Masumiyet

Snowing

 

Radyodaki ses ‘ülke olarak karamsar bir ruh hali içerisindeyiz’ diyordu. Ülkenin  gündemi birkaç gün önce işlenen cinayet ile meşguldü. Gencecik bir beden dövülmüş, tecavüze uğramış, öldürülmüş ve yakılıp bir kenara atılmıştı. ‘Kadın’ damarı tıkanık olan yurdumun güzel insanlarının bazısı namus bekçisi olmuştu bazısı din konusunda bilir kişi kesilmiş fetva veriyordu bazısı insan hakkının derdindeydi bazısı başkasının acısı üzerinden prim yapıyordu. Ama gerçekten canı yanan kişiler canından can giden anayla babaydı.

Her toplumsal olayda olduğu gibi yurdumun güzel insanları ‘olayı sahiplenme’ aşamasındaydı, unutmaları ise an meselesiydi. İnsanlığımız ölüyordu günden güne. ‘İnsanlığımızın cesedi arkasından neler konuşacağız?’ diye geçirdim aklımdan. İş dönüşü bindiğim taksiyle ‘konforlu’ yuvama dönme telaşındaydım birkaç dakika öncesine kadar. Düşünce bulutlarının üzerinden yürüdüm ve kendimi insanlığımızı yoğun bakımda ziyaret ederken buldum. Can çekişiyordu. ‘Buna yaşamak denirse yaşıyoruz’ diyordu adeta.

Taksinin camından dışarı baktığımda gördüğüm bembeyaz rüzgar beni yaşadığım ana geri getirmişti. Kar, tüm hırçınlığıyla her yeri beyaza boyamakla meşguldü. Karamsarlığa inat eder gibi yağıyordu. Temizlemek istiyordu insanlığın kirini. Umut serpmek istiyordu yüreklere sanki.

Ya da ben kardan medet umacak kadar masumiyetimizi yitirdiğimizi düşünüyordum. Düşünüyordum ama var olduğumu hissedemiyordum.

Reklamlar