Dünya Tiyatro Günü Kutlu Olsun!

tiyatrogunu

İlk ne zaman tiyatroya gitmiştim diye düşündüm. 8-9 yaşlarındayım. Edirne Halk Eğitim Merkezi’ne Uygur tiyatrosu geldi. Oyunun adını dahi hatırlamıyorum şuan. Tek hatırladığım çok pahalı olduğu için annemin benle içeri giremediği, ama ben tiyatro izleyeyim diye beni içeri oturtup oyun boyunca beklediğidir. Bir de kapının önünde, oyundan önce arabasını yıkayan Uygur kardeşlerle muhabbet edişimizdir.

Sonra ne oldu? Edirne’ye zaten kırk yılda bir gelen oyunlar pahalı olduğundan takip dahi etmedim. Gidemeyeceğimi biliyorum ya, lüks ya… İstanbul’da yaşayacağım ben diye tutturmamın bir sebebi de budur işte. Edirne’nin yoksunluğu…

Üniversite başladı, Yıldız’da okuyorum. Okulun oyunlarına gidiyorum ara ara, şehir ya da devlet tiyatrosunda da birkaç oyun izledim. Ama tiyatro tutkusu olan şey bende 2-2,5 yıl önce ‘kendi paramı kazanıyorum’ hissiyatından sonra başladı. Çünkü nasıl işlemişse içime tiyatro pahalıdır imajı, söküp atmam için önce parama güvenmem gerekti. Ne garip!

Tabi şehir ve devlet tiyatroları uygun. Ancak özel tiyatroya gitmek istiyorsanız, biraz ekonomik durum etkili olabilir. Ama İstanbul gibi bir yerde DVD fiyatına sinemada film izlenebildiği düşünülürse tiyatroya parayı bahane edip gitmeyen sinema aşıklarına ‘siz kimi kandırıyorsunuz?’ denebilecek bir fiyattan bahsediyoruz. Eğer özel tiyatroların sıkı takipçisi olursanız indirimli oyunları kaçırmaz, 25-35 lira aralığında fiyatlarla harika oyunları çok güzel yerlerden izleyebilirsiniz.

Neyse, konuyu toparlayalım. Bugün 27 Mart. Dünya Tiyatro Günü. İçinde bulunduğumuz sezon için dün 30. kez tiyatroya gitmiş biri olarak İstanbul’da nerede hangi oyun izlenebilir, neyi öneriyorum neyi merak ediyorum paylaşmaktı amacım. Haydi o zaman…

DOSTLAR TİYATROSU

Genco Erkal yönetimindeki tiyatronun yeri Eminönü’nde. Lokasyon olarak bana uzak olduğundan, Caddebostan Kültür Merkezi ve Kadıköy Halk Eğitim’e geldikleri günleri takip ediyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri ve Yaşamaya Dair oyunlarını izleme şansını bulmuş biri olarak ikisini de can-ı gönülden tavsiye ederim. Özellikle Nazım hayranları Yaşamaya Dair’i muhakkak görmeli. Eminönü’ndeki gösterimlerin tadı bir başka diyorlar bu arada… http://www.dostlartiyatrosu.com/

TATBİKAT SAHNESİ

Erdal Beşikçioğlu yönetimindeki tiyatronun hem İstanbul’da hem da Ankara’da sahnesi mevcut. İstanbul’daki yer Nispetiye’de, Zincirlikuyu’dan Akmerkez yönüne yürürken sağda kalıyor. Burada oyun izleyebilmek için sıkı takipçi olmak gerek, çünkü yerler hemen tükeniyor. Şahsen ben burayı hep kaçırıyorum. Bir Delinin Hatıra Defteri oyununun Erdal Beşikçioğlu yorumunu ve Seray Şahiner’ın romanından uyarlanan Antabus’u bu gidişle önümüzde sezon izleyebileceğim. http://www.tatbikatsahnesi.com/

İSTANBUL HALK TİYATROSU

2006 yılında Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kurulmuş ve halen Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin, Erkan Can ve Cem Davran dörtlüsü ile varlığını sürdürüyor İstanbul Halk Tiyatrosu. Şimdilik Alevli Günler ve Bezirgan var programlarında. Şimdilik diyorum çünkü ikisini de izlemiş biri olarak yeni oyun bekliyorum! Yoksa aynı oyunları ikinciye izleyeceğim çünkü ikisi de çok keyifli saatler vaat ediyor. http://www.istanbulhalktiyatrosu.com/

OYUN ATÖLYESİ

Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer tarafından 1999 yılında kurulan tiyatronun yeri Moda’da. Her ay başka tiyatro topluluklarından misafir oyunları olduğu için sıkı sıkıya takip ediyorum programlarını. Özellikle Semaver Kumpanya’yı burada izlemeyi tercih ediyorum. Neyse ona geleceğiz…

7 Nisan’da Haluk Bilginer’in de yer aldığı yeni oyunları Pencere perdelerini açacak, tabi yerimi aldım bile. Dolu Düşün Boş Konuş, Köprüden Görünüş ve Aşk Delisi oyunlarını da tavsiye ediyorum. http://www.oyunatolyesi.com/

MODA SAHNESİ

İşte Kadıköy’ün diğer tiyatro mahzeni. Bahariye caddesinin Rexx’e inen sokağının karşı sokağında desem bulabilir misiniz acaba? Kadıköy Halk Eğitim’e gelmeden önceki sokakta diyeyim en iyisi. Aralarında Mert Fırat, Timur Acar, Onur Ünsal, İlksen Başarır gibi isimlerin olduğu 12 kişi tarafından eski Moda Sineması’nın yerine kurulan sahnenin orijinal oyunları var, benden söylemesi. En Kısa Gecenin Rüyası, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Parkta Güzel Bir Gün, Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz, Bira Fabrikası izleyip de beğenmememin mümkün olmadığı oyunlardı. Moda Sahnesi’nde de misafir tiyatro toplulukları olduğunu, ayrıca Başka Sinema kapsamında filmler gösterildiğini unutmayın. http://www.modasahnesi.com/

SEMAVER KUMPANYA (Çevre Tiyatrosu)

Yeri Haliç’in öte tarafında. Kocamustafapaşa’da. Oturma düzenini biraz zayıf bulduğum için bir daha gider miyim emin değilim, ama nostaljik bir dokusu var ona diyecek sözüm yok. Beni ilgilendiren oyunları, ki Oyun Atölyesi’ne geliyorlar. Kuşlar’ı ve Cimri’yi izleyebildim bu yıl. Serkan Keskin ve Sezin Bozacı’nın hayranıyım. Metot ve Veriler de görülecek oyunlar listemde. http://www.semaverkumpanya.com/tr/

TİYATRO KUMPANYASI

Mart ayı Kemal Kocatürk ayı oldu benim için. Ben, Orhan Veli oyununda Orhan Veli, Hasretinden Prangalar Eskittim oyununda Ahmed Arif ve Can oyununda Can Yücel olarak izledim ve her seferinde ayakta alkışladım. Hiçbir zaman hınca hınç dolu bir salonda izleyemediğim için -en azından Kadıköy için bunu söyleyebilirim- insanların kıymet bilmezliğinden dert yandım oyundan eve dönerken. Şiiri sevmem, şiirden anlamam diyorsanız Kemal Kocatürk vasıtasıyla tanıyın bu üç büyük şairi. Bakalım o zaman da sevmem diyebilecek misiniz? http://www.tiyatrokumpanyasi.com/

BAŞKA NELER VAR İSTANBUL’DA?

Zorlu PSM

İstanbul’da yaşayan, ekonomik olarak da imkanı olan, herkes için bir nimet burası. Dünya sahnelerinden oyunlar/gösteriler izleme şansı bulduğumuz gibi keyifli tiyatro oyunlarına da ev sahipliği yapıyor. Seni Seviyorum Mükemmelsin Şimdi Değiş bunlardan sadece biriydi. Yoldan Çıkan Oyun, 39 Basamak gibi merak ettiğim oyunlar var. Zaman yaratabilirsem, ne mutlu bana!

Şehir Tiyatroları

İstanbuldakiler için hem maddi olarak uygun olması hem de çok sayıda sahnesi olması nedeniyle kıymetinin bilinmesi gereken bir nimet. Geçtiğimiz sezon 10 oyun izledim, izlediklerim arasından Hayal-i Temsil, Komşum Hitler, Ölü Adamın Cep Telefonu, Sırça Hayvan Koleksiyonu, Şekerpare ve Türkiye Kayası’nı muhakkak görün derim.

Devlet Tiyatroları

İstanbul’da Şehir Tiyatrosu kadar olmasa da Devlet Tiyatrosu da yaygın ve oyun seçeneği çok. Anadolu Yakası’nda Caddebostan Kültür Merkezi ve Üsküdar Tekel Sahnesi’ni takip edebilirsiniz. Yakın olanlar için Kozzy AVM’deki Kozyatağı Kültür Merkezi de bir seçenek. Profesyonel zaten malumunuz, izlemeyenin hatırı kalıyor. Tiyatro sahnesinde farklı şeyler görmek isteyen için #Cehennem ‘i öneririm. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı ve Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş de izlemeye değer oyunları. Seneye daha çok oyun izlemem gerektiğini yazarken fark ettim, devlet tiyatrosunu biraz ihmal etmişim.

Aysa Organizasyon

Takip etmekte fayda olan bir organizasyon. Sayelerinde Kredi’yi ve Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı izledim. Güven Kıraç’ı tiyatro sahnesinde Kredi oyunu vasıtasıyla izlemenin tadı başkaydı. Ve kafası karışık kadınlar muhakkak izlemeli Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı.

Tiyatro Festivali

İKSV’nin her sene düzenlediği festival bu sene 3-28 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’daki çeşitli sahnelerde birçok oyun sergilenmesine vesile olacak. Ayrıntılı bilgiyi http://tiyatro.iksv.org/tr/ adresinden alabilirsiniz. Lalekart bahanesiyle bu sene 5 oyuna bilet alabildim, keşke vakit ve nakit daha çok olsa da daha çok gidebilseydim.

Böyleyken böyle.

İzlediğim her şeyi yazamadığım için en azından tavsiye edeyim de ekşisözlük’e falan bakıp aklınıza da yatıyorsa gidin görün istedim.

Tiyatrosuz bir dünya daha vicdansız olurdu. Tiyatro, yemyeşil bir ormanda nefes almak gibi iyi gelir bünyeye. Kutlu olsun ki mutlu olalım!

Reklamlar

Köprüden Görünüş

köprüden görünüş

Lisedeyken her Cuma sinemaya gitmekti tutkum. Çünkü güzel memleketime tiyatro kırk yılda bir gelirdi. Onlar da özel tiyatro oyunları olurdu, para denkleştirip gidemezdim. O yüzden bilmezdim tiyatronun nasıl bir aşk olduğunu..

İstanbul’daki öğrencilik yıllarım birkaç oyunla geçti. Özel tiyatrolar pahalı geliyordu, şehir ve devlet tiyatrolarını takip etmek gibi bir alışkanlık da edinememiştim.

Geçen yıl bu gidişe bir dur deme kararı aldım. Bu sene de her Cuma’yı tiyatro günü ilan ettim kendime. Oyun Atölyesi de merakla takip ettiğim sahneler arasında. Haluk Bilginer’in yönettiği ve rol aldığı Nehir oyunu sayesinde tanışmıştım bu sahne ile. Nehir artık oynamıyor, ancak Dolu Düşün Boş Konuş oyunu ve geçen Cuma izlediğim Köprüden Görünüş bu sezondan tavsiye edebileceğim oyunlar.

Köprüden Görünüş Oyun Atölyesi’nin bu sezondaki yeni oyunlarından biri. Karısı ve karısının güzel yeğeni Catherine ile beraber yaşayan ve ailesinin geçimini limanda çalışarak sağlayan Eddie, karısının İtalya’dan kaçıp gelen kuzenlerine evini açar. Ama kuzenlerden biri, Catherine’e aşık olunca Eddie’nin kendisinden bile gizlediği tutkusu hepsini trajik bir sona götürür.

Eddie rolünde Bülent İnal’ı, Catherine rolünde Nazlı Bulum’u ve hikaye anlatıcısı olarak da Kubilay Karslıoğlu’nu izlediğimiz oyunun diğer oyuncuları Aslı Yılmaz, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu. Oyunun yönetmenliğini ise Kim Korkar Hain Kurttan oyunu ile ismini duyuran Tekindor çiftinin oğulları Hira Tekindor yapmakta.

Oyun nelerden bahsediyor dersek…

  • Aşktan… Dürüst bir adamı yüzüne tükürülecek bir hainlik yapmaya sürükleyebilecek bir tutkudan…
  • Haktan ve hukuktan… İnsanların elleriyle kurdukları bir adalet sisteminin göreceliliğinden… Eşitsizliğinden…
  • Ülkelerinde karınlarını dahi doyuramayan insanların sevdiklerinden uzakta ekmek parası peşinde koşmasından… Gurbetin her türlüsünün zor olmasından… Herkesin yaşamaya değer hayalleri olduğundan…

Köprüden Görünüş oyununa bilet almak ya da Oyun Atölyesi’nin diğer oyunlarını incelemek için www.oyunatolyesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz. 7 Ocak’ta ilk kez sahnelenecek yeni oyunları Aşk Delisi için ben yerimi aldım bile! Provaları sürmekte olan yeni Haluk Bilginer oyunu Pencere’yi de merakla bekliyorum…

Tiyatro’dur, iyidir.

Alevli Günler

Küçüktüm, Edirne’ye pek sık oyun gelmezdi. Gelse de pahalı gelirdi, gidemezdim. O zamanlar daha İstanbul’da yaşamanın hayallerini kurardım. İstanbul’a gelip tiyatroya, sinemaya doyacağım günleri hayal etmek iyi gelirdi çocuk ruhuma.

İstanbul’a geleli 7 yıl oldu olmasına da tiyatro her zaman sinemadan sonra geldi benim için. Film festivallerini kaçırmayan ben tiyatroyu hep erteledim. Öğrencilik yıllarımda birkaç oyun izlesem de ‘tiyatroya sık sık giderim’ diyeceğim seviyeye gelememiştim bir türlü. Ta ki bu yıla kadar. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları programlarını takip eder oldum. Nehir, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Parkta Bir Gün gibi başarılı oyunlar izledim. Ve ilgin arttıkça algın da artıyor misali her geçen gün tiyatro için bir firsat gözüme ilişir oldu.

Geçenlerde fırsat sitelerinde gezerken denk geldim Alevli Günler oyununun biletlerine. Erkan Can’ın olması ve CKM’de oynayacak olması beni cezbetti. Anneme de sözüm vardı. Aldım iki bilet bize.

Alevli Günler, İstanbul Halk Tiyatrosu’nun bir oyunu. Oyunun yazarı Irmak Bahçeci. Oyuncuları Cem Davran, Erkan Can, Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin ve Selin Yeninci.

İstanbul Halk Tiyatrosu, 2006 yılı Aralık ayında İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kurulmuş. Erkan Can ve Cem Davran’ın da katılımları ile yoluna devam etmekteymiş. Facebook ve Twitter‘dan takip ederek oyunlardan haberdar olabilirsiniz.

Alevli Günler, toplumda ‘öteki’ olanların, azınlıkta kalanların hissiyatına ve yaşadıklarına ortak ediyor bizi. Bir Şaman’ın kendi dinini yaşama çabasını, kahkahası bol, minik dokunuşları ile düşündüren keyifli iki perdeyle anlatıyor. İnancını savunan ve inancına göre gömülmek isteyen bir Türkoloji profesörünü canlandıran Cem Davran’ın en yakın iki arkadaşı olarak Yıldıray Şahinler ve Bahtiyar Engin’i izliyoruz. Erkan Can ise kah komiser oluyor kah devlet memuru.. Sahneye bir sağdan giriyor, bir soldan.

Bugün birçok kaynakta Şamanlık olarak biline Gök Tanrı Dini, Türklerin ilk dinlerinden. Bir Türkolog’un Şaman olmayı seçmesi da gayet doğal. Ki Türkolog olmasa bile insan neye isterse ona inanıyor, burası inanç özgürlüğü olan bir ülke değil mi? Her ne kadar doğuştan nüfus kağıtlarındaki din hanesine ‘İslam’ yazılsa da…

Ülkemizle sınırlandırmayalım. Topluluklar, normlarının dışında kalan herkesi ‘öteki’ belirleyip ‘normal olmayan’ herkese dünyayı dar ediyor. Burası net. Farklı düşüncenin nefes alamadığı toplumlar oluyoruz. Eğer azınlık olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsak ya da unuttuysak, Alevli Günler gibi oyunları izlemek lazım.

Kıssadan hisse tiyatro’dur, iyidir.

Kurtul anılardan, sarıl yarınlara.

Yıla Ankara’da başlamıştım.. Ve İstanbul’da bitirdim.
Ankara’ya gidişimde her şeyin düzeleceği umudu vardı içimde. Sonuna kadar denedim aşkı. 2014 aşkı deneyip de bulamadığım yıl oldu. 
Bitişlerden çok başlangıçlar vardı ama hayatımda.
Cemal Süreya’yı tanıdığım yıl oldu mesela. Şiiri keşfettim adım adım, isim isim. Cemal’i sevince Tomris’i de sevdim, Turgut’u da.  Yeri geldi Ali Lidar’a katıldım yeri geldi Ah Muhsin Ünlü’ye. Ah Muhsin Ünlü demişken, ‘İtirazım Var’ ile Onur Ünlü’yü tanıdım. Ki bu da yılın en iyi kazanımlarından bana göre.  Didem Madak’ı tanıdım bir de. En çok gidişlerin ardında kalan kadınlara dokunur kendisi, bana dokunmaması mümkün değildi ki! 2014 şiiri sevdiğim yıl olarak kayıtlara geçebilir mi?
Sinema geri planda kaldı hayatımda bu yıl. Festivallere ve Başka Sinema’ya daha çok tutunmam bu sebepleydi belki de. Şubat demek !f demekti, Nisan demek İstanbul Film Festivali.  Ve adı üstünde Ekim demek Filmekimi demekti. Film izleyememin tek sebebi kitap değildi elbette. Diziler izledim, film tadında. Game of Thrones ve Masters of Sex’ten bahsediyorum. Prodüksiyon açısından çok dıyurucu diziler değil mi?
Kitaplar en yakın arkadaşlarım oldu bu yıl. Hep başucumdaydılar, hep yanımda. 28 kitap okudum geçtiğimiz yıl, bir kısmı şiir çok azı öykü. Hiç tanımadığım isimler tanıdım. Virginia Woolf, Tezer Özlü, İnci Aral, Haruki Marukami, George Orwell, Selim İleri, Ahmet Altan, Osho, Dostoyevski, Yusuf Atılgan’ı ilk kez bu yıl okudum. Bu yıln en’lerini listelemek gerekirse…
1. AhmetUmit ve Beyoğlu’nun En Güzel Abisi
2. GeorgeOrwell ve Hayvan Çiftliği
3. VirginiaWoolf ve Kendine Ait Bir Oda
4. UygarŞirin ve Karışık Kaset
5. Osho ve Aşk, Özgürlük ve Tek Başınalık
Kitap hayatımın merkezine girince kahve de girdi. Yıllar önce hiç uğramadığım Starbucks ikinci durağım oldu evimden sonra. Kahveli kitaplı paylaşımlarım boy gösterdi Instagram hesabımda.
Müzik de vardı her zamanki gibi hayatımda. Müziksiz hayat olur mu zaten? Tarkan’ı dinledim bu yıl, sonunda. Sezen Aksu’yu dinledim. Festivallere gittim bolca. Birgünlük Festival, GNCFEST, Zeytinli Rock Festivali. Pharell Willams ve Happy’i omuzlarda dinledim canlı canlı. Kimleri dinledim en çok derseniz.. Mehmet Erdem, Candan Erçetin, Aylin Aslım, Cem Adrian, Nazan Öncel, Sıla vardı dinlemeye doyamadığım. Pharrell Williams, Kathy Perry, Lady Gaga, Sia, Avicii, Calvin Harris vardı dans etme sebebim. Iyeoka, Indila, Ceylan Ertem, Özlem Bulut, Imagine Dragons, Adamlar gibi keşifler kaldı geriye daha çokca dinlenecek. Ve tabi geç kazanılanlar vardı, bu sene keşfedilenler: Zaz, Joss Stone, Norah Jones, Jehan Barbur, Oi Va Voi gibi. Ama 2014 için benim için en önemli kazanım Ahmet Kaya şarkılarıydı.
Sinema azdı belki ama tiyatro boldu. 2014 tiyatronun değerini anladığım yıldı. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları… Merdivenler diye bir oyun izledim mesela, etkisi derin. Mert Fırat’ı, Haluk Bilginer’i izledim mesela sonunda. Daha defalarca da izlerim.
Kadıköy’de takılmaya başladım mesela. Belfast Irısh Pub ve Lal ilk duraklarım oldu. İkinci Yeni var mesela, Qawah var Kadıköy’de. Bilir misiniz? Bilin derim. Bir de Karaköy’e bilin.
Bir de üzüldük bu yıl bolca. Adaleti bekledik, bekliyoruz umutsuzca. Bu ülke adaletini yitirdi. Umudunu da.. Öfkelendik, yediremedik bazı şeyleri. Bir geyik olan ‘ülke yaşanmaz oldu gidelim’ lafı ciddiye bindi. Ciddi ciddi düşünüldü. Ama her şey kanıksandı zaman sayesinde. Korktuğumuz başımıza geldi. Her geçen gün yeni bir saçmalığa uyanıyor bu ülke.
Ülkenin gerginliğini nasıl attık peki? Ben iyi havalarda çimlerde çıkardım acısını mesela bu yıl. Çimlerde yatarak, gökyüzünü seyrede seyrede.. Caddebostan Sahili’nde yoga yaptım bir de. Al sana bir yenilik daha!

“Bazen bir yere varmayacak olsa da, o yolda yürümek ister insan. Varacağı nokta değil, yolculuğun kendisidir keyif veren.”

Ben de yürümüşüm bu yıl bolca. Varış noktası birisi ya da bir yer olmasa da anılarım olmuş, birikimimlerim olmuş…

Alaçatı’ya gitmeyi çok isterken kendimi Bodrum’da bulmuşum mesela. O da ‘to do list’teydi. Çok da sevdim bu Bodrum’u. Denize, güneşe karşı kitap okumak ne güzeldi! Alaçatı gibi isteyip de ulaşamadığım bir şey daha vardı bu yıl: Opera. Seneye inşallah… 
OT Dergisi’ni keşfettim bir de. Radikal kapanınca gazete alamaz olduk. Gazete tadında bir mizah dergisi ihtiyacı doğdu ve OT imdadıma yetişti. Radikal demişken… Dijital ortama geçmek nasıl radikal bir karardır? Ayrıca Ezgi Başaran nasıl başarılı bir kalemdir?
2014 yılı topuklu ayakkabı giymeye alışma yılı da olabilir, evet. Kurumsal hayata geçişi bahane edip, yıllardır uzun boylu olmamı bahane edenlere inat giydim topuklu ayakkabıları. Feminist ruhun varsa feminen olamazsın diyenlere inat yürüdüm tak tak.
Öylesi, böylesi bitti bir yıl daha. 2015’in mottosu ne olsun derseniz? Unutursam Fısılda filmini izleyenler bilirler, finalde Hümeyra’nın seslendirdiği ‘Kirli Beyaz Kedi’ şarkısından alıntı yapacağım.
‘Kurtul anılardan, sarıl yarınlara.’

Yalnızlık İstanbul ile Paylaşılır..

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.
Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Demiş Özdemir Asaf. Eğer yalnızlığını senin kadar kalabalık ama bir o kadar da yalnız bir şehirle paylaşıyorsan yalnızlık paylaşılır üstadım. Ben bu Cumartesi yalnızlığımı İstanbul ile paylaştım mesela.
Aşkı özlediğim ama bir o kadar da sorguladığım zamanlardan geçiyorum sanırım. Bir şeyler için uğraş verdim, veriyordum ama yorgun ruhum daha fazlasını kaldıramadı. Yine en kadim dostuma, yalnızlığıma düşkün oldum. 
Hafta sonunu kendimle baş başa geçireceğim anlaşılınca, ilk aşkım İstanbulumla da yapılacaklar listem kabarınca girdim İstanbul’un koynuna, bıraktım kendimi kalabalığına.
İstanbul Modern’deki Yüzyıllık Aşk sergisi ilk durağım oldu. Türk sinemasının 100. yılı kutlanıyor, siz de eksik kalmayın bu şölenden. Yeşilçam tutkusu başka bir şeydir. Yeşilçam aşktır, Yeşilçam çabadır, Yeşilçam emektir. Ve sergide de denildiği gibi sinema bir mikroptur, bir kere bulaşınca kurtulamazsınız. Kurtulmak da istemezsiniz zaten. 
İstanbul Modern’e girmişken diğer sergileri de görmeden duramadım. Özellikle 9 Kasım’a kadar sergilenecek olan Yolda fotoğraf sergisi görülmeye değer. Müzenin girişindeki Geçmiş ve Gelecek koleksiyon sergisindeki bazı çalışmalara hayran kaldığımı belirtmeden geçmeyeyim…
İstanbul Modern’dan sonraki durağım Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi idi. Cibali Karakolu’na bilet bulamayınca alternatifim olan Kabare’ye gittim. Müzikallere ayrı bir ilgim vardır zaten. Kabare de “siz eğlene durun, dünyanın hali hal değil” mesajı veren, günümüzde yaşananlarla kıyas yaparak kafa patlatabileceğiniz, bir yandan da kulaklarınızın basını sileceğiniz bir yapım olmuş. Tiyatroya daha çok destek vermeli, daha sık gitmeli. Bunu her tiyatroya gidişimde kendime söylesem de sık gitmiyorum. Bu kez kendime hedef koydum, bakalım..
Oyuna yetişme telaşı içinde olduğum için keyfini süremediğim boğaz manzarasının tadını çıkardım oyun çıkışında. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önündeki açık alanda ne de güzel gün batımı izlenir. Çamlıca, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı.. O kadar net izlebiliyor ki. Aklınızda bulunsun derim.
Manzaranın tadını çıkardıktan sonra yürüyerek Beşiktaş’a indim. Maçka, İstanbul’a yeşil yakışıyor diye bağırıyordu adeta. Dolmabahçe’den Beşiktaş’a giden o ağaçlı yol İstanbul’da yürümeyi en çok sevdiğim yerlerden. Üzerine bir de vapur sefası yapınca, keyfime diyecek olmuyor. 
Güneşin bulutların arkasında kalmasından olsa gerek deniz pembeye döndü dönüş yolunda. Vapur ilerledikçe pembe denizi yarıp maviye bürüdü. Pembe bulutların gölgesinde Galata ve tarihi yarımada başka bir güzel göründü gözüme. Tekrar aşık oldum bu şehre. Bana yaşattığı keyifli Cumartesi için teşekkür ettim. Onunla geçirmek istediğim zamanlarda bana yapacak bir şeyler sunduğu için minnet duydum. Ve yuvama döndüm.
Sonra açtım böğürtlen şarabımı. Yaşadığım günü geçirdim aklımdan. Ve bu satırları yazdım…