Neden okuyamıyorum?

tsundokuJaponlar buna tsundoku diyor, bir çeşit hastalık. Okuyamayacağım kadar kitap almak şeklinde özetlenebilir.

Hepsi bitmeye yakın bu kitaplar neden bu kadar birikti derseniz.. Her şeyin sorumlusu olarak Oğuz Atay ve Tutunamayanları göstereceğim. Kimse kusura bakmasın… Tutunamayanlar’ı okuyamadıkça bir kitap aldım elime ve sonuç bu! Tabi Mülksüzler’den sonra bir süre başka bir şey okumak istememem de birikmelerinde pay sahibi. Sonuç olarak Tutunamayanlar ve ondan sebep başlayıp sevemediğim Oblomov’u okumayı bırakıyorum!

Bazı filmler gibi bazı kitapların da zamanı var sanırım. Ve ben Tutunamayanlar için hazır değilmişim demek! Ya da bu kitap bana hitap etmiyor, bu daha basit ve makul bir neden. Sevemedim, sevemiyorum.

Hadi öykü okuyayım arada, belki o zaman akar gider dedim. Yok yok yok! Ne yapsam okuyamadığım gibi aklımı da kurcalamaktan öteye geçemedi bu kitaplar. Sonunda pes ettim. Ne Oblomov ne de Tutunamayanlar benim kitabım değil demek diyorum ve yola onlarsız devam ediyorum.

100 olan okuma hedefimin çok gerisinde olmakla beraber “kaç film izledim, kaç kitap okudum, kaç oyuna gittim” sayımlarıma da bir son vermem an meselesidir. Çünkü çok yorucu oluyor biliyor musunuz?! Kendimle yarışıyorum deliliğe bak.

Bu arada, fotoğrafta gördüğünüz yoga kitapları son dönem takıntımın ürünü olup Osho’yu okudukça yogaya bir adım daha yaklaştığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Ayrıca öykü okumaya alıştım alışalı romanlara zor bağlanır oldum. Siz kimseye öykü sevdirmeyin! (Şaka şaka sevdirin.)

Herkese iyi pazarlar!

Reklamlar

Kurtul anılardan, sarıl yarınlara.

Yıla Ankara’da başlamıştım.. Ve İstanbul’da bitirdim.
Ankara’ya gidişimde her şeyin düzeleceği umudu vardı içimde. Sonuna kadar denedim aşkı. 2014 aşkı deneyip de bulamadığım yıl oldu. 
Bitişlerden çok başlangıçlar vardı ama hayatımda.
Cemal Süreya’yı tanıdığım yıl oldu mesela. Şiiri keşfettim adım adım, isim isim. Cemal’i sevince Tomris’i de sevdim, Turgut’u da.  Yeri geldi Ali Lidar’a katıldım yeri geldi Ah Muhsin Ünlü’ye. Ah Muhsin Ünlü demişken, ‘İtirazım Var’ ile Onur Ünlü’yü tanıdım. Ki bu da yılın en iyi kazanımlarından bana göre.  Didem Madak’ı tanıdım bir de. En çok gidişlerin ardında kalan kadınlara dokunur kendisi, bana dokunmaması mümkün değildi ki! 2014 şiiri sevdiğim yıl olarak kayıtlara geçebilir mi?
Sinema geri planda kaldı hayatımda bu yıl. Festivallere ve Başka Sinema’ya daha çok tutunmam bu sebepleydi belki de. Şubat demek !f demekti, Nisan demek İstanbul Film Festivali.  Ve adı üstünde Ekim demek Filmekimi demekti. Film izleyememin tek sebebi kitap değildi elbette. Diziler izledim, film tadında. Game of Thrones ve Masters of Sex’ten bahsediyorum. Prodüksiyon açısından çok dıyurucu diziler değil mi?
Kitaplar en yakın arkadaşlarım oldu bu yıl. Hep başucumdaydılar, hep yanımda. 28 kitap okudum geçtiğimiz yıl, bir kısmı şiir çok azı öykü. Hiç tanımadığım isimler tanıdım. Virginia Woolf, Tezer Özlü, İnci Aral, Haruki Marukami, George Orwell, Selim İleri, Ahmet Altan, Osho, Dostoyevski, Yusuf Atılgan’ı ilk kez bu yıl okudum. Bu yıln en’lerini listelemek gerekirse…
1. AhmetUmit ve Beyoğlu’nun En Güzel Abisi
2. GeorgeOrwell ve Hayvan Çiftliği
3. VirginiaWoolf ve Kendine Ait Bir Oda
4. UygarŞirin ve Karışık Kaset
5. Osho ve Aşk, Özgürlük ve Tek Başınalık
Kitap hayatımın merkezine girince kahve de girdi. Yıllar önce hiç uğramadığım Starbucks ikinci durağım oldu evimden sonra. Kahveli kitaplı paylaşımlarım boy gösterdi Instagram hesabımda.
Müzik de vardı her zamanki gibi hayatımda. Müziksiz hayat olur mu zaten? Tarkan’ı dinledim bu yıl, sonunda. Sezen Aksu’yu dinledim. Festivallere gittim bolca. Birgünlük Festival, GNCFEST, Zeytinli Rock Festivali. Pharell Willams ve Happy’i omuzlarda dinledim canlı canlı. Kimleri dinledim en çok derseniz.. Mehmet Erdem, Candan Erçetin, Aylin Aslım, Cem Adrian, Nazan Öncel, Sıla vardı dinlemeye doyamadığım. Pharrell Williams, Kathy Perry, Lady Gaga, Sia, Avicii, Calvin Harris vardı dans etme sebebim. Iyeoka, Indila, Ceylan Ertem, Özlem Bulut, Imagine Dragons, Adamlar gibi keşifler kaldı geriye daha çokca dinlenecek. Ve tabi geç kazanılanlar vardı, bu sene keşfedilenler: Zaz, Joss Stone, Norah Jones, Jehan Barbur, Oi Va Voi gibi. Ama 2014 için benim için en önemli kazanım Ahmet Kaya şarkılarıydı.
Sinema azdı belki ama tiyatro boldu. 2014 tiyatronun değerini anladığım yıldı. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Şehir Tiyatroları… Merdivenler diye bir oyun izledim mesela, etkisi derin. Mert Fırat’ı, Haluk Bilginer’i izledim mesela sonunda. Daha defalarca da izlerim.
Kadıköy’de takılmaya başladım mesela. Belfast Irısh Pub ve Lal ilk duraklarım oldu. İkinci Yeni var mesela, Qawah var Kadıköy’de. Bilir misiniz? Bilin derim. Bir de Karaköy’e bilin.
Bir de üzüldük bu yıl bolca. Adaleti bekledik, bekliyoruz umutsuzca. Bu ülke adaletini yitirdi. Umudunu da.. Öfkelendik, yediremedik bazı şeyleri. Bir geyik olan ‘ülke yaşanmaz oldu gidelim’ lafı ciddiye bindi. Ciddi ciddi düşünüldü. Ama her şey kanıksandı zaman sayesinde. Korktuğumuz başımıza geldi. Her geçen gün yeni bir saçmalığa uyanıyor bu ülke.
Ülkenin gerginliğini nasıl attık peki? Ben iyi havalarda çimlerde çıkardım acısını mesela bu yıl. Çimlerde yatarak, gökyüzünü seyrede seyrede.. Caddebostan Sahili’nde yoga yaptım bir de. Al sana bir yenilik daha!

“Bazen bir yere varmayacak olsa da, o yolda yürümek ister insan. Varacağı nokta değil, yolculuğun kendisidir keyif veren.”

Ben de yürümüşüm bu yıl bolca. Varış noktası birisi ya da bir yer olmasa da anılarım olmuş, birikimimlerim olmuş…

Alaçatı’ya gitmeyi çok isterken kendimi Bodrum’da bulmuşum mesela. O da ‘to do list’teydi. Çok da sevdim bu Bodrum’u. Denize, güneşe karşı kitap okumak ne güzeldi! Alaçatı gibi isteyip de ulaşamadığım bir şey daha vardı bu yıl: Opera. Seneye inşallah… 
OT Dergisi’ni keşfettim bir de. Radikal kapanınca gazete alamaz olduk. Gazete tadında bir mizah dergisi ihtiyacı doğdu ve OT imdadıma yetişti. Radikal demişken… Dijital ortama geçmek nasıl radikal bir karardır? Ayrıca Ezgi Başaran nasıl başarılı bir kalemdir?
2014 yılı topuklu ayakkabı giymeye alışma yılı da olabilir, evet. Kurumsal hayata geçişi bahane edip, yıllardır uzun boylu olmamı bahane edenlere inat giydim topuklu ayakkabıları. Feminist ruhun varsa feminen olamazsın diyenlere inat yürüdüm tak tak.
Öylesi, böylesi bitti bir yıl daha. 2015’in mottosu ne olsun derseniz? Unutursam Fısılda filmini izleyenler bilirler, finalde Hümeyra’nın seslendirdiği ‘Kirli Beyaz Kedi’ şarkısından alıntı yapacağım.
‘Kurtul anılardan, sarıl yarınlara.’

Bitti Haziran…

Akşam yazıyordum. Bloga mı diye sordu bir arkadaş. Hayır, bu ara kendime kendim için yazıyorum. Mısraları kendime saklamayı tercih ediyorum. Bir de yazılar sadece bana dair değil, bana dahil olanlara dair. Bu yüzden kendime saklıyorum.
Tabi bu boş durduğum, işten eve evden işe gittiğim, monoton bir bankacı olduğum anlamına gelmesin. Bankacı da diyemeyiz ya bana.. Yeni şeyler deniyorum, yapmayı özlediğim şeyleri yapıyorum, görmeyi özlediğim insanları görüyorum falan..
Yoga yaptım mesela! Caddebostan sahilde kendimle buluştum. O kadar rahatlatıcıydı ki… En kısa zamanda tekrar yapmalıyım.
Beşiktaş’taki Frank Kafka Cafe’de saatlerce kitap okudum mesela. Kitap okunası yerler hakkında tavsiyelere açığım. Bir de Kadıköy Bahariye’deki Starbucks’ı severdim ama orası kapattılar sanırım. 
Kitap demişken… Ahmet Ümit ve Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni tavsiye ederim. Hem son bir yılda yaşananlara değinmesi nedeniyle, hem de yaşayamadığımız Beyoğlu’nu yaşatması nedeniyle beğendim. Nevzat Başkomiserim bir başkadır zaten.. Bir de daha çok kitap okuyabilsem ya!

Seyahat planları yapıyorum, bakalım harekete geçebilecek miyim? Geçeyim ya n’olur geçeyim gezmeyi çok özledim!
Opera Festivali’ni kaçırdım mesela. Çok şaşırdım, ama mutlu da oldum. Opera için can atan bir kitle olması ne güzel. Caz Festival’ini de seneye erteledim. Çünkü tercihimi Kardeş Türküler&Sezen Aksu ve açıkhavadan yana yaptım. Açıkhavada konser izlemek ne kadar güzel oluyormuş! Bol sürprizle bol keyifli bir akşamdı.
Tarkan’ı da izledim geçen zamanda, söylemiş miydim? Adam iyi gençler. Net. Konser demişken BirGün’lük Festival’i de unutmamak gerek. Ne güzel bir Pazar’dı o. İnsanın ülkeye dair umudunu arttıran bir kalabalık vardı. Gezi ruhu sen hep yaşa emi?
Sonunda Haluk Bilginer’i izledim mesela. Nehir oyunu gerçekten kaçırılmaması gereken bir oyunmuş. Ya da ben Haluk Bilginer nerede oynasa hayran olurum bilmiyorum. Emin olduğum şey “Oyun Atölyesi’ne daha sık gitmeli”. Tiyatroya daha sık gitmeli. 
Bir de son zamanlarda şiir var hayatımda. Hep olmalıymış ve bundan sonra da olacak zaten. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Nazım Hikmet, Necip Fazıl.. İyi ki varsınız ki! Onlar ne güzel dizeler öyle. Bir tek onlar değil tabi. Ah Muhsin Ünlü (Onur Ünlü) mesela. Ne de güzel demiş..

“Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma”