Sparky Geri Döndü!


Frankenweenie (2012)

1984 yılında Tim Burton adında geçn bir yönetmen Frankenweenie isminde bir kısa film çekti. Ölen köpeğini geri getiren akıllı bir çocuğun hikayesini anlatan bu kısa filmden bir süre sonra Tim Burton ismi Beetlejuice, Edward Scissorhands, Ed Wood gibi sıradışı, fantastik öğelerden beslenen, başarılı filmlerle duyuldu. 
Benim Tim Burton ve sinemasına olan hayranlığı Beetlejuice ile başlamıştı. 90’larda bir kanalda gösterilmişti. Yıllar sonra bile ilk izleyişimde aldığım keyfi hatırlarım. Burton’ın her filmini büyük bir keyifle ve merakla izlerim. Bu kez çocukluğundan neler var, bu defa insanların tek tip yaşam meraklarına, modern ve mutlu (!) dünyalarına nasıl bir eleştiri var diye pür dikkat izlerim. Son yıllarda eleştirmenler performansının düştüğünü söylese de benim gözümde Tim Burton hep aynı. 
Geçtiğimiz yıl kendisi için de özel bir yeri olan Frankenweenie’yi uzun metrajlı olarak karşımıza çıkardı Burton. Oscar’ın Animasyon dalındaki favorilerinden biriydi. İzleyenlerden de benim gözlemlediğim kadarıyla iyi tepkiler aldı. Zaten Tim Burton ve sinemasına aşina olan herkes Frankenweenie’yi başka bir gözle izlemiş olmalı. Ne de olsa ilk yıllarında aklına gelen ve kısa film olarak hayat bulmuş bir hikaye. 
Frankenstein ailesi yaşadıkları yer ve komşuları itibariyle tipik bir mutlu banliyö ailesi izlenimi veriyor. Victor’ın köpeği dışında arkadaşı olmamasına endişelenmeleri dışında sorunları yok. Victor, okulun silik tiplerinden. Ancak normal(!) bir görüntüsü olduğu için kimsenin onunla bir derdi yok. Kasabada normalin dışındaki insanlar ise dışlanıyor. Mesela gotik görünüşlü, kambur arkadaşı Edgar (isme dikkat) ya da yeni fizik öğretmeni Mr. Rzykruski gibi. 
Tüm bunlar bir Tim Burton filminden beklenen ayrıntılar. İnsanların her şeyin normal olmasını istediği, farklılıkları sevmediği bir yaşam Tim Burton’ın en büyük şikayetlerinden. Victor’ın sadece köpeğiyle vakit geçirmekten hoşlanmasından endişe duyan ve onu zorla sosyalleştirmeye çalışan ailesi de bu şikayetin dile getirilebilmesi için ideal. Edgar’ın dışlanıyor olması, insanların bilmediklerinden korktuğu bir kasabada Mr. Rzykruski’nin istenmeyen insan ilan edilmesi vs. verilmek istenen büyük mesajın parçası. İnsanlar farklı olandan korkar ancak herkes olduğu gibi kabul edilse dünya daha güzel bir yer olabilir.
Frankenweenie (2012) gerek senaryosu ve karakterleri, gerekse müzikleri ve atmosferi ile tam bir Tim Burton filmi. Ancak sadece Burton hayranlarına hitap eden bir film değil. Animasyonları ve farklı tatları seven her sinemasevere hitap eden bir film. Herkesin aynı olması için çabalanan dünyadan sıkılanların soluk alması için iyi bir seçenek. Brave ve Wreck-it Ralph ile beraber 2012’nin en iyi 3 animasyon filminden biri. [Puanım 8/10]
Reklamlar

Tim Burton’ın En’leri…

 

Hepimizin çocukluğunda kendine güven eksikliği hissettiği, çok yalnızım dediği zamanlar olmuştur. Aslında bunun için çocuk olmaya da gerek yok, kaybolmuşluk hissi insanın yaradılışının bir parçası gibidir. Eğer bu kendini arayış hayal dünyanızla beslediğiniz bir şeyse o zaman Tim Burton filmleri size kendinizi iyi hissettirir. Çünkü Tim Burton, çocukluğunun kaybolmuşluğunu hayal dünyasıyla besleyen bir yönetmendir.
Son olarak Alice in Wonderland‘i kendi gotik dünyasında yorumlayan yaratıcı yönetmen, bazılarına göre başarısız bir uyarlama yaptı. Ama Burton’ın sinemasının müdavimleri, Alice in Wonderland‘de de kendilerinden bir parça bulmuş olacak ki sevdi bu yeni Alice’i.
Dark Shadows tanıtımlarının yapıldığı dönemlerde, kısa metraj filmi Frankenweenie‘yi de uzun metraj olarak karşımıza çıkarmaya hazırlandığını okuyunca “bir yılda iki Tim Burton filmi” sevinciyle bir anket açmıştım. 69 kişinin oyladığı anket sonucunda çıkan filmler, aslında Burton’ın sinemasına dair unutulmazları da işaret ediyordu. Bu Cuma, “Johnny Depp-Tim Burton İkilisinin Fantastik Yolculukları“nın 8. si Dark Shadows’un sinemalarda yerini alması vesilesiyle Tim Burton’ın En’lerini ele almak istedim.

 

 

Beetle Juice (1988)
Ruhlar aleminin en çılgın karakteri olan Beter Böcek. Michael Keaton’ın Batman karizmasına ulaşmadan önceki absürt karakteri. Ruhları yaşadıkları eve sıkışan ve evin yeni misafirlerinden rahatsız olan genç çiftin başvurduğu son çare olan Beter Böcek, işleri çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyordu hatırlarsanız. 
Tim Burton’ın harikalar diyarına bir giriş niteliğinde olan film, gösterildiği dönem ve sonrasını kapsayan on yılda çocukluğunu yaşayan bir çok kişinin hafızasında “Jump In The Line” şarkısıyla yer etmiştir. Eğer siz, o dönemi yakalayamayan sinemaseverlendenseniz Beter Böcek’i çağırmak için “Beetlejuice!Beetlejuice!Beetlejuice!” demeniz yeterli, hadi ne duruyorsunuz!
Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2003) 
Ailesiyle beraber aza kanaat ettikleri mutlu bir yaşamı olan Charlie’nin tek hayali her gece evinin penceresinden izlediği ve içinde neler olduğunu merak ettiği Willy Wonka’nın Çikolata Fabrikası’nı gezmektir. Yıllardır fabrikanın kapılarını kimseye açmayan Willy Wonka bir gün beklenmedik bir şey yapar ve Wonka çikolatalarındaki altın biletleri bulan beş çocuğa fabrikayı gezdireceğini duyurur. Şans eseri bulduğu parayla aldığı çikolatadan, son altın bilet Charlie’ye çıkar. Ve çikolata diyarına yolculuk başlar.
Konusu itibariyle daha çok çocuklara hitap ediyor gibi dursa da Charlie’nin Çikolata Fabrikası filmi, Tim Burton’ın içimizdeki çocuğa seslenmekteki başarısının en güzel örneği diyebiliriz. Başta Willy Wonka olmak üzere rengarenk karakterlerle, birbirinden neşeli şarkılar ve danslarla süslenmiş olsa da bu film de her Tim Burton filmi gibi özünde yalnızlığı ve toplumda “normal” kabul edilenlere aykırı olmanın yaşattıklarını anlatıyordu.
Ölü Gelin (2005)
Bir Rus halk masalından yola çıkarak yarattıkları bu çılgın animasyonla Tim Burton Noel Gecesi Kabusu gibi, hafızalardan uzun süre çıkmayacak bir esere imza atmıştı. Filmin tekniği ve müzikal dünyası, görsel şölenini güçlendiren faktörlerdi. Johnny Depp de filmin baş kahramanı Victor’a hem fiziğini hem de sesini ödünç vermişti. 
Evliliğe hazır olmayan Victor’ın yüzük takma provası yaparken yüzüğü yanlışlıkla Ölü Gelin’in parmağına takmasıyla beraber kendimizi Ölüler Diyarı’nda buluyorduk. Tabi isme aldanmamak lazım çünkü ölülerin dünyası yaşayanlarınkinden çok daha eğlenceli! Aynı Beter Böcek’te olduğu gibi içinde kaybolduğumuz bir dünya yaratmıştı Tim Burton bu filmde, tabi animasyonun nimetlerinden de fazlasıyla yararlanmıştı.
Büyük Balık (2003)
Tim Burton’ın Edward Scissorhands’ten sonra en duygusal filmi. Bir baba oğul hikayesi. Babasıyla hiç bağ kuramamış bir çocuğun babasıyla ilişki kurma özleminin filme dönüşmüş hali. Filmin kahramanı Edward Bloom (en az Edward Scissorhands kadar Burton’dan izler taşımasıyla isim benzerliğinin bir alakası olabilir mi acaba?) tam bir Tim Burton karakteri. Yaşadığımız dünyayı daha eğlenceli hale getirmek için tek ihtiyacımız olanın hayal gücümüz olduğunu hatırlatan Big Fish, bir Burton filminde Marion Cotillard’ı izleme şansı bulmamız nedeniyle de benim gözümde önemli bir yere sahiptir.
Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi (2008)

Tim Burton filmlerinin müzikleri, Danny Elfman’ın imzasını taşır genelde. Danny Elfman da artık onun sineması için olmazsa olmazlar arasındadır. Hemen her filmi de bir müzikal kadar titizlikle çalışılmış melodilere sahiptir. Ama iş müzikal çekmeye gelince Tim Burton’ın nasıl bir film ortaya çıkaracağı merak konusu olmuştu. 
1979 yılında Broadway’de gösterime girdiğinde büyük sükse yaratan ve En İyi Müzik dahil 8 dalda Tony Ödülü kazanan Sweeney Todd’un Tim Burton’ın hayal dünyasının süzgecinden geçerek nasıl bir hal alacağını merak etmemek mümkün mü? Nitekim bazılarınca yerden yere vuruldu film. Fazla kanlı bulanlar oldu, fazla abartılı bulanlar oldu. Ama benim gibi müzikal türün takipçisi Tim Burton hayranları tarafından sahiplenildi bu uyarlama müzikal. 
Karısına göz koyan Hakim Turpin tarafından oyuna getirilen ve hapishaneye giren Benjamin Barker’ın intikam öyküsünü anlatan Sweeney Todd, tasvir ettiği kirli, gotik Londra ve siyah-kırmızı tonlardaki görselliğiyle merakı hak etmiyor mu?

 

Edward Scissorhands (1990) 

Tim Burton’ın en kişisel projesi diyebileceğimiz Edward Scissorhands, “standartlaştırılmaya” çalışılan dünyalarımızda belirlenen normalin dışında, sadece kendimiz olabilmenin nasıl bir dışlanmışlığa sebep olabildiğinin en güzel göstergesi. Bir çoğumuzun sevildiğimizi hissetmek ve sevgimizi belli etmek için fark etmeden kulladığı ellerden yoksun bir adamın hikayesi. Güzellik kavramının gözümüzle gördüğümüz değil görmek istediğimiz olduğunun bir kanıtı onun hikayesi. Söylenecek o kadar çok söz var ki aslında Edward Scissorhands karakteri hakkında… Tim Burton sinemasını anlamak için değil belki ama Tim Burton’ı anlamak ve daha iyi tanıyabilmek için izlenmesi gereken filmlerin başında geliyor.

Fantastik Yönetmenden Fantastik Bir Uyarlama: ALİS HARİKALAR DİYARINDA

Çocuk edebiyatının vazgeçilmez karakterlerinden Alis’in sinema uyarlamasının Tim Burton tarafından çekileceğini duyan hayranları fantastik yönetmenin nasıl bir film ortaya koyacağını merakla beklemeye koyulmuştu. Burton’ın filmden yayınladığı ilk kareler onun Alis’e yakışır bir dünya yarattığının işaretlerini verdi. Filmin 3 boyutlu olması heyecanı bir kat daha arttırdı.

Türkiye’deki meraklıları için filmin üç boyutlu versiyonunun Türkçe dublajlı olması bir hayal kırıklığı yaratsa da Alis Harikalar Diyarında 5 Mart’ta sinemalarımızdaki yerini aldı. Filmleri altyazılı izlemeyi tercih eden biri olarak üçüncü boyutun çekiciliğine yenik düşüp filmi dublajlı ve üç boyutlu izledim. Burton ve ekibi filmi iki boyutlu çekip üç boyutlu hale getirdiği için James Cameron tarafından eleştirilmişti. Burton iki boyutlu çekilip üç boyutlu hale getirmenin filmin kalitesine bir etki yapmadığına inansa da Alis Harikalar Diyarında hareketli sahnelerde görüntü kalitesinden ödün vermiş gibi geldi bana.

Lewis Carroll tarafından 145 yıl önce kaleme alınan Alis Harikalar Diyarında, Alis’in iki macerasından biri. “Aynanın İçinden” olan ikinci kitap Alis’in bir aynanın içinden geçip her şeyin ters olduğu bir paralel evrende yaşadıklarını anlatıyordu. Tim Burton’ın sinema uyarlaması her iki kitaptan da yararlanırken hikayede değişikliklere de gidiyor. Mesela romanın 9 yaşındaki kahramanı Alis filmde 19 yaşında ve genç kızlıkla kadınlık arasındaki geçiş döneminde. Roman karakterlerinden Şapkacı da filmde romana göre daha ön planda.

Şapkacının bu kadar ön planda olmasında Johnny Depp’in katkısı büyük. Canlandırdığı karakter üzerine araştırma yapmasıyla bilinen renkli oyuncu Şapkacı karakterini canlandırmadan önce görüntüsüne dair suluboya çizimler yapmış. Romanda Şapkacı’nın ağzından düşmeyen “M harfi ile başlayan kelimeleri araştırıyorum” cümlesi yetenekli oyuncuyu da araştırmaya yönlendirmiş. İngilizcede Mercury diye geçen civanın Victoria döneminde şapkacılar tarafından çok kullanıldığını ve bazı dengesiz tavırlara neden olduğunu öğrenen Depp, “Mad as a hatter(şapkacı gibi çılgın)” deyimi üzerinden de epey düşünmüş. Şapkacı karakterinin görünümü ve tavırlarıyla hafif deli görünmesine karar vermiş böylece.

Delilik, filmdeki tüm karakterlerin ortak noktası. Oldukça masum duran Beyaz Kraliçe, kıskançlığı ve acımasızlığıyla tahta geçen Kırmızı Kraliçe, Mart Tavşanı… Hepsi delilikten nasibini alıyor! 9 yaşından itibaren garip rüyalar gören, gülleri kırmızıya boyamak gibi uçuk fikirleri olan Alis de hafif deli bulunmakla suçlanıyor zaten yıllarca.

Filmde canlı performanslarıyla izlediğimiz karakterler Alis (Mia Wasikovska), Çılgın Şapkacı ve Beyaz Kraliçe (Anne Hathaway). Tamamı yeşil ekran önünde çekilen filmde gördüğünüz her şey bilgisayar harikası. Tweedledum ve Tweedledee ikizleri yüzünü seslendiricileri Matt Lucas’tan, Kupa Valesi de yüzünü yine seslendiricisi Crispin Glover’dan alırken Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı Kırmızı Kraliçe için birçok teknik kullanılmış. Carter’a uzun süren bir makyajın yapılmasının yanı sıra dijital müdahalelerde de bulunulmuş.

Alis Harikalar Diyarında bildiğimiz Tim Burton filmlerinden biraz farklı. Bunun sebebi bir uyarlama olması değil çünkü kendisinin Charlie’nin Çikolata Fabrikası gibi harika bir roman uyarlaması bulunmakta yani işin acemisi değil. Alis Harikalar Diyarında zaten fantastik bir dünya ve Burton’ın hayal dünyasının kendini belli edebileceği bir evren değil, bu da alışılmış Burton hazzını esirgiyor bizlerden. Bunun dışında rengarenk karakterlerle fantastik bir evren sizleri bekliyor sinemada, kaçırmayın derim!

Johnny Depp-Tim Burton İkilisinin Fantastik Yolculukları

Solgun, her an kırılabilir gibi görünen, saçlarının bir önceki gecenin yastık mücadelesinden fazlasını gösterdiği üzgün bakışlı bir adam. İlk düşündüğüm ‘biraz uyu’ demek oldu, tabi söylemedim. Elleri, onları havada kontrolsüzce sallaması, sinirli bir şekilde masaya vurması, kesik kesik konuşması, kocaman açtığı, meraklı gözleri. Bu hiperaktif kaçık adam Edward Scissorhands’di.

Johnny Depp, Edward Scissorhands rolü için gittiği görüşmede fantastik yönetmen Tim Burton’la ilk karşılaşmalarını böyle anlatıyor. Edward Scissorhands, Johnny Depp’in sözlerinden de anlaşılacağı gibi Burton’ın kendinden en fazla şey koyduğu en kişisel filmi olduğu gibi Johnny Depp-Tim Burton birlikteliğinin de başlangıcı oldu. 1990 tarihli film iki mekanda geçiyordu. Biri Burton’ın içinde büyüdüğü ve kendini hiçbir zaman oraya ait hissedemediği banliyö yaşamını pastel tonlarda oldukça muntazam bir şekilde tasvir ediyordu. Diğer kısım ise Edward’ın büyüdüğü gri tonlardaki gotik şatoydu. Bu şato Burton’ın sıkıldığı banliyö yaşamından kaçmak için kullandığı hayal dünyasının da bir temsilcisiydi. Edward’ın yaratıcısı onun ellerini tamamlayamadan ölünce Edward kendini banliyö yaşamının ortasında buluyordu(Edward’ın yaratıcısını Burton’ın hayranı olduğu Vincent Price tarafından canlandırıldığı not düşelim). Farklı olanı kabul etmekte zorlanan bu insanlar (Burton’ın yaşadığı en büyük sorunlardan biri) kısa süre sonra deri kıyafetleri, dağınık saçları ve kesik içindeki yüzü olan bu yabancıyı dışlarlar. Edward sonunda şatosuna geri dönmek zorunda kalır. Burton’ın tam bir alter egosu olan Edward karakteri, Johnny Depp’in başarılı oyunculuğuyla sinemaseverlerin hafızasında yer etmiştir. Depp’e Altın Küre adaylığı getiren bu performansı Depp’i yakışıklı gençlik ilahi olmaktan da kurtardı ve başarılı oyuncu için bir dönüm noktası oldu.

Tim Burton, Batman Returns‘u çektikten sonra tüm zamanların en kötü yönetmeni olarak anılan Ed Wood‘un hayatını çekmeye karar verdi. Berbat giden kariyerine rağmen iyimserliğini kaybetmeyen ve hayallerinden vazgeçmeyen Wood, kolay bir karakter değildi. Böyle bir karakteri Johnny Depp’den başkası canlandıramazdı. Siyah-beyaz çekilen filmdeki performansı Depp’e yine Altın Küre adaylığı getirdi. Tim Burton, Ed Wood’un zaman zaman güldüren hayalperest dünyasını başarılı bir şekilde anlatsa da gişede başarılı olamadı. Yine de eleştirmenlerden iyi notlar alan film Ed Wood’un filmleri gibi sonradan değer kazandı ve sevildi.

Sleepy Hollow Efsanesi, devamlı sisiler arasında gezen kafasız bir süvarinin mezarından çıkıp cinayetler işlediği bir Washington Irving öyküsüydü. Öyküdeki ana karakteri bir öğretmenden dedektife çeviren Burton, standart dedektif kalıplarının tam aksi şekilde korkak ve telaşlı bir karakter olan Ichabod Crame rolünü Johnny Depp’e verdi. 2000 yılı yapımı filmin karanlık atmosferini dengeleyen mizahi performansıyla Depp, tür sinemasının en iyi örneklerinin seçildiği Satürn Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu dalında adaylık aldı.

Bu gotik yapımdan sonra Planet of the Apes ve Big Fish gibi iki farklı film yapan Burton, Johhny Depp’i yine bambaşka bir kılığa soktuğu Charlie’nin Çikolata Fabrikası‘nı ise 2006’da bizlerle buluşturdu. Çikolata imparatorluğu için veliaht arayışında olan ilginç karakter Willy Wonka’ya hayat veren Johnny Depp, bu performansıyla da Altın Küre’ye aday oldu fakat ödülü yine kucaklayamadı. Michael Jackson’ı anımsatan bu fantastik çikolata imalatçısı, yıllardır kimsenin giremediği fabrikasına girme şansını 5 çocuğa verdiğinde, onları bir takım ahlaki sınavlara (!) tabi tutuyor ve böylece varisi olacak kişiyi seçiyordu. Renkli hayal gücü ve çocuksu duygusallığı ile Burton’ın harika bir iş çıkardığı film daha çok çocuklara hitap etse de yönetmenin içindeki çocuğu yaşatan yetişkin seyircileri içinde harika bir deneyimdi.

Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ndan bu yana her filmde Johnny Depp’e yer veren Tim Burton stop-motion animasyon tekniği ile çektiği Ölü Gelin‘de de Victor karakterinin sesi için vazgeçilmez oyuncusunu seçmişti. Hatta Victor görünümünü de Johnny Depp’e borçludur diyebiliriz. Bu başarılı animasyondan sonra 1979 yılında Broadway’de gösterime girdiğinde büyük sükse yaratan ve En İyi Müzik dahil 8 dalda Tony Ödülü kazanan Sweeney Todd müzikalini beyazperdeye taşıdı. Sanat yönetimi dalında Oscar’a layık görülen bu uyarlamada Sweeney Todd’a hayat veren Johnny Depp belki aday olduğu Akademi’den boş döndü ancak uzun süredir adaylıkta kaldığı Altın Küre’de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Tasvir ettiği kirli, gotik Londra ve siyah-kırmızı tonlardaki görselliğiyle olduğu kadar oyuncu performanslarıyla da takdiri eden Sweeney Todd, Johnny Depp-Tim Burton birlikteliğinin de en güzel örneklerinden biri. Ama sonuncusu değil tabi ki de. Son günlerde filmden yayınlanan sahnelere bakınca yine oldukça fantastik bir Tim Burton filminin yolda olduğunu biliyoruz: “Alice Harikalar Diyarında“. Bu filmde yine şaşırtıcı bir evrim geçiren Johnny Depp’i ve Burton’ın yeni harikasını merakla bekliyoruz.

>>>Bu yazım Blog Dergisi‘nin 1. sayısında yayımlanmıştır.

Beetlejuice – Beterböcek

Beetlejuice – Beterböcek
Yönetmen : Tim Burton
Senaryo : Larry Wilson , Warren Skaaren , Tim Burton
Görüntü Yönetmeni : Thomas E. Ackerman
Müzik : Danny Elfman
Yapım : 1988, ABD , 92 dk.
Oyuncular : Michael Keaton, Geena Davis, Alec Baldwin , Winona Ryder

Konusu:
Genç bir evli çift olan Adam ve Barbara geçirdikleri kaza sonucu hayatlarını kaybederler. Ancak ruhları hayatlarını geçirmeyi planladıkları evde hapis kalır. Hayalet olarak yaşamlarını sürdürdükleri evlerine sinir bozucu yuppie bir çift ile eksantrik kızları Lydia taşınır. Huzurları bozulan Adam ve Barbara yeni ev sahiplerini kovmanın yollarını ararlar. En son çare ruhlar aleminin en çılgın karakteri olan Beter Böcek’i çağırmaktır. Beter Böcek’in gelmesiyle işler kontrolden çıkacaktır.

Yorumum:
Tim Burton Michael Keaton’ı Batman yapmadan önce bir baş belası yapmıştı. Harry Belafonte’un Jump In The Line parçasını biliyorsanız bu filmi de muhakkak izlemişsinizdir zaten! Tim Burton ve hayal dünyasını tanıyıp hayran olduğumuz filmlerden sadece biri “Beter Böcek”.Benim yaşımdaki bir çok sinemaseverin (bu laf 20’lerindeki sinema severlere) çocukluğuna ait güzel bir parçadır. Komik, fantastik ve çılgın 92 dakika vaat eden bu film yıllarca izlemekten bıkmayacağınız bir fenomen. Filmi izlemem diyorsanız da, sakın ha 3 kez “Beetlejuice! Beetlejuice! Beetlejuice!” demeyin yoksa Beterböcek peşinizi bırakmaz, iyi seyirler .