Hiçbir şey istemedim..

yalnızlık

Kahvemi yudumluyordum. Uyanalı çok olmamıştı. Bir süre yatakta miskinlik yapmıştım, ardından mutfağa geçmiş kahve makinemin bana kahve hazırlamasını beklemiştim. O sırada Spotify’ı açmış Kalben’den ‘Sadece’ şarkısını dinlemeye başlamıştım.

Hazırlanıp sokağa atacaktım dakikalar sonra kendimi. Rahat kitap okuyayım diye otobüse binecek, varış noktamda günler öncesinden özenle seçtiğim festivaller filmlerinden birini izleyecektim. İstanbul’da en sevdiğim üç aydan biriydi Şubat. Bol bol film demekti. Kırık kafalar neler üretiyor izlemek demekti. Kırık kafaları severdim, Kalben’i de bu yüzden sevmemiş miydim?

Sinemadan sonra belki biraz dolaşacak, hava güzel olursa vapur keyfi yapacak ve bir sonraki filmime kadarki zamanımı değerlendirmek için rahat rahat kitap okuyabileceğim bir yere park edecektim. Kitap kahve konseptli fotoğrafımı çekip instagramda paylaşmayı ihmal etmezdim zaten. Bu aralar öykülere dadanmıştım. Kadınlara ve Ankara’ya öyküleri yakıştırır olmuştum.

Diğer filmimin saati geldiğinde yine salona girecek, filmden önceki zamanımı check-in yaparak ve filme ya da festivale dair tweetleri okuyarak geçirecektim. Filmden sonra ise evime dönecek, bir bardak sütümü alıp yatağıma geçecek belki bir şeyler karalayacak belki de sadece bir şeyler okuyacak, sonra da mışıl mışıl uyuyacaktım. Ve tüm bunları yalnız yapacak, bundan büyük keyif duyacaktım.

İnsanlar yalnız başına bir şeyler yapabilmenin keyfini bilmiyorlar. Kendin için fotoğraf çekmenin, tweet atmanın, yazmanın, okumanın, izlemenin, dinlemenin ne demek olduğunu bilmedikleri için ‘paylaşmak’ eyleminin sadece bir başkasıyla olabileceğini sanıyorlar. İnsan hayatını önce kendisiyle paylaşabilmeli. Anladınız mı? Sanmam.

Siz Kalben dinleyin en iyisi.

Reklamlar

Çatı Katımda, Tek Başıma

Kendimi bildim bileli çatı katlarına tutkunumdur. Her zaman “bir gün yalnız yaşamaya başlarsam kendime ait küçük bir çatı katım olsun” derdim. Beklenmedik bir şekilde, umduğumdan erken de olsa, artık bir çatı katında tek başıma yaşıyorum.

Bundan dört yıl önce İstanbul’a geldiğimde yurda kayıt olurken “eve çıkmak” bir hayaldi. Ailemin şartları o an sadece yurda imkan verebiliyordu. Ama korkularım da yoktu. Garip bir his vardı sadece içimde. Daha önce halkoyunları yarışmaları ve festivaller nedeniyle iyisinden kötüsüne türlü yurt ve otellerde kalmıştım. Ama bu seferki yeni bir yaşam biçimi demekti. Üç yıl boyunca neler yaşanmadı ki… Üniversiteyi kazanan her gencin, kısa ya da uzun süreli olması fark etmez, yurt hayatını tecrübe etmesi gerek. Ben hiç pişman değilim, gayet güzel anılarla ve deneyimlerle hatırlıyorum o günleri.

Geçen yıl Şubat ayıydı eve çıkmaya karar vermem.Babam biraz daha sabret dedi. Ben de kimle çıkacağıma karar veremiyordum zaten. Haliyle Nisan’a kadar bekledim. Sonra liseden bir arkadaşımla çıkmaya karar verdik. Üç ya da dört gün sonunda 650 milyona bir teras katı bulduk kendimize.

O terası o kadar sevmem nedendi bilmiyorum. İçine girdiğim an kanım ısındı işte. Aramaktan da bıkmıştım, yurttan biran önce çıkmam gerekiyordu. Yeri de iyiydi. Levent metrosuna 10 dakika. Apar topar çıktık eve işte. Ama ev sonuçta yurda benzer mi? Bir de teras olunca. Bir süre çatının akmasını çektik. Kombi arıza yaptı durmadan. Derken bir de baktık kontratı yenileme zamanı gelmiş. Sevgili(!) eski ev arkadaşım da bir sene daha burada idare edelim deyince kontrat yenilendi. Sonra okullar bitti o Edirne’ye döndü. Ben de o dönene kadar, yaklaşık üç ay, yalnız yaşadım o evde.

İnsan yalnızlığa alışmasın bir kere. Gerçi ara ara annem geldi ama genel olarak kendi başımaydım. Kafama göre takılmayı zaten severim, yaz tatili bitimine doğru kendimi “Ev arkadaşım da döncek, onsuzluğa alışmıştım.” tarzı cümleler kururken buldum. Çok içten söylemiş olacam ki eski ev arkadaşımın gelmesiyle bomba haberi vermesi bir oldu. “Ailem İstanbul’a yerleşiyor, ben bir aya evden çıkarım!” Ne demek lan bu? Yok artık! Ama oluyor böyle şeyler.

Tabi beni aldı bir telaş. Zaten Mayıs’ta kontrat tarihi gelmeden ben ayrı eve çıkmak isteyeceğimi söyleyecektim. Ama bu fazla erken olmuştu. Tam okulların açıldığı dönem ev bulmak? Kombili? Tek kişilik? 500 TL’ye? Bu taraflarda?

Bir gün, bir arkadaşımla çıktım ev aramaya. Bir çok emlakçının alay konusu oldum tabi. Ama bir önceki ev arama tecrübemden alışıktım buna. Gültepe’de gösterilen evden sonra (onu da zor bulduk yani) ümitsizlik dayandı kapıma. Çeliktepe’ye gittik arkadaşla. Sokak sokak, emlakçı emlakçı dolandık. Şuan yaşadığım ev haricinde 500’e ev yoktu! Bir çare geldik eve bakmaya. Ve yine bana olan oldu.

Benim şu “içimin birden ısınmaları” yok mu… Hep başıma dert oluyor! Bu eve de içim ısınmıştı işte. 4. Levent metrosuna 15 dakika yürümeyi göze alacak kadar ısındı hem de.Ve yine ani bir operasyonla taşındım.

Evin dertleri yine başımda. Bir ay geçmesine rağmen kombimi ve internetimi bugün bağlatabildim. Camcısıyla uğraş, doğalgazcısıyla uğraş… Ama en nihayetinde hep istediğim gibi çatı katımdayım. Bana kadar bir dünya kurdum kendime. Adem olana çok bile!