya da bir şeylerin büyüsünü kaçırmaktan korkup kim bilir kaç büyülü anı kaçırdık, bir düşünün.
How I Met Your Mother’da Ted’in anneyi bulana kadar, tüm cesaret kırıcı deneyimlerine rağmen vazgeçmeyişini bir çoğumuz burun kıvırarak izliyor belki. Ya da ‘Ted gibi biri yok ki’ diye iç geçiriyoruzdur. Peki biz neden Ted olmuyoruz? Ted olmak bu kadar zor değil. Mutlu olmak için şansını denemek aptallıksa aptal olalım. “Çok akıllıyız ama mutluluğu yakalayamadık” senaryosundan kat kat iyidir. 
Ted gibi gerçek aşkı arayan bir prens/prenses olun demiyorum tabi. Ama yaşamak istiyorsanız, deneyin. Tecrübelerinizden bir tuğla örmeyin hayatınıza. Hissettiğinizi yaşamak kadar mutlu edecek bir şey daha var mı şu dünyada? Bırakın ‘karşılık bulur muyum’ derdini, siz hissettiğiniz için yaşayın. Haydi, o adımı atmak sandığınız kadar zor değil!
Reklamlar

Her şeyin suçlusu Ted Mosby’dir.

Aşk konusunda yazılan çizilenler mi bizim gözümüzü kör ediyor?
Yoksa sayısız romantik, aşk adamı karakter mi?
Gerçek olmadığını bile bile Ted’in her sözüne ‘ah be ah şu Robin ne şanslı’ dememizin sebebi ne?
Robin’e olan bitmeyecek aşkına rağmen kaç sezondur tanışma hikayelerinin anlatıldığı ‘anne’ mi olmak istiyoruz yoksa?
Aklımda deli sorular…
Ama tek cevap:
“Birine aşık olduğun zaman asla durmazsın.”
Ve Lilly’ni Marshall’a söylediği şu sözler yankılanıyor bir yandan da: 
“Böyle davranmaya devam edersen yavaş yavaş beni kaybedersin.”

O zaman bu şarkı aşka gelsin!


Bir Sabah Uyandım Ve…

“Doğru insanla tanıştığın zaman anlarsın hemen. Onu düşünmeden edemezsin. En samimi arkadaşın ve ruh eşin olur. Hayatının geri kalanını onunla geçirmek için sabırsızlanırsın.Başka hiçbir şey ve hiçkimse onunla kıyaslanamaz.”
How I Met Your Mother’ın 7. Sezonunda geçiyordu bu laflar. Duyduğumda çok etkilenmiştim ve hemen bir kartpostala yazıp başucuma yapıştırmıştım. Adetimdir bu. Her ne kadar aşka dair umudum kalmadığını söylesem de içten içe inanıyordum bir gün “o” kişiyle karşılaşacağıma. Ve inancım sonunda ete kemiğe büründü. Bundan üç ay önce tanıştım “o”nla.
Tanışmamız tesadüfen oldu aslında. Bir Cuma günü, içimden bir ses “bu haftasonu Eskişehir’e gitmelisin” diyordu. Gittim ve kader yollarımızı kesiştirmiş oldu böylece. Bir de baktım “o”nu düşünmeden bir anım geçmiyor, “o”nunla her anımı geçirmek için sabırsızlanıyorum, “aşk”a dair geçmişimde yaşadığım her şey anlamını yitirmişken “o”nunla kurduğum gelecek hayalleri anlamım oluyor. Çünkü ben her geçen gün biraz daha aşık oluyor, biraz daha bağlanıyorum. Evet, ben ve bağlanmak!
Herkes (500) Days of Summer’daki Summer karakterini acımasız ve ruhsuz bulur. Oysa filmi izlediğim an kendimi o karaktere yakın hissetmiştim ben. O güne kadar başkalarının hayatındaki acımasız Summer olmuşken, hissetmediğini yaşarmış gibi yapmaktansa ruhsuz damgası yemeyi tercih etmişken ve kabul etmesem de doğru kişiyi bulacağım günü sabırla, bazen de sabırsızlıkla beklerken Summer’a yakın hissetmemem mümkün müydü?
Filmin finale yakın sahnelerinden birinde, Tom ve Summer tesadüfen karşılaşıyorlardı. Tom, Summer’ın parmağında evlilik yüzüğünü görünce şaşırıyordu. Aralarında şöyle bir diyalog geçiyordu:
Summer: Bir sabah uyandığımda biliyordum.
Tom: Neyi biliyordun?
Summer: Seninleyken, asla emin olamadığım şeyi.
Ben de bir sabah uyandım ve biliyordum. Neyi mi? “O”ndan öncekilerle asla emin olamadığım şeyi.

2015’te Ne Durumda Olacağım?

Lise sona geçtiğim yaza kadar hayatımı planlamayı seven biriydim. Her şey çok netti benim için. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanacaktım, ortaöğretim matematik öğretmenliği okuyacaktım ve üniversitede kalacaktım. İstanbul’da tek başıma yaşayacaktım (Bunu gerçekleştirdim ama!). Hayallerim bu kadar basit ve kısırdı. Hırslıydım. Kendimi yoracak kadar hem de…
Sonra hayatımı etkileyecek, beni sarsacak bir olay oldu. Blogta daha önce bahsettiğim için tekrara geçmiyorum. Ondan sonra dedim ki ne diye bu çaba, anı yaşasana! O gün bugündür uzun vadeli planlardan kaçınmışımdır. Önüme çıkan seçenekleri değerlendirmiş, gerektiyse ben yaratmışımdır o seçeneği ama aylar yıllar sonrası için plan yapmamışımdır. Arada yolumdan saptığım oldu tabi. Ama insanlık hali dedim, dersimi aldım ve yoluma devam ediyorum.
Daha fazla dallandırmadan sadede geleyim. Plan yapmıyorsam da hayal kurmuyorum diyemem. Geleceğime, mesela bundan … yıl sonraya dair hayaller kurduğum söylenemez. Ama gece yatarken ertesi gün olacak bir olayı falan hayal ediyorum ben de. Bazen kafamda diyaloglar bile yazıyorum!
Diziler olmasa yıllar sonrasını düşünecek değilim aslında. En son Friends’i izlerken 30 yaşımdaki halimi düşünmüştüm mesela. O hayalde çoluk, çocuk yoktu. İşimle ve evimle ilgili hayaller vardı. Tabi hiç ilişki olmamasından kaynaklı biraz tırsmış, hatta bununla ilgili “Neyim var benim” diye serzenişte de bulunmuştum.
Bu sefer de How I Met Your Mother’ın 6. Sezon 20. Bölümünü izlerken üç yıl sonrasını düşünmekten kendimi alıkoyamadım. İzleyenler bilir, kahramanlarımız bu bölümde 3 yıllık periyotlarla “Ne umduk ne bulduk” diyorlardı. Üç yılda bir Star Wars üçlemesini izlemeleri vesilesiyle yaptıkları bu ritüel, güzel bir fikir aslında. Ama benim pek dostum olmadığından böyle bir aktiviteyi de muhtemelen tek başıma yaparım. Hiçbir zaman öyle kalabalık bir arkadaş grubum olmadı, hep geçici hep dönemlik. Bazen içerlemiyor değilim aslında… Bak yine konudan saptım! 
Üç yıl sonra 26 yaşında olacağım. Umut ediyorum ki yüksek lisansımı bitirmek üzere olurum. (Daha başlamadan bitirme hayali kurmam da ne iyi oldu!) Evimden memnun olsam da caddeye daha yakın bir çatı katı bulmuş olmayı umuyorum. Şuan çalıştığım işimden memnunum. Belki hayat farklı bir yöne sürükler beni. Hayal sonuçta bu. İlişki mevzusuna gelince… Umudumun olmadığı tek konu bu! Öyle ki flört bile etmiyorum kimseyle. Biri aklımı başımdan alır diyordum ama onu da umamıyorum artık. Belki de öyle bir şey yoktur? Yani üç yıl sonra, bir iş alanında deneyim kazanmış, yüksek lisansımı bitirmiş ve daha merkezi bir çatı katına taşınmış, yalnız yaşamına tam gaz devam eden bir Benay görüyorum ben.
Siz üç yıl sonra nasıl bir hayatınız olacağını düşünüyorsunuz?